banner564

Mulla Hasan'ın kahvehanesi...

Hükümet, hukuk dışı davranışlarda rekora koşuyor. Kararları, ya mahkeme duvarına vuruyor. Ya, devletin denetim organlarınca hukuksuz ilan ediliyor. Ya da kendi kararlarını, mahkemeden döneceği için, yine kendileri değiştirmek zorunda kalıyorlar.
  KHK'lerde yaşadıklarımız meydanda. 
  Bunun arkasından Ombudsman, Hükümetin AB Koordinasyon Ofisi ile ilgili hizmet alımını da hukuksuz buldu. Bu bir başka garabet örneğidir. 
  Çünkü Ofis'in görevi; AB ile ilişkileri düzenlemek ve ülkenin, AB standartlarına uyumu için öncülük yapmaktır.
  Kendi iç hukukuna ters olan kararlarla şekillenen bir yapı; daha ileri bir hukuk ve standartın ülkeye gelmesine ön ayak olabilir mi?
  Yani, "Sarayönü Kriterleri" ile "Kopenhag Kriterlerine" gidilebilir mi?

Yüzde 3 fon garabeti

Buna denk aynı günlerde hükümet, bir başka karar daha aldı. Büyük tantanalarla Tarım Bakanlığı’ndan ön izin alınarak ithal edilen tüm ürünlere koyduğu, %3 fon uygulamasını kaldırdığını açıkladı. Şimdi bu nedir?
  Ekonomi, böyle gidip gelen, bir birine ters uygulamaları kaldırır mı? Bu; tansiyon hastası birine, önce tansiyon düşürücü hap, sonra da tuzlu ayran içirmeye benzer.
  TÜK'ü kurtarmak gerekçesi ile alınan bu % 3 fon kararı, ülkede önemli tartışmalar yaratmıştı. Bunun iyi hazırlanmış ve doğru düşünülmüş bir karar olmadığı netti.
  Nitekim, bakın bu kararı alan UBP- DP hükümeti kararı kaldırılırken ne diyor?
   " Daha iyi hazırlayıp getirmek için bunu kaldırdık". Yani kendi eli ile kararın, "hükmü karakuşi" alındığını, iyi hazırlanmadığını da itiraf etmiş oldu.
Çünkü bu kararları da ilgili kuruluşlarca mahkemeye götürülmüştü. Bu karar da, ekonomik akıldan öte, Bütçe Yasası’na, TÜK Yasası’na ve Anayasa’ya aykırı idi. Bunu dava açılınca gördüler. Bu da mahkeme duvarına vuracaktı.

Hani ekonomi yönetimi?
 
Bu tartışmalar içinde, %3 fon kararlarını savunmak için halka seslenen hükümetin Tarım Bakanı; kendini savunmak için çok ilginç açıklamalar da yapmıştı.
  Tarım Bakanı; %3 fon uygulamasını istismar eden iş adamlarının; ithal ettikleri ürünlere, fırsatçılıkla, %18 zam yaptıklarını açıklamıştı. İddiaları büyüktü.
  Bu, iş dünyasının bir kesimine, açıkça yapılmış soyguncu suçlaması idi.
Burada ilk soru şu. Eğer halka dönük yapılan açıklama doğru idi ise, bu fırsatçı ve soygunculara karşı ne tedbir alındı? 
  İkinci soru ise şudur. Bu ülkenin ekonomi yönetimi nerededir? En önemli özelliklerinden biri, ekonomide bütünlüklü bir politika uygulamaktır. Uyguladığının doğruluğu veya yanlışlığı ayrı. Ama ne istersen uygula, bütünlük esastır.
  Ekonomi yönetimi bütünlüklü bakışı gerektirir. Bunun için Başbakanlığın koordinasyonunda, Ekonomi, Maliye, Ticaret, Tarım, Sanayi, Turizm, İnşaat sektörlerini, Bankacılık sektörü ile birlikte bütünlük içinde, ortak anlayışla ele almanız gerekir. 
  Üstelik bu doğrudan ayrı olarak, Türkiye ile imzaladıkları protokollerde de Ekonomi yönetimine yönelik kurumsallaşma öngörülmektedir...
   Tarım Bakanı çıkacak ve spekülasyon yapıldığı ve halkın soyulduğu ile ilgili iddialar ortaya atacak. Ekonomi, Maliye ve Başbakan bunu susarak karşılayacak.
  Şimdi basın haberlerine göre iş dünyası, ödedikleri % 3'ü geri istiyormuş. Peki vatandaşın bu ürünleri alırken ödedikleri ne olacak? Peki, Tarım Bakanı’nın" % 3 fonu istismar ederek ürünlere % 18 zam yapıldı" açık beyanı üzerine, fahiş olarak zamlandığını iddia ettiği ürünlerin fiyatını kim geri çekecek? 
  Bu konuda susulacaksa, ya ortalığa atılan bu iddia gerçek dışıdır, ya da bu olay ile fırsatı ganimete çevirenlere zemin sağlanmıştır. Hangisi doğru? Cevabı kim verecek?

Peki TÜK?

Bakın bunların yanı sıra şimdi ne olacak? Bununla kurtulma planı yapılan TÜK, şimdi kaderine terk edilerek, batacak mı?
Bu bir başka yazı konusu. Ama şunu söyleyelim. Kuraklık yıllarında TÜK'ün alanından yapılan toplam ithalat; ortalama, 100 milyon dolardır. Üstelik de bunun müşterisi de hazır ve buna muhtaçtır. Müşteri bulmak için özel gayret gerekmez. Şimdi bu hazır alan, bir iki özel tekele mi bırakılacak? 
Yoksa bütün bu maskaralıklar buna yol açmak için mi? Bir kere bu alanın müşterisi çiftçi, hayvancı ve tüm vatandaşlardır. Kısacası böyle bir ekonomi yönetimi olamaz.

Mulla Hasan...
 
Yakın geçmişte Lefkoşa'nın en tanınmış yerlerinden biri de Mulla Hasan'ın kahvehanesi idi. Burası yalnız Lefkoşalılar için değil, ama adanın her tarafından gelen insanların uğrak yeri idi. Kahveci Mulla Hasan çalışkan, işine titiz, cevval, esprileri ve bilgisi ile de çok sevilen bir insandı. 
  Bu nedenle çok konunun odak noktası olmuştu. Örneğin bir yere misafirliğe giden, eğer kahveyi beğenmezse ona; "e, ne yapalım, Mulla Hasan'ın kahvehanesinde pişmedi" derlerdi. Yani bu işin standartıydı da.
  Aynı zamanda, her zümreden ve her kesimden insanın buluşma yeri olduğu içinde "ne olacak bu Kıbrıs Meselesi, ne olacak bu memleketin hali" soruları temelinde müdavimleri arasında alabildiğine hararetli, iddialı tartışmalar, öngörüler yapılır, her konuya orada, kısa ve kestirmeden cevaplar da üretilirdi.
  Bu yüzden, "Mulla Hasan'ın kahvehanesi mi be burası" sözü, siyasi jargona da girmişti. Tartışmalarda her kafadan bir sesin çıkması, yada uçuk kaçık önermeler yapılması üzerine, hemen bu söz söylenirdi.
  UBP- DP hükümeti de Hukuk temeline, akıl ve ekonomik realitelere ters, pek çok karar alıyor. Galiba artık Mulla Hasan'ın Kahvehanesinde olduğu gibi memleket meseleleri ele alınıp, bu temelde kararlar alınıyor. 
  Temelsiz ve yüzeysel...
YORUM EKLE

banner608

banner474