Reel tarım potansiyeli ve ekonomiye faydaları

   İnsanlık tarihi kitaplarında avcılık ve toplayıcılık sonrasındaki insan gelişiminin tarım devrimi ile başladığı yazılmaktadır. O dönemden mevcut döneme kadar tarım önemini sürdürmüş, ve tarıma yapılan yatırımlar, araştırma ve geliştirmeler üretim bilgi ve kapasitesini artırmıştır. 
   KKTC’de Tarım sektörü 2016 yılında % 7,3 oranında küçüldü. Özellikle bitkisel tarım % 16,1 oranında geriledi. Tarım sektörünün ekonomimiz içindeki payı % 5,6 civarında. Bankacılık ve finans sektörünün cari fiyatlarla hemen arkasında bulunuyor.  Türkiye rakamlarını incelediğimizde ise tarım sektörünün 2016 yılında % 2,6 oranında küçüldüğünü gözlemliyoruz. Dolayısı ile, iki ülkede de nüfus artarken, tarım alanındaki üretimde gerileme yaşanarak ters bir ayrışma söz konusu olmuştur. Buda gerek tarım alanında ihracatı, gerekse çekirdek enflasyonu olumsuz yönde etkilemektedir.  Hem Türkiye’de hem de KKTC’deki enflasyon oranlarında yer alan ana harcama gruplarını incelediğimiz zaman, gıda ve alkolsüz içecekler kaleminde neredeyse enflasyon oranı kadar artış yaşadığını gözlemliyoruz. Yani, gıda artışları genel hayat pahalılığı ile paralel yükseliyor diyebiliriz. Diğer bir değişle, gıda fiyatlarındaki artış hayat pahalılığını da yukarı doğru çekmektedir. Haliyle, döviz kurlarından minimum etkilenmesi gereken gıda ürünlerindeki üretim yetersiz kalmaktadır. Sağlıklı ve verimli üretimler, gerek yurt içi enflasyon verisini azaltmamız, gerekse yurt dışı ihracatı artırmamız için önemli bir rol oynayabilir. 
   26 Nisan 2018 tarihinde ekonomist dergisinde yayımlanan “ Gelişen Dünyada Çiftçiler için Coğrafya kader değildir” isimli makalede etkinliği geliştirmenin mahsul elde etme verimliliğini dramatik şekilde artırdığı sonucuna varılıyor. Bu bağlamda, aşağıdaki grafikten de görüleceği üzere Birleşmiş Milletler verisi, toprak kalitesinin ve hava koşullarının Mozambik ve Almanya’da çok benzer olduğunu ortaya koyuyor.  Bu çerçevede, Alman çiftçileri her bir hektar arazide yılda 7,200 kg tahıl mahsulu gerçekleşirken, Mozambikte’ki çiftçiler bir hektar alanda yalnızca 820 kilogram tahıl üretebiliyor. Yani, Mozambik’te bir hektar alandaki tahıl üretim verimi ve kapasitesi Almanya’nın 10’da birinden biraz daha fazlaya tekabül etmektedir. Türkiye’de ise bu oran hektar başına 2.560 kilo olarak değerlendiriliyor. Buda haliyle alman üretim veriminin yaklaşık olarak üçte birine denk geliyor. Aşağıdaki verim eğrisinden de görüleceği üzere ülkeler zenginleştikçe verim eğrisi artıyor. Bu artıştaki ana sebep ise yapılan akademik çalışmada vurgulandığı üzere daha iyi teknoloji kullanımı, altyapı ve hükümet  politikalarından kaynaklanmaktadır. Bundan mütevellit, artık coğrafik konum ve hava şartlarının tarımsal verimde daha az aktif rol oynadığı sonucu doğuyor. Toronto ve York Üniversitesinden akademisyenlerin hazırlamış olduğu bu araştırma Birleşmiş Milletlerden 162 ülkenin 30 yıllık coğrafik verisine dayanıyor. 
   Peki tarımda söz konusu potansiyel verimliliği nasıl yakalayabiliriz ? Söz konusu verimliliğin % 20’sinin mahsul çeşitliliğinin artırılmasıyla sağlanacağından bahsediliyor. Geri kalan % 80’in ise modern teknolojiye adapte olunması, altyapının oluşturulması ve kötü hükümet politikalarının elimine edilmesinde yatıyor.  Dünya bankası verilerine göre düşük ve orta seviye gelirine sahip ülkelerde mısır gevreği üretimi tarihsel verilere göre 3 kat daha fazla arttı. Ancak bu kazancın elde edilmesi 55 yıllarını aldı. O yüzden, münhasır medeniyetler seviyesine yükselmemiz için hükümet politikalarının gelişmiş ülkelere göre revize edilmesi, sektör temsilcilerinin ise modern teknoloji ve altyapı yatırımlarına yönelmesi önem arz etmektedir. Böylelikle hem hayat pahalılığını ve dışa bağımlılığı azaltabilir, hem de ihracatı artırıcı bir potansiyele erişebiliriz.

YORUM EKLE