Gazi ve Şehitlerin çok olduğu bir ülkenin mensubu olarak, Gaziler Günü’nde günümüzde gelişen çılgınca silahlanma yarışı ve çatışma ortamından ötürü; değerlendirme yapmak kaçınılmazdır. Çünkü dünyada krize karşın, silah sektörü büyümektedir. Ülkelerin bütçelerinde ise en fazla artan, “Savunma Bütçesi” kalemi olmaktadır. Hal bu iken; insani, hukuki ve adalet değerlerinin gerilediği “Yeni Dünya Düzeninde”, Eski Dünya’dan miras kalan acılardan ayrı, güzellikleri de hatırlamak çok yerinde olur.
Farklı dinlerden ve dillerden binlerce askerin hayatını kaybettiği; 3 Kasım 1914 – 9 Ocak 1916 tarihleri arasında yaşanan Çanakkale Savaşlarının muzaffer komutanlarından Mustafa Kemal Atatürk’ün; savaştığı ve hayatını kaybeden Anzak Askerlerinin ailelerine yolladığı taziye mesajı yeniden hatırlanmalıdır. Atatürk o mesajda; “Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyun. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim evlalarımız olmuştur”. Bu satırlar, yalnızca kendisi değil; o dönemde bürokraside, orduda, kentinde, köyünde, binlerce evladını toprağa veren anaların babaların ve o günün gazilerinin hala yaşadığı dönemde yazıldı. Bu Cumhuriyeti yeni bir başlangıç olarak sunan bir liderin cesaretle dile getirdiği sözleridir. Yalnızca bu zenginlik değil.
Bizim ve Kıbrıslı Rumlar ile Türkiye ve Yunanistan halklarının, Ege ve Doğu Akdeniz’de gerilim ipinin ağırlıklı olarak çekildiği günümüzde, hatırlaması gereken; bize dünden miras kalan bir başka güzellik daha var. Ulusal Kurtuluş Savaşı başarı ile sonuçlanmış. Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş ve Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti yalnızca tüm dünya tarafından değil ama çatıştığı devletler tarafından da tanınmış oldu. İşte böyle bir ortamda savaşın Muzaffer Komutanı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucu Cumhurbaşkanı olarak Mustafa Kemal Atatürk; 15/5/1915’te Yunan Ordusuna Anadolu’yu işgal etme talimatı veren ve Kurtuluş Savaşı’nın başlamasına yol açan, o dönemin Yunanistan Başbakanı Sayın Elefterios Venizelos’u Türkiye’ye davet etti. Bu davet 26 Ekim ve 1 Kasım 1930 tarihleri arasında gerçekleşti. Yani Sayın Venizelos, savaşın galibiyet sonucu olarak ortaya çıkan, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluş Yıldönümü olan 29 Ekim törenlerinde de bulunarak ve eskinin acılarının üzerinden, yeninin barışçı ortamının gelişmesine katkı sağlayacak olan antlaşmalara imza atmıştı. Günümüz dünyasında eski deyip, bu güzellikler yerine hala; acıların hesabını karşılıklı yaşatmak ve hesaplaşmak için gerilim ipini daha da germeye çalışanlara; Gaziler Günü’nde bunları hatırlatmak istedim. Crans Montana’da anlaşma isteyen Yunanistan Başbakanı Sayın Çipras’a dönük; Sayın Anastasiadis’in; bu barışçı teşvik için ne söylediğini; yıllar sonra büyük bir cesaretle Sayın Andros Kibrianu açıkladı. O sözleri ve tavrı bugün, o kesintiden sonra antlaşma değil ama hala görüşme ortamı ve süreci arayan “Kıbrıslıların” unutmaması gerekir. Çünkü darbeci Albaylar Cuntasının 15 Temmuz 1974’te yaptıklarını da unutarak Sayın Cipras’a; “siz 1974’te de bizi yalnız bıraktınız, şimdi de öyle mi olacak” diyerek, anlaşmayı reddetti. Netanyahu’nun gölgesine sığındı. Bu nedenle, 20.yy ilk çeyreğinde Venizelos - Atatürk dostluğunun insani zenginliğine; 21.yy ilk çeyreğinde şapka çıkartmak gerekir. Yunanistan ve Türkiye’nin, Kıbrıs Türk Toplumu ile Kıbrıs Rum Toplumunun yönetimleri ve her görüşten siyasi gücü; “21.yy ilk çeyreğinde, Eski Dünyanın” metotları ile ülkeleri insan kasaphanesine ve dünyayı da her dinden, dilden, renkten ve ulusal etnik kimlikten insanın kanının, gürül gürül aktığı, mezbahaya döndürmeye çalışanlara dur demek için, barışı cesaretle ileriye taşıyan bu liderleri örnek almalıyız. Cumhuriyetler kindarlıkla yaşamaz. Barışla büyür.


