Yükseköğretimde E-vize uygulamasındaki ucu açık belirsizlikler

Bazen ülkemizin yönetiminin gerçekten de” “Saldım çayıra Mevlam gayıra “ mantığı ile idare edildiğini çok derinden hissediyorum.

Biraz kendi penceremizden bakalım.

Ekonomi, sağlık, eğitim, turizm, maliye. Bu saydıklarımın hangisinin bu ülkenin güzel insanlarının hak ettiği şekilde yönetildiğini kim söyleyebilir? Ama daha da önemlisi; bunun sebep-sonuç ilişkileri nedir? Onun üzerinde durmak lazım.

Sosyal yaşantımızın neredeyse en az 25 , 30 yıl aynı insanların siyasette olması ve bu siyasi kesimin artık yıllardır her seçimi kazanmaları bir tesadüf müdür ?

E bu insanlar kendi kendilerini mi seçiyorlar?

Tabii ki halkın büyük bir kesiminin oylarını alarak seçiliyorlar. Bir diğer yandan başka bir siyasi tehlike var. siyaseti anadan, babadan miras bulup onlardan devralan ve bu işi adeta meslek haline getiren bir kesim. İyi olanları, çabalayanları , kesinlikle tenzih ediyorum . Hal böyle olunca da ,Ata’dan miras kalan vizyon ve misyon çağımızın modern normlarına pek de ayak uyduramıyor.

Onun için kimse kimseyi suçlamasın. Esas mesele; halkın yeni yüzleri siyasette görmek istememesidir. Burada da suçu başkasında aramamak lazım. Oysa dünyanın bir çok yerinde eğitimini tamamlamış, konularında uzman o kadar çok liyakatlı beyin gücümüz var ki inanamazsınız.

Sonunda ne oluyor biliyor musunuz ? Kızımı, oğlumu, damadımı gelinimi devlet işine koyayım da bana ne . Bunun sonucunda da günü kurtarmaya yönelik Kıbrıs tabiri ile guduru siyaset ve liyakattan uzak bir komedya ve veya tragedya seyrediyoruz. Karar sizin .

Gerekli Denetim yok, kanun , kural yok vs vs.

En son yaşanan gemi katliamı da buna bir örnek ne yazık ki.

Gelelim yazımızın esas başlığına. Öncelikle şunu belirtmek lazım; bu güzel ülkede eğitim amaçlı gelen öğrencilerimiz; adanın en büyük turizm elçisidir. Burada özellikle “elçi “ kelimesini kullandım. Çünkü bu öğrenciler bir yılda en az dokuz ay güzel ülkemizde misafir edilmektedirler. Kendilerine göre o kadar büyük bir ekonomik çarpan etkisi oluşturuyorlar ki kafesinden, yurduna, restorandan, berberinden kuaförünü, bankasından, manavına, kasabına kısaca servis verilen ve adına hizmet sektörü dediğimiz her noktaya ulaşıyorlar ve istişare halindeler. Bu ne demek  alışveriş demek. Para demek, ekonomik güç demek. Yıllarca çok üzerinde durmadığımız ve 57 ülkeden adaya gelişlerin sınırlandırıldığı, göç idaresi tarafından alınan ortak bir karar gereği ülkeye girişlerin çıkışların daha kontrollü olması ve adadan kriminal bir yapıya bürünmesini önlemek maksadıyla alınan tedbirlere kimse ses çıkarmaz. Ancak unutulmaması gerekir ki; ülkeye bu 57 ülkeden gelen insanların hepsi de kaçak göçek, yasadışılığa batmış insanlar değildir. Bunları doğru ayıklamak gerekir. Ne yazık ki biz kökten ayıklamayı tercih ettik. Dolayısıyla 2024 yılından beri adadaki yabancı öğrenci sayısı ciddi bir düşüş yaşamaktadır. Bu süreçte adanın kaçakçılıkta , cinayetlerinde , yaralamalarında , soygunlarında , azalma oldu mu ? Bence büyük bir soru işareti . Son alınan kararlar ile de artık bu adadaki öğrenci sayısındaki azalma zirve noktasına doğru yol almaktadır. Bizler de ülke olarak bunu çaresizce izleyeceğiz.

