Mülkiyet sorunuyla ilgili endişeleri tartışmaya devam edeceğiz…
Özellikle Taşınmaz Mal Komisyonu’nun ‘kaynak yetersizliği’ yüzünden etkili bir şekilde çalıştırılmaması ciddi bir sorundur…
İleride bunun etkilerini göreceğiz…
Milyarlarca dolarlık kaynağı KKTC’nin tek başına sağlaması elbette mümkün değildir…
Türkiye bu konuda KKTC hükümetlerine ‘Şerefiye Vergisi’ adı altında bir uygulama tavsiye etti...
Bu uygulama, elinde binlerce dönümlük Rum arsası bulunduran ve bunların ‘yasal sahibi tarafından’ devredilmesi halinde bugünkü fiyatına oranla en az iki kat fazla kazanç elde edecek olanlardan yüzde 20 oranında vergi alınmasını öngörüyor...
Bunun neresi yanlış?..
Paranın yüzde 80’ini Türkiye, yüzde 20’sini de şimdiki mal sahibi ödeyecek...
Ne var ki; bu konuda hazırlanan yasa uzun süre Meclis’ten geçirilmedi...
Binlerce dönümlük Rum arazisini elinde bulunduranların etkisi altındaki siyasiler, tüm insanlarımızın geleceğini tehdit etme pahasına bunu yapmadılar...
Halbuki; Türkiye’nin önerisi, Ziraat Bankası’nın çok düşük faiz ve çok uzun vadelerle kredi sağlamasını da kapsıyordu...
“Aldık, bitti” diyenler yanılıyor
Bazı kesimler, Rum mülkleriyle ilgili olarak “aldık, bitti, vermeyiz” düşüncesinde olabilir...
Ve elimize geçen bu altın fırsatın heba edilmesini başarabilirler...
Ancak unutulmasın ki; gün gele farklı bir gelişme karşısında hiç kimsenin elinde Rum mülkü kalmayacak...
Rum Meclisi’nde kabul edilen yasa çerçevesinde, o tarihten sonra ‘sahibinin yasal devri olmadan’ mülk satın alan ve satanlar, kiralayanlar ve kiracı olanlar için 7 yıla kadar hapislik öngörülüyor...
Bu gerçeği de kimse göz ardı etmemelidir...
Karşımızda bir Simon Aykut ve Ukraynalı emlakçı örneği vardır…
Türkiye “kardeşim sen bin dönüm Rum arazisini Türkleştirmek için yüzde 20’sini dahi ödemiyorsan, ben niye tamamını ödüyorum?” sorusunu haklı olarak soruyordur...
Bize düşen görev bu fırsatı çok iyi değerlendirmekti…
Ama bugüne kadar bunu gerektiği şekilde yapamadık…
Bu saatten sonra yapabilir miyiz?..
Çok zor…
Ne var ki; Türkiye ile konuşarak, gerekirse borç isteyerek hızlı adımların atılması şarttır…
Eğer bu konuda acele edilmez ve Rum başvuruları değerlendirilmezse, ileride bir parmağı ısıracağız, tümü ağrıyacak...
O zaman da bizlere “kendi düşen ağlamaz” diyecekler...





Çok yerinde bir tespit ve değerlendirme.