banner564

Teslimiyet mi? Faşizm mi?

 Döviz krizinin yol açtığı olumsuz etki, her geçen günle daha da büyüyor. Bu insan ve toplum yaşamı ile ekonominin her alanında öngörüyü daha kötü ve belirsiz hale döndürüyor.
Kısacası freni boşalmış bir kamyon gibi hızlı, kontrolsüz bir gidiş içindeyiz.
Borç ödemek zorunda olanlar. Ev kiraları, temel tüketim malları, mal ve hizmet üretimi için kullanılan tüm hammaddelerin fiyat durumu. Dolayısı ile maliyet unsuru, öngörülebilme noktasını kaybediyor.
İster kamuya, istese özele dönük olsun. İhale ile veya sözleşme ile iş alan kurumlar, dövizin bu çıldırmış hali karşısında hızla tükenişe doğru gidiş içine doğru itiliyorlar. 
Bütün bunların acı sonuçlarını yakında yaşayacağız. Kapanan iş yerlerinden tutun, borcunu ödeyemeyen insana ve sonunda işten insan çıkartmaya kadar bir dizi etki ile karşı karşıya kalacağız.
Ha bu belli alanlarda bazı avantajlar yaratacak. Dolar ve Euro’nun TL karşısında değer kazanması ile örneğin kur farkı nedeni ile Güney karşısında avantajlı olacağız. Bu belli bazı iş alanlarında avantaj getirebilir. Ama bu cazibe, toplum, insan ve ekonomik hayattan götürdükleri karşısında küçük kalacak.
Bu yüzden bu konu tabular arkasına saklanmadan, her düzeyde tartışılmalıdır. Eğer bu olumsuz gelişmeye dönük,  sağlıklı tartışma ve etkiyi azaltma kanalları açamazsak, en büyük yıkımı toplumun gönül değerlerinde yaşayacağız. 
Kim engelleyebilir ki toplumda, “TL kullanımından artık vazgeçelim” arayışını. 
Eğri ya da doğru, bu tartışma alıp başını gidecek. Bu ise siyasi eşitlik mücadelesi veren toplum için moral değerlerinde ciddi bir yıkıma yol açacak. Bunun Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde büyük zarar vereceği açıktır.
Geçen makalemde de yazmıştım. Böylesi bir gönül kırılmasının iki uç noktası olduğunu ifade etmiştim.
Bir ucunda Teslimiyet, öteki ucunda ise Faşizm. Bu ciddi olarak ele alınmazsa bu uçlar toplum içinde yer bulur. 
Dün iktidar, bugün muhalefet olan UBP sözcülerinin açıklamalarına bakın.  Dün iktidarda iken döviz krizi ile ilgili olarak tedbir alınmasını ifade edenlere dönük olarak, “ bir şey yapamayız” diyorlardı. Bugün ise Hükümeti tedbir almaya davet ediyorlar.
Bugün hükümet olan bazı partiler ise dün, döviz krizi ile ilgili olarak dönemin hükümetini tedbir almaya davet ediyorlardı. Bugün ise “ çaresiziz” diyorlar. 
İşte bu durum, sonuç itibari ile en geniş kitlelerde inanç kaybına yol açıyor. Böylece iki ucun temeli güçleniyor. Teslimiyet ve Faşizmin.
Bu yüzden makro tedbirler konusu tartışılırken, mikro bazı düzenlemeleri ele almak gerekir. Geçen makalemde de yazmıştım. İlk etapta bu ağır yıkım içinde biraz zorlayıcı olacak olsa da; Eşel Mobili 4 ayda 1’e döndürmek. Özel sektör çalışanları için çalışanlardan kesilen gelir vergisini %3 veya %4 düşürmek. Bu kriz içinde kamu yatırımlarını artırmak, dolaylı vergilerin bazılarında düşme sağlamak.
Bütün bunları yapabilmek içinde, Türkiye ile sağlıklı bir diyalog içinde bunları ele almak gerekir çünkü, bu kriz KKTC'yi, Türkiye’den daha fazla etkiliyor. Türkiye’nin imkânları buradan çok daha fazladır.
Ancak bunları yaparken ekonomik demokratik reformları da etkili bir şekilde, halkı dahil ederek yapmak gerekir. Ancak kamuoyu da kendini buna hazırlamalıdır. Örneğin; hükümetin ilk adım olarak gündeme getirdiği müşavirliği düzenleyen yasa önerisine, müşavirlikten en fazla şikâyet edenlerin yaptığı sıradan eleştiriler gibi karşı tepkiler, reform olgusunu engelleyen bir husustur. 
Bu adımın,  kamu reformu ile gelişmesini teşvik etmek yerine, bunu küçümsemek veya yok saymak tüm reform adımlarını tıkar. 
Bu yüzden her fikir küçümsenmeden ele alınmalıdır. Çünkü bu döviz krizi toplumun temellerini oyuyor. Çaresizlik ifadeleri, çare arayışını tıkadığı gibi, geleceğimizi teslimiyete ya da faşizm doğru itekliyor. Bu işi kısır akademik ve siyasi tartışmalar içine sokmayalım.
Sahi bu döviz krizi içinde yılı aşan bir sürece giren KKTC Merkez Bankası Başkanı’nı atamamak ne demektir? Kimse kusura bakmasın, bu olmaz. Olamaz. Bunu da aşmak gerekir...

YORUM EKLE

banner471

banner474