Para ve dava

  Gündemimizde dövizdeki çıkışlar ve inişler var…

   Dengesiz bir şekilde fiyat artışları ve hükümetin önlemleri…
   Sosyal medya günlerdir acımasız eleştirilerle çalkalanıyor ve Kıbrıslı Türklerin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi durumuna tanıklık yapıyor…
   Bunlar olmasın mı?..
   Elbette olmalı…   
   Aşırı zamları, yaratılan pahalılığı sineye mi çekelim?..
   Elbette çekmeyelim…
   Ama “Bu kez ya olacak ya olacak” denilerek yürütülen müzakere hazırlıkları neden gündemimizde hiç yer almıyor?..
   Yaşanacak olan ciddi değişimler bizleri hiç mi ilgilendirmiyor?
    Politis gazetesinin 1963-74 döneminde yaşadıklarımızla ilgili ifşaatları da mı bizleri hiç ilgilendirmiyor?..
   İçimizde bazı gözü dönmüşlerin dahi inkar ettiklerini, bir Rum gazetesi ‘resmi belgelere dayanarak’ deşifre ederken, bizdeki siyasiler, kurum ve kuruluşlardan bir tanesinin dahi heyecanlanmaması, kılını oynatmaması hiç mi dikkatimizi çekmiyor?..
   Rum gazetesi, 1963-74 döneminde Kıbrıslı Türklere yönelik katliamları bizzat devletin güvenliğini sağlamakla görevli Rum polislerinin gerçekleştirdiğini, bunların dönemin İçişleri Bakanı Yorgacis’ten onay aldıklarını yazıyor…
   Kaçırılan ve öldürülen Türklerin isimlerini veriyor…
   Suç dosyalarının sayılarını açıklıyor ve suçluların bilinçli bir şekilde yargılanmadıklarını açıklıyor…
   Saldırılara maruz kalanlar ise, bugünkü düzenin sarhoşluğu içinde bunlarla ilgilenmiyor…
   Bazıları “Eeeeee, bunlarla uğraşmak faşizmdir, faşistlerin işidir” diyor…
   Ve bu açıklamalar, 83 insanımızın şehit olduğu Taşkent Katliamı ile Atlılar, Muratağa ve Sandallar katliamlarının yıldönümlerinde yapılıyor…
   Devletimizin protokol müdürlüğü de ‘talimatlar’ çerçevesinde şehitlerimizin anma törenlerini ‘devlet töreni’ kapsamından çıkarıyor…
   Yazıklar olsun…
   Bugünkü düzeni o şehitlere ve onların acılarıyla yaşayan ailelerine borçlu olduğumuzu unutacak duruma gelmişsek, yazıklar olsun bizlere…

Yazılanları da mı okumuyorsunuz?

   Politis gazetesi; suç dosyalarını açıklarken, dünkü yayınında bakın ne diyor:
   “1963-64 ve 1974’te Kıbrıslı Türklere yönelik kanlı saldırıları Anastasiadis dâhil herkes biliyor ama kimse bu konularla ilgilenmiyor…”
   Anastasiadis; eski EOKA’cıların kurduğu bir partinin lideridir…
   Kıbrıslı Türklere yönelik kanlı saldırıları eleştirmesi, suçluların yargılanması için savcılığa talimat vermesi beklenemez…
   Bırakın 1963-74 dönemini; kendi başkanlığı döneminde ELAM’ın, Kıbrıslı Türklere yönelik saldırılarını dahi ileri götürmedi…
   Bugün oldu tek Kıbrıslı Rum yargılanmadı…
   Altan Karakuş’un aracını havaya uçuranlarla ilgili net kamera görüntüleri olduğu halde, bunların tutuklanmasını talep etmedi…
  O yüzden Anastasiadis veya diğerlerinden herhangi bir beklentimiz yoktur…
   Ancak, garantilerin ve Türk askerinin tartışıldığı bir dönemde, bizdeki siyasilerin; bu kadar güçlü belge ve yayınlarla ilgilenmemesi, uğradığımız haksızlıkları dünya kamuoyu ile paylaşma yönüne gitmemesi düşündürücüdür…
   Hatta geleceğimiz açısından kaygı vericidir…

Derinya olayları mı?..

   Bir başka ibret verici olaya geçelim…
   Bildiğiniz gibi geçtiğimiz hafta içinde Rum motosikletlilerin 3 gün devam eden sınır eylemleri vardı…
   Bir süreliğine Metehan’ı da, Ledra Palace ve Lokmacı’yı da geçişlere kapatan motosikletliler…
   Tümünün elinde Yunan bayrakları ve Derinya sınır eylemlerinde hayatını kaybeden iki Rum’un fotoğrafları vardı…
   Isaak ve Solomu…
   İki Rum gencinin olaylar sırasında öldürülmesi elbette üzücü bir durumdur…
   İnsanların hayatını kaybetmesinden yana değiliz…
   Fakat bu olayların nasıl ve ne şekilde meydana geldiği; bunları kimlerin organize ettiği çok önemlidir…
   Onlara herkesin hesap sorması gerekmez mi?..
   Bu Rum gençlerini motosikletlerle sınıra gönderen kimlerdi?..
   Neden gönderildiler?..
   Aradan 22 yıl geçtiği halde motosikletli Rum gençlerini hala sınıra gönderen kimlerdir?..

  Bunu niçin yapıyorlar?..

   İşte tüm bu soruların yanıtını dün Yorgos Hacıkostis isimli bir Rum verdi…
   Derinya olaylarının yaşandığı 1996 yılında Rum Motosikletliler Federasyonu Başkanı olan Yorgos Hacıkostas, Politis gazetesine önemli itiraflarda bulundu…
   Ciddi tehlikelerin yaşanacağını bilerek, Rum motosikletlilerin Derinya sınırına gönderilmesi için yurt içi ve yurt dışından para toplandığını açıkladı…
   En büyük desteği ise dönemin Rum Başpiskoposu 1. Hrisostomos’un verdiğini itiraf etti…
   Hrisostomos, ilk adımda Bin, ikincisinde ise 5 Bin Kıbrıs Lirası vererek, Rum gençlerini kin ve nefret duygularıyla sınıra gönderip, iki toplumun arasına yeni nifak tohumları sokmaktan çekinmedi…
   Hacıkostas, bir kişinin öldürülmesi sonrasında eylemin iptalini istediğini, ama söz dinletemediğini belirtirken, Başpiskopos Hrisostomos’un “Kan dökülmezse Kıbrıs özgürlüğüne kavuşmaz” şeklindeki sözlerini ilk defa kamuoyu ile paylaştı…
   İnanın bunları okudukça içimiz daha da kan ağlıyor…
   İnsanlara dostluk, dayanışma ve kardeşlik aşılaması gereken bir din adamının kan dökülmesinden medet umması ibret vericidir…
   Dileğimiz son günlerde bizzat Rum tarafından öğrendiğimiz bu acı gerçeklerin bir kayıt altına alınarak, önce kendi halkımıza, sonra Kıbrıs gerçeklerinden habersiz dünya kamuoyuna aktarılmasıdır…
   Kin ve nefret duygusu aşılamak için değil…
   Güvenlik ve garantilerin bizler için neden bu kadar önemli olduğunu anlatabilmek için…
   Siyasilerin takipçisi olacağız… 

YORUM EKLE