İnsanlar son yolculuğuna uğurlanırken, cenaze namazını kıldıran İmam, vatandaşlara “Ey insanlar! Merhumu nasıl tanırdınız…”
İçinde kötülük olanlar bile, çoğunluğa uyarak “çok iyi” diye cevap verir…
Öne çıkan sorgulamalar arasında Kıbrıslı Türklerle, Kıbrıslı Rumlar arasındaki ilişkidir…
Yaşlı Kıbrıslı Rumlara “eskiden Kıbrıslı Türklerle nasıl yaşardınız?” diye sorduğunuzda hemen hepsi size şu cevabı verir:
“Aramızda hiçbir sorun yoktu… Çok iyi ilişkilerimiz vardı, kahve içer, yemek yer, eğlenirdik…”
Bunu söylerken gözyaşlarını tutamayanlar vardır…
Kuşkusuz; iki toplum arasında ilişkileri çok iyi olanlar da vardı, kötü olanlar da…
Ama esas mesele, iki toplumun ilişkilerini bertaraf etmek için uygulanan yöntemdi…
Özellikle Rum kilisesi bu konuda çok büyük günahlar işledi…
Kilise zengin olduğu için önemli siyasileri ve medyayı da yönlendirdi…
Kıbrıslı Rumlar arasında “En iyi Türk, ölü Türk” sloganının sahibi Tassos Papadopulos gibi liderler yetişti…
Annan Planı’nın reddedilmesi için televizyon konuşmasında gözyaşı dökmüştü Papadopulos…
O’nun oğlu Nikolas DİKO partisinin liderliğini yapıyor…
Ve babası gibi ‘iki toplumlu, iki bölgeli federal çözüme’ karşı çıkıyor…
Bırakın ‘iki eşit egemen devlet’ modelini, federasyonu reddediyor…
Yıllar önce Nikolas Papadopulos’un yanı sıra bazı Rum siyasi parti liderleri, bir gazeteci arkadaşımıza “tüm isteklerimizi kabul etseniz bile sizinle ortaklık devleti kurmayacak, federasyonu kabul etmeyeceğiz” demişti…
Kısa bir süre öncesine kadar AKEL’in, Avrupa Parlamentosu’ndaki temsilcisi olan ve Kıbrıs Rum siyasetini hepimizden daha iyi tanıyan Niyazi Kızılyürek de DİKO, EDEK gibi partilerin federasyona karşı çıktığını; faşist ELAM’ın, Kıbrıslı Türkleri ancak azınlık statüsünde görebileceğini belirtmiş; en büyük parti olan DİSİ içindeki değişime dikkat çekmişti…
Tüm bunlara baktığımız zaman ortaya çıkan sonuç şudur:
“Geçmişte yaşanan acı olaylara karşın, Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türklerle paylaşım istemiyor…”
Daha da özeti; Kıbrıs’ı bir Yunan adası olarak görme siyasetini terk etmiş değiller…
Herkesin bildiği bu gerçekler karşısında Türk tarafının son 52 yılda yapması gereken neydi?..
Elde edilen olanakları doğru kullanmak ve kuzeyde kendi ayakları üzerinde durabilen bir oluşum yaratmaktı…
Ayrı devlet ilanına sarılıp, dünyadan dışlanmak yerine; karşı tarafın gerçek niyeti ve siyasetini dünyaya anlatabilecek bir yapı oluşturulmalıydı…
Ama bunlar yapılmadı…
Yalandan bir ambargo edebiyatına sarılarak, kendi ellerimizde çökerttiğimiz ekonomiyi ayağa kaldıracak adımlar atılmadı…
Kıbrıslı Rumların karşısına ‘güçlü tezlerle’ çıkabilecek örgütlenmeler de yapılmadı…
Yapabileceğimiz çok şey vardı…
Bir tanesini dahi başaramadık…
Neler yapılabileceğini konuşacağız...
Eski BM Temsilcisi Stewart’ın dediği gibi; “her iki toplum da geçmişini sorgulamalı ve tartışmalıdır…”



Irkçılık,ve din istismarcığı, insanlığa en büyük acılar çektiren ve hala çektirmeye devam eden vahşi ideolojilerdir Bıu iki ideoloji yüzyıl savaşları ve ikinci dünya savaşı ile Avrupa’yı yakıp kavurdu. Milyonlarca masum insanın katledilmesine neden oldu. Bu acı tecrübelerden sonra laiklik,demokrasi,insan hakları bütün Avrupa’da kabul edildi. Ve ileri bir kültür olarak “İnsanlık onurunun, en yüce değer” olduğu Avrupa’da yerleşti. AİHM dolayısı ile hukuk en üste çıktı Böylece Avrupa savaş sonrası açlık ve sefaletten, dünyanın en gelişmiş ülkeleri haline geldi,hem de çok kısa sürede. Bir de bölgemize baktığımızda önce Jidkov dönemi Bulgaristan’da isim değiştirme adı altında 300 bin Türk asıllı Bulgar vatandaşları Türkiye’ye göç etti. Neticede Bulgaristan AB katılınca çoğu geri döndü. Eski Bulgaristan göçmenleri de vatandaşlık için aracılara paralar veriyorlar. Bulgaristan’da Türklerin kurduğu parti hükümet ortağı olabiliyor. Irkçılık ve dinciliğin panzehiri AB ne katılmaktır. Avrupa hukuk sistemi içinde bu insanlık suçu işleyen kişileri hak ettikleri cezalara çarptırmaktır önemli olan. Yoksa ırk üzerinden insanlara saldırmak bunları kışkırtmak değildir. Rumlar federasyon istemiyorlar. Bunun bir önemi yoktur ve afaki boş laflardır,Türklerin de iki ayrı eşit egemen devlet demesi gibi. Geçerli olan BM kararları ve ABD, AB,Rusya ve Çin gibi ülkelerin yani dünyanın neyi kabul ettiğidir. K/Türkler hep kurtarılmayı beklediler. Gerçek kurtarılma, ancak çözüm ve AB ile mümkündür.