Sorunlar başlıca nerede?

Yeni oluşturulan kanunların, tüzüklerin kısaca kuralların ve bunları resmi gazetede yayınlandıktan sonra sistemin uygulanması ile alakalı belirsizlikler ve altyapı eksikliği, tüm ülkeyi adeta kilitliyor. Yaklaşık bir yıldır millî eğitim bakanlığı bünyesinde iyi niyetle sürdürülen üniversitelerin rektörleri, ilgili konulardaki öğrenci işleri daire başkanları ve bir çok yetkilinin bir araya gelerek yaptıkları toplantılar ; öyle anlaşılıyor ki daha doğru bir muhaceret yasasının ve öğrencileri kontrol altına almanın yolundan ziyade farklı noktalara gidecektir.

Kıbrıs Üniversiteler Birliği açıklamaları

Kıbrıs üniversiteleri birliği ( KÜB ) bu belirsizlikler üzerine hafta ortası güzel bir açıklama yaptı.

Bu açıklamaların satır arasında kalmaması için şahsen tekrardan gündeme getirmeye ve bu sütunlara taşımaya karar verdim.

Özellikle vize başvurularının sonuçlandırılmasının 60 güne kadar uzayabileceği; uluslararası öğrencilere ve ülkeye giriş anlamında büyük bir zarar vereceğini belirtti. Bu aslında kaş yapayım derken göz çıkarmak manasına gelmektedir. KÜB kibar konuşmuş. Meselenin esas Özü budur. Siz Kıbrıs’ta herhangi bir üniversitede öğrenci olmak isteyeceksiniz; adaya gelmek için daha güz dönemi başlamadan ağustos ayında herhangi bir üniversiteden “acceptance letter “ alacaksınız ve e- vizenizin onaylanması için bekleyeceksiniz.

Bu işlem iki ay sonraya sarkarsa mutlaka öğrenciler, başka ülkeleri tercih edecektir çünkü üniversitelerden alınan “acceptance letter” kabul mektupları tek başına yeterli olmayacaktır.

Burada sistemin hızlı cevap vermesi çok önemlidir. Açıklandığı gibi iki aya kadar bekletilecek olan bir e vize başvurusu yükseköğretimi bu anlamda kaosa sürükler. Sürükleyecektir de, yakında bunun yansımalarını hep birlikte manşetlerden okuyacağız.

Unutmayalım ki adımıza sadece e-vize başvurusunu sadece öğrenciler yapmıyor, farklı amaçlar için turizm, çalışma yani iş anlamında da başvurular olacaktır.

Yirmi dört ay geçerli pasaport konusu

Bir diğer yandan en az 24 ay geçerli pasaport şartı. Bunlar öncelikli olarak bizim toplantılara da konuştuğumuz konulardan değildi. Bir ülkeye seyahat etmek için pasaportun en az altı ay geçerliliği olması seyahat etmek için yeterlidir.

En büyük çıkmaz öğrenci statülerinin Göçsis’e aktarılması durumu

Burada büyük bir belirsizlik var. Öğrenci statülerinin Göçsis’e nasıl aktarılacağı ve teknik destek mekanizmasının oluşturulması kaçınılmazdır. Bu günlerde unutmayalım ki; Kuzey Kıbrıs genel seçim takvimine girmiş durumdadır. Dolayısı ile beklenen süratli karar alma mekanizmaları ve uygulamalardaki değişiklikler sekteye uğrayabilir. Zaten yetersiz sayıda personel eksikliğinden hiç konuşmuyorum bile. Doğru bir hareket yapacağız diye tamamıyla sistemi kilitlemek yalnız üniversitelere değil bu ülkenin yükseköğretimine ciddi şekilde darbe vurabilir.

Bunları önlemek için üniversitelerin aynı verileri birden fazla sisteme girmek zorunda kalınmadığı, hızlı ve sürdürülebilir bir otomasyon sisteminin ve yeterli insan gücü ile sürdürülebilir şekilde oluşturulması gerekliliğidir. Amaç kesinlikle bağcıyı dövmek değil üzüm yemek olmalıdır.

YORUM EKLE
YORUMLAR
HITekin
HITekin - 2 gün Önce

Eline saglik

banner582

banner608

banner628

banner474