banner564

Oruç hakkında sık sorulan sorular 2

       1. Cinsel İlişki: Orucu bozup hem kaza hem de kefareti gerektiren durumların başında ra¬mazan günü oruçlu iken yapılan cinsel ilişki gelmektedir. Zaten Peygamberi¬miz oruç kefareti hükmünü, o zaman vuku bulan böyle bir cinsel ilişki olayı üzerine vermiştir. Oruç kefareti konusunda eldeki tek örnek ve delil de budur. Bu bakımdan bütün fıkıh mezhepleri, ramazan günü oruçlu iken bilerek ve isteyerek normal cinsel ilişkide bulunmanın, hem kaza ve hem de kefareti gerektireceği konusunda görüş birliği etmişlerdir. Fakihler, şehvetin normal cinsel birleşme dışında tatmin edilmesinin de aynı kapsamda değerlendirileceğini belirtmişlerdir.
2. Bir Şey Yiyip İçme: Bir şey yiyip içmenin kefareti gerektirip gerektirmediği konusu ise mezhepler arasında tartışmalıdır. Hanefîler, bilerek ve isteyerek bir gıda veya gıda özelliği taşıyan her türlü maddeyi almayı da bu hükme kıyas ederek, bu durumda da hem kaza hem de kefaret gerekeceğini söylemişlerdir. Bu sebeple Bilerek ve isteyerek kaçınılması gereken üç şey (yeme, içme, cinsel bir¬leşme) dışında bir sebeple orucun bozulması durumunda kefaret gerekmeyip sadece kaza gerekir. Oruç yasaklarının başında yeme ve içme geldiğini, oruçlunun kasten yi¬yip içmesinin kaza ve kefareti gerektirmektedir. Buna ilâve olarak Hanefî fakihleri, beslenme amacı ve anlamı taşımayan ve esasen yenilip içilmesi mûtat (normal, alışılmış) olmadığı gibi insan tabiatının meyletmediği şeylerin yenilip içilmesi durumunda da orucun bozulacağını, fakat bunun kefareti gerektirmeyeceğini söylemişlerdir. Çiğ pirinç, çiğ hamur, un, ham meyve yemek veya fındık, badem ve cevizi kabuğuyla yutmak böyledir. Bunlar yiyecek maddesi olmakla birlikte, bunların bu şekilde yenilmesi nor¬mal değildir ve hem de bunlar bu halleriyle insanın iştah duyacağı ve yemek isteyeceği şeyler değildir. 
3. Yağmur Suyu: Fakihler ağza giren yağmur, kar veya doluyu isteyerek yutmayı, su içme kapsamında değerlendirerek orucu bozacağını; fakat kişinin kastı olmaksı¬zın boğaza inen yağmur, kar ve dolunun orucu bozmayacağını söylemişler¬dir.
4. Kusma: Kusma, kasten yapılmadığı durumlarda orucu bozmaz. Kasten yapıldı¬ğında ise, sadece ağız dolusu olması halinde bozar. Baştan beri ortaya koymaya çalışılan oruç tutma esprisi ve orucun an¬lam ve amacıyla pek bağdaşmayan muhtemel bütün davranışları ve olayları tek tek sıralamak mümkün olmadığı için bu konuda şöyle bir açıklama getirmek doğru olur: Orucun anlamı, Allah rızâsı için, gerek beslenme gerekse tat ve keyif alma kasıt ve arzusu içeren yiyip içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak, özetle nefsi iştah ve şehvet duyduğu şeylerden mahrum etmektir. Bu yasağın ihlâli sayılan her davranış orucun mâna ve gayesine aykırıdır. Yeme, içme ve cinsel ilişki sayılan her davranış orucu bozar, kaza edilmesini gerektirir. Kasıtlı olarak yapılırsa hem kaza hem kefaret gerekir.
