Mont Pelerin sonrası...

 Kıbrıs, Osmanlı egemenliğinden çıkıp, İngiliz egemenliğine girdikten sonra, bu adada Kıbrıs Türk Toplumu toplumsal varlığını çözmedi.
  Üstelik bu gerçekleştikten sonra, Osmanlı İmparatorluğu ile İngiltere, 1. Dünya Savaşı’nda farklı kampların savaşan düşman devletleri olmuştu...
  Buna karşın bir "avuçluk" bu adada, nüfus bakımından da dünya açısından bir avuç sayılan Kıbrıs Türk Toplumu, toplumsal varlığını çözmedi ve devam ettirdi.
Osmanlı'nın savaşta yenilip çökmesi ve Anadolu'nun dahi işgal edilmesi üzerine bu toplum, adadaki varlığını yine korudu.
  Üstelik, Anadolu'da Ulusal Kurtuluş Savaşı başlangıcında, savaşın ateşini yakan unsurlardan biri olan Misak-i Milli'nin ilanı ile de bu sürdü.
  Çünkü Kıbrıs, Misak-ı Milli'nin dışında idi. Buna, Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrası imzalanan Lozan Barış Antlaşması’nda Kıbrıs'ın İngiliz egemenliğine bırakılması da eklendi. 
  Bunları bile bile Kıbrıs Türk Toplumu adadaki varlığını sürdürme dirayeti gösterdi, Evet, 1925- 34 arası önemli sayıdaki Kıbrıslı Türk adayı tek edip Anadolu'ya gitti. Ama bu göçe karşın adada kalma ve tutunma kararlılığı devam etti.

KATAK ve 1960..
 
  Adadaki Kıbrıs Türk Toplumu varlığı, İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sırasında dünyadaki kötü gelişmelere karşın yine çözülmedi.
  Dünyada gelişen yeni siyasi durumunun da etkisi ile Adanın, Kıbrıs Rum sakinleri arasında ENOSİS talebi gelişti.
  Düşünün, o günün koşullarında varlığını devam ettirmek için İkinci Dünya Savaşı daha devam ederken Milli Partiden sonra, Kıbrıs Türk Toplumu, 1943'te, KATAK'ı kurdu. Bu Kurum kurulur kurulmaz, tüm adada 200 şubeye ulaştı. 
  KATAK'ın açılımı ne idi? Kıbrıs Adası Türk Azınlık Kurumu.
  Evet, bu açılımı geliştiren o günkü toplum yöneticilerini siz, günümüz milliyetçi anlayışı ile ya da soldan siyasi eşitlik noktasındaki bakış açınızla küçümseyebilirsiniz.
  Ama, o günün şartlarında bu adım, daha sonra ki gelişmelerinin ilk önemli basamağı oldu. Bunu göz ardı edemezsiniz.
  Binbir macera ve çileden sonra, Kıbrıs Türk Toplumu, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucusu ve siyasi eşit tarafı oldu. Böylece, Kıbrıs Türk Toplumu, hem Ortak Vatan Kıbrıs'ta, hemde evrensel alanda, dünya siyaset sahnesinde yer aldı.
  Bu adımla her şey bitmedi. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda yer alan ve siyasi eşitliği sağlayan, yani bir nevi fonksiyonel federatif düzenlemeler olan, KC Anayasa Maddelerinin, Kıbrıs Rum egemen güçlerinin tek taraflı iptali ettirme niyeti ile başlayan toplumlar arası çatışmalar oluştu.
  Bu toplum, 1964- 1974 arası acı içinde "gettolarda" yaşadı. Ama acı içinde yaşarken, 1968 sonrası başlayan ve özü, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın restorasyonu olan, toplumlararası barış görüşmelerine, çözüm hedefi ile girdi.
  Bu, tıpkı bugünkü gibi, o görüşmeler olumlu bir seyir izlemesine karşın, imza ile sonuçlanmadı.

Federasyon ve 11 Şubat 2014
 
  Ne oldu? 15 Temmuz ve 20 Temmuz.
  Yalnız Kıbrıs Türk Toplumu bu acıları yaşamadı. Kıbrıs Rum Toplumu da yaşadı.
  Ancak bu kez görüşmelerin temeli değişti. 
  Toplumlar arası görüşmeler; 1977 Doruk Antlaşması ile 1968-74 arası süren ve Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın restorasyonu olan temelden çıktı.
  Ama özü aynı, idi. Adada barışı, siyasi eşitlik temelinde sağlamak...
  Yani bu tarihsel devinimin sentezi; İki Bölgeli, İki Toplumlu Siyasi Eşitlik temelinde Federal Kıbrıs'ı sağlamak oldu…
  Bunun için kahırlı ve çileli bir yolu, hem kendi içimizdeki siyasi kavgalar eşliğinde, hem de Kıbrıs Rum Toplumu ile çelişkiler içinde geliştirdik...
  En nihayet, BM'nin hayli kabarık olan Kıbrıs dosyasına eklenen binlerce belge üzerine; 11 Şubat 2014 Belgesi eklendi. Bunun ile siyasi ve toplumsal varlığımızın temelinin ve çatısını ne olacağı, iki toplumun imzası ile dünyanın benimsediği bir noktaya taşınması gelişti...

