
Gazeteci Ali Baturay, Cumhurbaşkanı Erhürman’a “bütün önerilerimiz reddedildiğine göre ne yapacağız” diye sordu.
N’apalım Ali? Bildiğimiz yolda devam edeceğiz!
Şimdiki durumda, Kıbrıslı Rum lider Hristodulidis, Kıbrıs Türk tarafının statüsünü yükseltecek düşüncesiyle bütün yakınlaşma önerilerini reddediyor. Bu önerileri tekrarlamaya ve günün ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirmeye devam edeceğiz.
Güven Yaratıcı Önlemleri, “KKTC’nin statüsünü yükseltmek amaçlı bir kaldıraç” olarak kullanmadığımızı kanıtlama çabası içinde olacak, insani amaçlarımız olduğunu Kıbrıs Rum halkının yaşamını kolaylaştıracak önerilere de yer vererek kanıtlamaya çalışacak, önerilerimizi bu amacımızı ortaya koyacak şekilde çeşitlendirecek ve uluslararası kamuoyunda “çözüm yanlısı taraf” imajımızı güçlendireceğiz.
Kıbrıs sorununa uluslararası hukuk, insan hakları ve Kıbrıs tarihi çerçevesinde çözüm arayışımızı devam ettirecek; tezlerimizi bu çerçeveler içinde tutmak için gayret gösterecek ve “çözüm yanlısı olma” kararlılığımızı devam ettireceğiz.
Bu politikamızı, bugünlerde Cumhurbaşkanı Erhürman’ın yaptığı şekilde, BM belgelerini ve/veya insan hakları bildirgeleri gibi geçerli uluslararası belgeleri kullanarak açıklamayı sürdüreceğiz.
Bizim rolümüz sınırlı olsa bile Türkiye diplomatlarını, Kıbrıs sorunu ile ilgili tutumumuzu uluslararası istikrar, ticaret ağlarının güvenliği, enerji kaynaklarının verimli kullanımı ve insan haklarının korunması argümanlarını kullanarak anlatmaları konusunda cesaretlendireceğiz.
Geçen hafta, bazı AP üyeleri, Rum Yönetimi’nin Türkiye’nin AB savunma programı SAFE’e katılımını engelleme nedenlerini sordu ve Rum Dışişleri Bakanı’ndan açıklama talep etti. Rum tarafı AB üyesidir diye umutsuzluğa kapılmayacak; olumlu politikanın onların “veto gücünü” erozyona uğratacağını unutmayacağız.
BM Güvenlik Konseyi geçici üyesi Pakistan’ın, BM Barış Gücü’nün görevinin yenilenmesi sürecini “sessiz onay” olmaktan çıkarmasının Rum tarafında nasıl bir etki yarattığını izledik. Birleşmiş Milletler Örgütü öldü ve gömüldü gibi farazilerle uğraşmayacak; uluslararası dayanışmayı ve meşruiyeti önemseyeceğiz.
Bir çiçekle bahar gelmez! Dostlarımızı çoğaltmaya, düşmanlarımızı azaltmaya veya zayıflatmaya çalışacağız. Yeni müttefiklerle güçleneceğiz.
Müttefiklerimizden “imkansızı” değil, “makul olanı” talep edeceğiz. Bize güç vermek için kendilerini ateşe atmalarını talep etmeyeceğiz!


