Nereye gidiyoruz?

Olağanüstü önlemler süresi boyunca, pandemi sonrası izlenecek yolun geniş tabanlı bir katılımla belirlenmesinin gerekliliğini ve önemini aktarmaya çalıştım. Fakat gelinen noktada Bakanlar Kurulunu pandemi sonrası ürettiği kararlar, her nasıl üretiliyorsa, çözüm odaklı olmaktan çok uzak kalmaktadırlar.
Pandemi süresince hiçbir şey yapılmadı. Aksini iddia eden varsa buyursun gelsin. Evlere kapandık, sosyal mesafeyi koruduk, o kadar. Böylece Coronavirisü ya bizim coğrafyamızı teğet geçti veya gelip geçti de bizim haberimiz yok. Coronavirüsün bizim coğrafyamıza uğrayıp uğramadığını anlamak için geriye dönük testlerin yapılması gerekmektedir. Ancak bizde böyle bir teknoloji olduğundan emin değilim.
Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimi dolayısıyla siyasi arena bayağı hareketli günler yaşamaktadır. Hedef tahtası haline gelen hükümet, olağanüstü önlemler döneminde somut herhangi bir çalışma yapmadığından, normalleşme döneminde de bedel ödeyecektir. Elbette bu fırsatı en başta muhalefet partileri kaçırmayıp hükümete yüklenecekler. Ancak burada sorulması gereken önemli soru, muhalefetin olağan üstü önlemler sürecinde somut olarak ne yaptığıdır?
Kime sorarsanız, kimsenin bir şey yapmadığından çok neler yaptıkları ile ilgili sözlerde sarf edeceklerdir. Ancak somut bir delil istediğinizde “ama, fakat, aslında” ve benzeri kelimelerle başlayacak bir çok mazeret cümleleri kuracaklardır.
Neden bir pandemi hastanemiz yok? Neden bir havayolu ulaşımımız yok? Neden PCR test sayısını artıramıyoruz? Neden ekonomik bir bunalıma sürüklenirken toplumsal önlem almıyoruz? Ve neden benzeri birçok soru yanıtsız havada asılı kalıyor?
Sorulan soruların yanıt bulması ancak baştan aşağı ve içten dışarı olacak şekilde sağlam bir öz eleştiriden geçmektedir. Baştan aşağı derken gelmiş geçmiş hükümet edenlerden, toplum bireylerine kadar, içten dışa ise kendi coğrafyamızdan başlayarak komşu coğrafyalarımıza toplumsal bir öz eleştiriden bahsediyorum. Ancak o zaman toplumsal bir toparlanma sürecine doğru adımımızı atmış olacağımızı düşünüyorum. Bunun Cumhurbaşkanlığı seçimine tek bir adayla gitmemiz halinde, bahsettiğim toparlanma sürecinin ilk adımı olabileceğini düşünmekteyim. Bu söylediğime ben inanıyor muyum? Önümüzde daha zaman var, olasılıklar içinde olabileceğini biliyorum “ama” çok düşük bir ihtimal, hatta hayal olduğunu da kabul ediyorum.
1974’ten sonra geldiğimiz nokta her ne kadar güzel görünse de, buralara nasıl geldiğimizi etüt etmeliyiz. Gerçek şudur ki birçok toplumsal değerlerimizi yitirerek bu günlere geldik. Sanayi Holding, Eti, KTHY ilk başta akla gelen değerlerimizdir. Bu günlere nasıl geldiğimizi yapıcı somut değerlerle ortaya koyamayız, ancak varacağımız noktanın neresi olduğunu kaybettiğimiz yıkıcı somut değerlere bakarak çok kolay anlayabiliriz.
Herkese güzel bir hafta dileklerimle, iyi pazarlar.

YORUM EKLE