Zoru başarmak mümkün mü?

   Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres’in, Kıbrıs sorununu çözen Genel Sekreter olarak tarihe geçmek istediğini, ancak çözümü başarmanın kolay olmadığını sürekli vurguluyoruz…

   Bazı okurlar bu görüşe karşı çıkarak “önemli olan zoru başarmak değil midir?” diye soruyor…

   Kuşkusuz zoru başarmak çok önemlidir…

   İki toplumu ortak devletten ayıran terör saldırılarının 1963 yılında başladığını dikkate alarak, 63 yıllık bir sorunu çözmek kolay değildir…

   BM ve AB’nin ana hedefi; Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakerelerin yeniden başlatılması ve yarım asrı aşan bu sorunun çözülmesidir…  

   Özellikle Ortadoğu’da savaşın aralıksız devam ettiği bir dönemde Kıbrıs sorununun çözümü son derece önemlidir…

   Ne var ki; Guterres görev süresinin son 5 ayında müzakereleri başlatmak için yoğun bir çaba harcadı ama başaramadı…

   Burada önemli olan Rum tarafının ‘yasal devlet’ avantajını elde etmesi ve bunu tek başına kullanması nedeniyle bizlere hak vermekten kaçınılıyor…

   Kıbrıslı Türklerin 1960 anlaşmalarından kaynaklanan hakları vardı…

   Mesela; Cumhurbaşkanı Yardımcısı Kıbrıslı Türk’tü ve gerekli gördüğü hallerde veto hakkını kullanabiliyordu…

   Oysa şimdi bizi öyle bir noktaya getirdiler ki; vetodan vazgeçerek ‘Alınacak kararlarda bir olumlu oy’ hakkımızın olmasını istiyoruz…

   Anastasiadis bunu bile reddetti…

   Çözümün sağlanması halinde Bakanlar Kurulu’nda yer alması muhtemel 3 Kıbrıslı Türk’ün, Kıbrıslı Rum bakanlardan farklı hareket edeceğini düşünüyor herhalde!..

   Yakın çevresi ona “Merak etme bize yakın olanları bakan yaptıracağız” dediği halde, büyük bir hakmış gibi sadece bir bakanın ‘onayını alma’ talebimizi reddetti…

   Kuşkusuz; yeni bir müzakere sürecinde Rum tarafının bu tavrı değişebilir…

   Bir süre sonra bizden daha fazla taviz koparmak şartıyla “Kabul ettim be çocuklar” diyebilir…

   Sanki bizlere dünyaları veriyormuş gibi havasını da atabilir…

   Oturup düşünmemiz ve tartışmamız gereken; çok daha iyi bir konumda olmamıza karşın 1960’taki haklarımızdan daha da geriye gitmemizi isteyen Rum liderliğine karşı güçlü bir strateji ile BM ve AB’yi ikna etmektir…

   Türkiye’nin yardımlarıyla bunu yapabiliriz…

Nereden, nereye?

   Kıbrıs’ta 1960 anlaşmaları çerçevesinde Türkiye’nin garantörlüğü vardı…

   Annan Planı’nda bu hakkımıza el sürülmedi…

   Fakat; şimdiki Rum lideri bunu da reddediyor…

   Yunanistan’la birlikte “Modası geçmiş garantiler kaldırılmalıdır” diyor…

   ‘Modası geçmiş’ sözüne çok sayıda güçlü ülke de destek veriyor…

   Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllarda Türkiye’nin mali durumu kötüydü…

   Silah fabrikaları, modern havaalanları, dev uçak filosu yoktu…

   Kıbrıslı Türkler şimdiki gibi adanın bir bölgesinde toplanmış değildi…

   Karmaşık bir yapıda, tamamen azınlık şartlarında ve her an canını kaybetme korkusuyla yaşıyordu…

   Çok şükür; 52 yıldan beri böylesi bir tehlike altında değiliz…

   Öyleyse; garantisiz bir çözümle tehlikeye davetiye çıkarmak akıl işi değildir… 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Öz
Öz - 5 saat Önce

Önce biz yani K/Türkler ile Türkiye’deki iktidar çözüm konusunda anlaşması lazım. Denktaş Beyrut görüşmelerinde yüzde yirmiye razı olmuştu. 1974 de Otonomi dedik, Otonom Türk Yönetimini kurduk ve vazgeçtik. Federasyon temelinde Federe devleti kurduk. Denktaş’ın görev süresi bitince, dünyaya artık devlet olduk ama federasyona açık olduğumuzu ilan ettik. Tabii dünya bizi takmadı. BM kararlarına baktı ve halen bakmaya devam ediyor. K/Türkler Annan Planında da ve son cumhurbaşkanlığı seçiminde federal çözümden yana büyük bir ekseriyetle ağırlığını koydu. Koydu da ne oldu? Türkiye’den gelen sesler böyle mi? Değil. Rumlar ile görüşmelerde gelinen nokta, hiç de 1960 anlaşmalarından geri değil. Bir kere fonksiyonel federasyon diye öngörülen 1960 anlaşması, iki bölgeli ve iki toplumlu olması kabul edildi. KC nin topraklarının yüzde otuzuna sahip olundu. Buna rağmen Rum tarafını bize iki bölgelilik devam etmesini de kabul ederek 1960 anlaşmasına geri dönülmesi çağrısı yaptı kabul etmedik. K/Türkler çözüme ve barışa hasrettirler. Crans Montana’da kaldığı yerden devam edilmesini de kabul ediyorlar. Garantilerin de günümüz şartlarına uygun şekilde yapılandırılmasını da makul karşılarlar. Belki derigasyonlar konusunda ısrarcı olabilirler.

banner608

banner473