Mont Pelerin, Erdoğan, Çipras
 
  Buna dayalı başlayan görüşmeler günümüzde, önemli bir noktaya ulaştı. Ama bu Mont Pelerin'de tıkanmaya girdi.
  Yani bu durumu, Kıbrıs Rum Toplumunun yapıcı olmayan yaklaşımlarının ve kendi içimizde idelojik, siyasi saplantıların kurbanı yapamayız.
  Şimdi herkes, Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı'nın, "moralinizi bozmayın" değerlendirmesine önem vermelidir.
  Ayrıca, süreçle ilgili olarak Türkiye Dışişlerinin açıklamasına da önem verilmelidir...
  Türkiye açıklamasında, 5'li Konferansın tarihinin açıklanması çabasına ve görüşmelerin devamına gayret gösterilmesine dönük vurgu yaptı. 
  Üstelik açıklamanın önemli bir başka vurgusu daha var. 
  "Türkiye'nin Kıbrıs meselesine yaşayabilir bir çözüm bulunmasına dönük kararlılığı devam etmektedir" dendi...
  Her kelimeyi cımbızla seçen Türkiye Dışişlerinin, bu açıklamasında, çözüme dönük, klasik, "destek vermek" ifadesi yerine; çözüme dönük kararlılığının devam ettiği ifadesini seçmesi ve bunu, bu vurgu ile ifade etmesi önemlidir...
  Şimdi, Yunanistan Başbakanı Sayın Çipras ile Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan arasında görüşme yapılması söz konusu. 
  Kıbrıs'ın iki liderinin ve iki toplumun içinde çözüme değer veren herkesin, şimdi buna katkı sağlamaları gerekir. Mont Pelerin'de oluşan sıkışıklığı aşmaya dönük adım geliştirilmesine katkı sağlamaları gerekir.
  Ancak, bu dönemde Sayın Çipras'ı çok tarihi bir görev beklediği açıktır. Atatürk ve Venizelos'un zamanında attığı adımlara. Adnan Menderes ile Karamanlis'in 1960 Antlaşmalarının gelişmesi için, klasik olanın dışına çıkarak attığı ileri adımlara, bir yenisinin, bölgenin ve dünyanın bu zor zamanda, eklenebilmesine Sayın Erdoğan ile birlikte katkı mı yapacak? Yoksa sol bir lider olarak, klasik olanın esiri olarak, yalnızca Yunan Ulusunun kahramanı mı olmaya soyunacak?
  Evet, Kıbrıs Türk Toplumunun varlığını bu adada tarihsel süreci içinde siyasi eşit taraf olmak için sürdürdüğü devinimini unutmamak gerekir. Ancak Mont Pelerin'de oluşan sıkışıklık nedeni ile Federal çözümden uzaklaşmak, tüm tarihsel çabaları göz ardı etmek olur. Boyun eğmeden soğukkanlı ve yapıcı tavrı devam ettirmemiz gerekiyor
YORUM EKLE
YORUMLAR
H.B.Demirci
H.B.Demirci - 2 yıl Önce

Türk devleti çöküşünden sonra,Ege'de kaybettiği 12adaları ve Kıbrıs'ı İngiliz'e devretmesi sonrası bölge ve Türkiye devletinin güvenliğinin Deniz ve hava sahasının ne kadar önemli olduğunu o zamanlardan anlamış ama elinden hiç bişey gelemediğini bilmekteydiler. Ta ki KC'tinin yapmış oldukları BÜYÜK HATA 15 Temuz darbesinin açmış olduğu BÜYÜK ŞANS'ı değerlendirerek Deniz ve Hava sahasının güvenliği ve kontrolünü 20 Temmuz'la ele geçirmiş oldu. Bu gün gelinen dünya siyaseti güçlünün güçle alabilir zamanı olduğunu bilmeyen yoktur. Köy hamamı kadar Yunanistan ve sivrisinek kadar KC'ti kocaman her geçen gün güçleşen Türk devletini Deniz ve hava sınırları içine esir alamaz. Aldığını asla geri veremez. Yunanistan ve Türkiye hala bu gün Ege'de hava ve deniz sınırları içinde anlaşmış olmazlarken Kıbrıs'ta anlaşmaları Bülent Ersoy'la evlenip çocuk yapmayı beklemeye benzer.
Verilecek veya alınacak ne mal nede mülküdür Kıbrıs'ta TC'nin Deniz ve hava güvenliği ve KONTROLÜDÜR.