5. Bayılma ve Delirme: Bayılma ve delirmenin orucu bozan şeylerden sayılması, esasen oruç yasaklarının ihlâli ile ilgili olmayıp, bütün mükellefiyetlerde ön şart olan bilinçlilik halinin geçici veya sürekli olarak yitirilmesi ile ilgilidir. Bu halin kapladığı günlerin kaza edilmesinin istenmeyişi de aynı sebebe bağlıdır.
6. Unutarak Yeme-İçme: Unutarak bir şey yemek ve içmekle oruç bozulmaz. Peygamberimiz oruçlu olduğunu unutarak yiyip içenlerin oruca devam etmelerini, onları Al¬lah'ın yedirip içirdiğini söylemiştir.  Fakat yanlışlıkla (hata) yiyip içmek bundan farklı olup Hanefiler'e göre orucu bozar. Meselâ; bir kimse oruçlu olduğunun farkında olduğu halde kasıtsız olarak yanlışlıkla bir şey yese veya içse, diyelim ki abdest alırken ağzına aldığı sudan yutsa veya denizde yüzerken su yutsa orucu bozulur ve kaza lâzım gelir. Şâfiîler orucu bozma kastı bulunmadığı için yanlışlıkla bir şey yiyip iç¬menin orucu bozmayacağını söylemişlerdir. Unutarak yiyip içtikten sonra orucunun bozulmuş olduğu zannıyla veya gece niyetlenmeyip gündüz niyetlendikten sonra, gündüz yapılan bu niye¬tin niyet sayılmayacağı zannıyla günün geri kalan kısmında bilerek bir şey yiyip içmek veya cinsel ilişkide bulunmak orucu bozar.
7. İmsak'ın Girmesi: Oruca ne zaman başlanıp ne zaman bitirileceği Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde açıklanmıştır:” (Ramazan gecelerinde) şafağın aydınlığını gecenin karanlığından ayırt edinceye (tan yeri ağarıncaya/fecr-i sadığa) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar (yiyip içmeden, cinsel ilişkide bulunmadan) orucu tamamlayın.” Sabah vaktinin girip girmediği konusunda şüphesi bulunan kimse yiyip içmeye devam ederken o esnada ikinci fecrin doğmuş olduğu ortaya çıksa oruç bozulur ve kaza etmesi gerekir, kefaret gerekmez. Buna mukabil güne¬şin battığını zannederek iftar ederken güneşin henüz batmadığı anlaşılsa bu durumda kaza yanında kefaret de gerekir. Kişi, her iki durumda da zannı ile hareket etmiş ve yanıldığı ortaya çıkmış ise de zanların kuvvet derecesi aynı değildir. Birinci durumdaki zan güçlüdür; çünkü asıl olan gecenin devam edi¬yor olmasıdır. İkinci durumdaki zan ise, bunun tersine zayıftır; çünkü asıl olan gündüzün devam ediyor olmasıdır. Bu bakımdan güneşin batıp bat¬madığından şüphe eden kimse hemen iftar etmemeli, durumun netleşmesini beklemelidir. İmsak ve iftar vakitlerini gösteren bir takvim ve saatin bulunmadığı durumlarda kişi, kendi bilgi ve tecrübesiyle içtihad ederek ona göre davranır. Orucu bozacak fakat kefareti de gerektirmeyecek bir davranıştan sonra, kişinin yiyip içmeye başlaması halinde, kural olarak kefaretin gerekmeyece¬ği belirtilmişse de, burada asıl olan kişinin oruç tutma veya bozma konusundaki gerçek niyetidir. Amellerin niyetlere göre olduğu şeklindeki genel dinî ilkenin anlamı da budur. Bir şey yiyor veya içiyorken imsak vaktinin girdiğini anlayan kimse derhal yemeyi ve içmeyi bırakmalıdır. Bu sebeple ezanın başlaması ile yemeği içmeyi terk etmek gerekir. Bile bile yemeye veya içmeye devam etmesi halinde Hanefi imamlara göre bu kişiye kefaret gerekir. 
Bir Hadis: İnsanlar vakti girince iftar etmekte acele ettikleri sürece hayır üzerdirler. 
YORUM EKLE

banner471

banner474