Protokoller...

 Dün gazetelerde iki fotoğraf karesi vardı. Biri, Türkiye ile KKTC arasında imzalanan Enerji İşbirliği Protokolü imza törenini yansıtıyordu.
  Diğeri ise Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasında, enerji dahil, pek çok alanda işbirliği ile siyasi yaklaşımları ele alan zirveyi yansıtıyordu. 
 Birinde Sayın Sunat Atun ile Sayın Berat Albayrak, diğerinde Sayın Sisi, Sayın Anastasiadis ve Sayın Cipras'ın gülen yüzleri yansıyordu...
  Üstelik, her iki törende, İstanbul'daki Enerji Konulu Uluslararası çok önemli toplantıya denk düşüyordu.
TC ile KKTC arasında imzalanacak olan Protokolün imza saatinin, iki defa ertelenmesinin; iki farklı olayın, birbirine dönük mesaj verme özelliğine ağırlıklı olarak yansıması gibi bir "diplomatik" düzenleme olduğunu da düşünmekteyim.
  Yani, İstanbul'daki Konferansa denk düşürüldü bu ayrı ayrı imza törenleri. 
Çünkü, Doğu Akdeniz'deki Hidrokarbonlar ve bunların pazara ulaştırılması yolları üzerinde hakimiyet ve üstünlük çelişkisi var. Bunun en yüksek tondan yansıması oldu bu ayrı ayrı imzalar...
  Bir kere ayrı ayrı imzalanan iki Protokolün da hedefi ve amacı aynıdır. Ama bu ortak konuda yollar ve niyetler farklıdır. 

Kıbrıs merkezde...
 
  Orta Doğu'nun enerji kaynakları ve yolları üzerindeki çelişkiden ötürü, kan ve acı içinde yaşadığı böylesi bir ortamda, Doğu Akdeniz'deki hidrokarbonların çıkartılması ve enerji yolları üzerine; Türkiye, İsrail, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs'ın iki tarafının, ayrı ayrı imzaladıkları protokollar, geleceğe dönük güzel bir haber değildir.
  Çünkü gelişmenin bu şekilde devamı; bölgede var olan çelişkilerin üzerine, enerji kaynakları ve yolları üzerinde yeni ve bizi de merkezine alacak olan başka çelişkilerin de eklenmesini getirecektir.
Bu sıkıntılı konuların temelinde yatan da Kıbrıs Adası'nda var olan çözümsüzlüktür.
  Düşünün, İsrail ve Mısır'la, "Kıbrıs Cumhuriyeti’nin" ve Yunanistan'ın yaptığı özü aynı olan, ayrı antlaşmaların temelinde, hidrokarbonların Kıbrıs üzerinden Yunanistan'a ve oradan Avrupa pazarına aktarılması var."Yolları" farklı...
  Türkiye ile Kıbrıs Türk tarafının siyasi yaklaşımında ve girişimlerinde de Doğu Akdeniz'deki hidrokarbonların, Kıbrıs üzerinden Türkiye'ye ve oradan Yunanistan'a, bu "yolla" Avrupa'ya aktarılması görüşü var. 
  Bu ikincisinin ise en ekonomik ve fizibıl "yol" olduğu da çok net bir gerçektir.
Görüldüğü gibi Doğu Akdeniz hidrokarbonlarının aktarılma yolunun birinde, yani Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın İsrail ve Mısır'la ele aldığı" yolda", Türkiye ve Kuzey Kıbrıs yok. Bunda Güney Kıbrıs ve Yunanistan var. 
  Ama daha ekonomik olan diğer "yolda" ise hem Yunanistan, hem Türkiye, hem de Kıbrıs'ın her iki tarafı da var.
  Hangi "yol" Ege'den Doğu Akdeniz'e kadar barış ve huzuru teşvik edebilir? Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs'ın dışlandığı "yol", ne yolu yapanlara, ne de onun komşularına ve ne bu "yolu" kullanacak olanlara huzur sunamaz...
  Evet, İsrail, Mısır ve Kıbrıs Hidrokarbonlarının Kıbrıs üzerinden Türkiye'ye, oradan Yunanistan üzerinden Avrupa'ya nakili ekonomik olarak fizibıldır.

Önemli ve avantajlı

 Ama bu "yol,", aynı zamanda, bölgenin güçlü devletleri olan Türkiye, Yunanistan, İsrail ve Mısır'ın çok yakın işbirliği ile ortaklığını da içinde taşır. Ayrıca Kıbrıs'ın iki taraf olarak değil, ortak ve bütün olarak bu yolun odağında olmasını da getirir.
  Yani bu "yol", ekonomik olması yanı sıra, barış, bölgesel işbirliği ve huzur için çok daha önemli ve avantajlıdır. 
  Üstelik bunun yol açacağı ortaklık ortamı, bölge halklarının, yalnız hidrokarbona dayalı olarak değil ama ekonominin tüm alanlarında daha geniş işbirliklerini de geliştirme ve üretme kapasitesine de katkı sağlar...
  Yani bölge halklarının ekonomik, siyasi ve kültürel temelde barış içinde yaşamasına çok önemli katkı sağlar...
  Mısır, İsrail, Yunanistan ve Türkiye gibi bölgenin güçlü, ama aralarında önemli çelişkiler taşıyan ülkelerini, bir stratejik ortaklığa ve işbirliğine sokacak olan bu "yol", kaderinde acılar taşıyan Kıbrıs adasında da barışı ve her iki toplumu ortaklaşa daha da etkin olarak yaşatacak bir yoldur da bu...
İşte Kıbrıs sorunun çözümünün hayatiyeti buradadır.
  Biz olayı salt kuzeye, Türkiye'den elektrik gelmesi kısırlığında… Güneyde bu olayı gasp ettiği " Kıbrıs Cumhuriyeti" üzerinden, bölgede Türkiye'ye karşı üstünlük sağlama aracı olarak aldıkça, bu büyük ve güzel gelişmeye ne katkı sağlayabileceğiz, ne de bundan demokratik bir ortamda barış içinde yararlanabileceğiz…
  Bunu sağlayabilecek olan da öz itibarı ile Kıbrıs sorununun çözümüdür. 
  Basında aynı gün yayınlanan ve İstanbul'daki Enerji Konferansı’nda denk düşürülüp ayrı ayrı, birbirine üstünlük iddiası eşliğinde yansıtılan bu Protokol imzalarını atarken gülen yüzler; eğer, Kıbrıs sorunun çözümünü sağlayamazsak, bu adanın sakinlerinin ve bölge ülkelerinin halklarının gelecekte kan ve gözyaşı içinde ağlayacağı çok fotografın da ön habercisi olarak tarihteki yerini alacaktır.
YORUM EKLE