Pandemi atlatılsa da…

Dünyayı kasıp kavuran, kimileri tarafından çağımızın vebası diye adlandırılan Pandemi sıcakların başlamasıyla birlikte hızını azaltmış gözüküyor. İnsanlarımızda bir rahatlama var!
Maskesiz dolaşan vatandaş sayısı giderek artıyor. Hatta sokaklarda maskeli insan sayısı parmakla sayılacak kadar azaldı.
Coronavirüsün kendini gösterdiği günlerde hastalığın Yarasalardan geldiği açıklanmıştı. Ekonomiyi ileri boyutta etkilemeye başladığı günlerde ise Pandeminin ekonomik çıkar nedenleriyle laboratuvarda üretildiği yayılmıştı. Halbuki bütün dünyayı etkilemesi, bilhassa ekonomilerdeki olumsuz etkileri düşünüldüğünde laboratuvarlarda tezgahlanmış olasılığı akla pek de yakın gözükmüyor.
Coronavirüsün hızını kesmesiyle birlikte dünya ülkeleri uğramış oldukları ekonomik olumsuzlukları telafi etmek için kolları sıvadılar, hatta önemli yol kat etmeye başladılar bile. 
Peki ya bizde durum ne âlemde?
Fasit bir döngü içinde ve de “dedim, dedi” çekişmeleri ile zaman kaybı devam ediyor. Hâlbuki Kıbrıs Türkünün kaybetmemesi gereken en değerli başlığı zaman olmalıdır diye düşünüyorum. 
Yarım asırdan fazladır “Kıbrıs ta uzlaşının sağlanamaması” nedeniyle büyük bir zaman kaybı zaten yaşandı.
Ekonomiyi düzeltmek bir tarafa çöküntünün boyutu giderek artıyor. 
Enflasyon ve yönetimlerdeki basiretsizlikler belli bir azınlığın dışında, açlıkla yüzleşmek konumuna getirilen bir toplum yapısını karşımıza çıkarmış durumda.
Üretimin ekonomideki değeri bir kez daha kendini göstermiş bulunmakta. 
Üretim sektörü bir bataklığın içinde çırpınmakta. Tarımcı, hayvancı yine sokaklarda hak arayışında!
Hep aynı senaryolar, uygulamalar insanlarımızı bıktırmış durumda. 
Yine kombaylar, traktörler sokaklara inecek, sözüm ona bir miktar bir şeyler atılacak ortaya, herkes mutlu evine dönecek.
Ya heba olup giden milli servetlere ne demeli? Bir miktarlarla çözüme kavuşma olanağı olmayan işlere ne demeli? 
Bu ülkenin tam da ortasında tarımda kullanılabilir alanlar her geçen gün yok olmaktadır. Bu ne duyarsızlıktır, sorumsuzluktur, aldıran yok!
Başta komşumuz Rum kesimi ve de uygar dünya, tarımsal alanlarda bir yılda, iki, hatta üç kez ürün almanın yollarını bulmuşken, bizde, başta orta Mesarya olmak üzere toprakların çoraklaşmasına, hatta bir çöl konumuna gelmesine seyirci kalınmaktadır.
Bırakın yılda bir kez ürün almayı, hiç ürün alınamayan binlerce dönümlük araziler bir utanç abidesi gibi karşımızda durmaktadır.
Bunun en büyük sebebi devletin Tarım politikalarıdır!
Başta derivasyon sularının açık, ilkel arklarla akıtılması neticesinde yer altındaki tuzlu ve acı suların buharlaşarak toprak üstüne çıkması sonrasında, yerli vatandaşların isimlendirdiği şekli ile “lişina” olmasına, sazlık ve kamışlıklar haline gelmesine neden olmakta, hem de derivasyondan akıtılan suların heba olup gitmesine sebep teşkil etmektedir.
Devletin tarım politikalarında çeşitli zamanlarda yaptığımız uyarılara rağmen bu güne kadar bir değişiklik yaşanmamış, lişina (kullanılamaz toprak) oranı her geçen gün bir çığ gibi artmaya devam etmiştir.
Duyarsızlık ve aynı uygulamalar devam ettiği takdirde, ( belki bizim neslin görmesi mümkün olmayacak ) Geçit köyden sulama adı altında Mesarya bölgesine akıtılacak su bile bu tarlalarla yeniden üretime geçilmesini mümkün kılamayacaktır. Pandemili günler belki atlatıldı ama yaklaşımlar değişmedikten sonra! 
Bilmem anlatabildim mi?

YORUM EKLE
YORUMLAR
Efe Aslan
Efe Aslan - 2 hafta Önce

Devletimizin adı Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olsun. Avrupa Birliğine üye olalım.Para birimimiz euro olsun.Nato'ya üye olalım.Tek kurtuluş yolumuz budur.

banner464

banner473