Protokol ve TL Zone…

Hükümet Türkiye ile Protokol imzalamak için Ankara’ya gitti. Bu sürecin eskiden bir farkı var. Artık imza söz konusu. Ön hazırlığın, teknik düzeydeki çalışmasının, görüş alış verişin enerjik hazırlığı yok.
Başbakan ve Koalisyonun ortağı iki partinin ve Maliye Bakanının bu ziyaretinden önce KKTC Meclisinde Sayın Devrim Barçın’ın konuşmasına cevap veren Çalışma Bakanı Sayın Hasan Taçoy; ekonomik krizin bizi ne denli kötü bir noktaya sürüklediğini şu ifade ile dile getirdi. “Sosyal Sigortalara prim yatıran çalışan sayısı 50 bine düştü. Sosyal Sigortaların kendini idame ettirmesi için kayıtlı çalışan sayısı 130 bin olmalı” dedi. Bu yaşadığımız ekonomik küçülmenin büyüklüğünü gösterir. 
Bu gerçeği bu sayfalarda yazdığımız makalelerde çok işledik. Döviz krizinin 2018’de patlaması ile bu sorunun bizi bulacağını yazdık, söyledik. Ancak 4’lü koalisyonun yıktırılması ve UBP- HP Koalisyonun kurulması gündeme geldi. O zaman Başbakan olan, şimdinin Cumhurbaşkanı Sayın Tatar; tam o döneme denk gelen dövizdeki kısmi gerilemeyi öne sürerek; “ Başbakan oldum, döviz düştü” beyanatı vermişti. Ona bunun çocuk oyuncağı olmadığını, arkasının daha da olumsuz olacağını ifade etmiştik. Sonra siyasi oyunlar gelişti. Kurdurtulan UBP- HP Koalisyonu bozduruldu,  oyunun ikinci ayağı olarak bu kez HP’den üç vekil istifa ettirildi. Sonra da UBP, DP, YDP Hükümeti kurduruldu. Bu esnada, Pandeminin patlaması ve döviz krizinin derinleşmesi gelişti. Bu enflasyonu azdırdı. Bunlar yaşanırken akıllar, ekonomide çalmaya başlayan ciddi alarm zillerine değil, siyasi ayak oyunlarına kilitlendi. Cumhurbaşkanlığı seçimi, Türk ve Kıbrıs Milliyetçiliği koridoruna hapsedildi. Toplumsal akıl tatile çıktı. Sonra döviz krizi derinleşti, enflasyon azdı. Başbakan olduğu ilk dönemde, “ Başbakan oldum, döviz düştü” diyen Sayın Tatar, bu kez Cumhurbaşkanı olarak;  döviz krizi ve enflasyonun paralel artışını ele alanlara dönük, “merak etmeyin, su akar yolunu bulur” dedi. Böylece enflasyona karşı mücadele için,  toplumsal aklın caba harcamasını, aklın tatil sürecini daha da uzatarak sekteye uğrattı. Bu nedenle bir yandan enflasyon, öte taraftan Pandemiye eklenen Rusya- NATO gerilimi ve savaş, bize çok yönlü darbesini fena vurdu. Turizm, inşaat, sanayi gibi sektörler daralırken, Tarım Sektörü maliyet artışları ile verim kaybına girdi. Döviz krizi ve artan enflasyon pahalılığı azdırdı. Diğer yandan da daralma ve pahalılık, nitelikli iş gücünün kaçmasını getirdi. Yabancı iş gücü ülkeyi terk etti. Ayrıca buna enflasyon nedeni ile aldığı ücretle geçinemeyen ve Güney Kıbrıs’a geçme hakkı olan KKTC Yurttaşlarının da yüzlercesinin Güneye çalışmaya gitmesi eklendi. Hali ile Kuzeydeki kayıtlı Sosyal Sigortalı emekçi sayısı da Sosyal Sigortalara alarm çanları çaldıran kritik 50 bin sayısına düştü.
Bu bakımdan Ankara’da gerçekleşecek Protokol çalışmasında esas; TL, döviz krizi ve artan enflasyonun Kuzey Kıbrıs ekonomisi üzerinde yol açtığı enflasyonist yıkım olmalıdır. Nasıl ki Avrupa Merkez Bankası, AB içerisindeki enflasyonu ele alırken, EURO ZONE ve AB içinde yer alan ülkelerin enflasyondan genel ve özel olarak nasıl etkilendiklerini onlarla birlikte ele alır. Eğer para genişlemesine gidecek ve likidite arzı için para basacak veya elindeki kaynağı piyasaya sürecekse, her üyenin özeline bakarak, onlara likidite desteği veriyorsa; TL Zone içinde yer alan KKTC ekonomisine de mali ve ekonomik desteği Türkiye ele almalıdır. Bu olmadığı takdirde, döviz krizinin ve enflasyonun yangın yerine döndürdüğü Kuzey Kıbrıs’ı, o bilinen tedbirlerle ayağa kaldırmak mümkün olmayacaktır. Kuzey Kıbrıs’ın turizm, eğitim, sanayi, tarım sektörleri ile esnafının ve inşaat sektörlerinin acil mali desteğe ihtiyacı var. Yani Avrupa Merkez Bankasının EURO ZONE için aldığı destek önlemlerinin mantığı, KKTC - TC Protokol görüşmelerinde dikkate alınmalıdır. 

YORUM EKLE

banner464

banner473