Kıbrıslı Türklerin ‘çözüm sonrasına’ ilişkin iki büyük endişesi vardır…
Birincisi ve en önemlisi güvenlik…
Türk askerinin adada bulunduğu bir dönemde dahi güneydeki terör örgütü mensupları, öğrencilerle birlikte ‘Kıbrıs Yunandır’ sloganı altında düşmanca tavırlar içine girebiliyorsa; asker gittikten sonra neler yapabilir?..
Bu endişeyi taşıyan herkes son derece haklıdır…
Kıbrıs sorununu yeterince inceleyen yabancılar da bu haklı endişeye saygı duymalıdır…
Bizler Kıbrıslı Türkler olarak; karşı tarafla bir anda tango yapamayacağımızı iyi biliyoruz…
Evliliklerin veya ticari şirketlerde ortaklıkların olmayacağını da biliyoruz…
Ancak 52 yıl süreyle güvenlik altında yaşadıktan sonra yeni bir maceraya sürüklenmeyi kimse göze alamaz…
O yüzden de Rum siyasi liderliği, aşırı uçların Türk düşmanlığını körüklemelerinin önüne geçmeli, bu konuda ağır cezaları gündeme getirmelidir…
Kilisenin siyaset üzerindeki etkisi de sonlandırılmalıdır…
Bunu yapabilirler mi?..
Kesinlikle yapamazlar…
Kilisenin onayını almadan herhangi bir konuda anlaşma da yapamazlar…
Böylesi bir durum, çözümün önündeki en büyük engellerden biridir…
Çünkü; Kıbrıs meselesi sadece güvenlik ve toprak meselesi değildir…
Rum kilisesinin temel hedefi, adanın Ortodoks Hristiyanlar tarafından yönetilmesidir…
Halbuki farklı kültürler, farklı dinler bir ülkenin renkleridir…
Mülkiyet konusu da önemli
Kıbrıslı Türkler açısından ikinci önemli sorun ise mülkiyet konusudur…
Kıbrıslı Rumların ezici bir çoğunluğu 1974 öncesindeki mülküne dönmek istiyor…
Takas veya tazminatı kabul edenlerin sayısı çok azdır…
Bir an için ‘herkesin evine döndüğünü’ düşünelim…
O zaman iki bölgelilik ortadan kalkacak değil mi?..
Göçmen Kıbrıslı Türkler; güneyde yıkılan veya istimlak edilerek yol, mezarlık, okul, cephanelik veya havaalanı yapılan mülküne dönme şansı bulamayacak…
İngiltere’de olduğu gibi 55 veya 65 metrekarelik belediye konutlarına mı yerleştirilecek bu insanlar?..
Yeni yerleşim yerlerinde ne iş yapacaklar, nasıl geçinecekler?..
Rum liderliğinin öncelikle Kıbrıslı Türklerin bu iki konudaki endişelerini giderecek bir atılım yapması gerekiyor…
Evet hepimiz çözüm istiyoruz…
Ancak adı ‘çözüm’ sonu ‘yeniden çatışma’ ise, aklı başında hiç kimse buna “evet” diyemez…



K/Türklerin malları çok abartılıyor. 1974 öncesi bırakılan evlerin çoğu belli.Bir Maraş, bir Bostancı yanında esameleri okunmaz .Yine Omorfo’daki bahçeler, güneyde terk edilen bahçeler ile kıyas kabul etmezdi. Başka neler vardı? Batırdığımız Sanayi Holding ve Eti gibi kuruluşlarlara devredilen sanayi kuruluşları vardı. Ele geçen ve yok edilen çiftlikler, bankalarda para ve kıymetli taşlar vardı. Hatta hipodromdaki atlar gibi sayılamayacak daha zenginlikler vardı. Bunlar hiç konuşulmaz. K/Türklerin .%12.4 malı konuşulur.Kuzeyde Rumların malları kuzeyin %80 i.Yani Rumların mallarını ,adil bir şekilde,tazmin etmenin mümkünatı yok.İşte TMK. Değerinin çok altında olmasına rağmen Rumların mallarına çözüm bulamıyor, bulamaz da. Rumlar da bunu anlamış durumdalar.Çözüm ile ancak bir yere varılabilir. Bir de, artık 1974 öncesi 120 bin K/Türk mü var? Kuzey ve güney nüfusu nerede ise aynı.Üstelik AB girilmiş. Artık eski çamlar bardak oldu. Biz Rumlardan değil, Rumlar bizden korkuyor.Garanti anlaşmasını da bu yüzden kaldırmak istiyorlar