Sahte bir dünya yarattık kendimize

   Önce kendi sektörümüzden başlayalım…

   Bir avuçluk ülkede 8 tane televizyon 22 tane gazete, 66 tane radyomuz var…
   Bunların bir kısmına siyasilerin marifetiyle her ay devlet katkısı veriliyor…
   Ayrıca yine bir kısmında çalışanların sosyal yatırımlarını devlet yapıyor…
   Fakat, radyolarımız Girne Boğazı’na veya İskele boğazına yaklaştığınızda susuyor…
   Size ait olduğu iddia edilen ve KKTC’nin Yayın Yüksek Kurulu tarafından belgelenen frekansın aslında ‘sahte olması’ nedeniyle ya Arapça, ya da Rumca şarkılar dinlemeye başlıyorsunuz…
   Yağmur yağdığında, ya da rüzgâr estiğinde TV yayınlarınız kesiliyor…
   Devlet Kurumu BRT’de 800’e yakın insan çalışıyor…
   Devletin 2 tane TV, çok sayıda radyo kanalı var…
   Personel açısından patlamış olmasına karşın, 2. TV kanalı genelde korsan filmler yayınlıyor, ya da diğer kanalda yayınlanan eski programlar buraya aktarılıyor…
   Peki bu yayıncılıktan amaçlanan nedir?..
   Bunu bilen veya izah edebilecek olan bir siyasetçi var mıdır?..
   Aynı şekilde gazetelerin çok büyük bir kısmının bayi standında satışı yok denecek kadar azdır…
   Bazıları ‘partizanca kararlarla’ devlet dairelerine alınıyor…
   Partisiz olan gazetelerin alımını durduruyor, parti organlarını satın alıyorlar…
   Bunların parasını devlet ödüyor…
   Bu yapılan ‘yasa dışı’ bir icraat değil midir?..
   Peki siz yasa dışı icraat yaparken; ‘yolsuzlukları sorgulamaktan’ nasıl söz edebilirsiniz?..
   Dün başka, bugün başka mı?..
   Eeee, ne yapalım, koalisyonlarda mecbur kalıyoruz hikayesi mi?..

Bakanlıklar, istihdamlar ve icraatlar

   Başka örneklere geçelim…
   Mesela Tarım Bakanlığımız var…
   Görevi, üretimi artırmak, üreticiyi korumak mı?..
   Kabul ediyoruz…
   Kurak dönemde üreticiyi tazmin edecek bir bütçesi yok…
  Türkiye versin, biz ödeyelim…
   Hastalıklara karşı mücadele yürütecek bir kadrosu yok…
   Öyleyse bu üretici nasıl korunacak?..
   İthalat yasağı ile…
   İlk hedefimiz yasaklar…
   Oldu mu ya arkadaşlar?..
   Bu durumda tüketici ne yapacak?..
   Mersin’de kilosu bir lira olan domatesi bizler 8, ya da 10 liraya mı yiyeceğiz?..
   Üretici böyle mi korunacak?..
   Doğrusu nedir?..
   Ya daha çok üretim ve bu yönde hareket edenlerin eğitimden geçirilerek teşvik edilmesi…
   Ya da fiyatları dengede tutabilmek için dengeli ithalat izni…
   Turizm Bakanlığımız var…
   Ana hedef turizmi geliştirmek ve ülkede refah düzeyini artırmak mı?..
   Öyleyse doldur binaların içini…
   Tüm parti delegelerini mutlu edelim…
   Sonrasında 9 günlük bayram tatili, ama ortada turizmi denetleyen hiç kimse olmasın…
   Sınır kapılarındaki bürolar kapalı…
   Tanıtıcı broşürler yetersiz…
   Aynı bakanlığa bağlı Çevre Dairesi’nin adı var kendi yok…
   İçişleri Bakanlığımız var…
   Polis, cezaevi, asayiş ona emanet…
   Uzun bir Bayram tatilinde yollarda polis göremiyorsanız, bu Bakanlığın var oluş sebebi nedir?..  
  
Bir reform hikâyesi

   Son 20 yıldan bu yana hemen tüm partilerin dilinde ‘kamu reformu’ vardır…
   Bir avuçluk memlekette bunun adına ‘düzenleme’ demek daha doğru olur ama onlar Anavatan’larından esinlenerek ‘reform’ diyorlar…
   Öyleyse yap yapacağını…
   Ama şimdi zamanı değil…
   Peki ne zaman?..
   Tek başına iktidar olduğumuzda…
   Vay anam vay…
   Cesareti toplayıp da “Bu sisteme esir olduk” diyen bir Allah’ın kulu da çıkmıyor…
   Böylece kamuda disiplini sağlayamıyor, bazı dairelerde ‘vardiya’ uygulamasına geçemiyor ve yüz milyonlarca liralık ‘ek mesai’ ücreti dağıtıyorlar…
   Mesela gümrüklerde, sağlıkta, sivil havacılıkta başka ülkeler, örneğin Güney Kıbrıs ne yapıyor?..
   Bakan, araştıran, soran, öğrenen ve cesaretini toplayıp ileri atabilen yok mu?..
   Vay anam vay…

Dini bayramlar

   Neyse bayram bayram siyaset yapmayalım…
   Günün anlam ve önemine dönelim…
   Dini bayramlar, küslerin barışması, büyüklerin hatırlanması ve ziyaret edilmesi, çocukların mutlu edilmesi içindir…
   Eski yıllarda uygulama böyleydi…
   Ama şimdilerde, çok farklı durumlar yaşanıyor…
   Büyükleri ziyaret edip, birlikte güzel vakit geçirmek yerine; 4 günlük tatilin 9 güne çıkarılması fırsatını da değerlendirerek insanlar başka yerlere kaçıyorlar?..
   Küslerin barışması mı dediniz?..
   Bir araya gelmeyen insanlar nasıl barışacak?..
   Kendi kendimizi kandırmayalım…
   Büyükler eskisi gibi ziyaret edilmiyor, çocuklar da bayram sevincini yaşayamıyor…
   Ölülerin mezarlarını ziyaret edip, çiçek bırakanların sayısı her geçen gün daha da azalıyor…
   İnsanların zaman zaman vicdanlarını sorgulaması açısından mezarlık ziyaretleri önemlidir…
   Dün yanınızda olan babanız, anneniz veya daha büyükleriniz, bugün o toprağın altında yatıyordur…
   Üç dakikalık ziyaret sırasında bunu görebiliyor ve kendi kendinizi sorgulayabiliyorsanız; hayatınıza daha güzel şekiller verebilirsiniz…
   Yok bunlardan kaçmak için bayram tatili yapıyorsanız, o zaman 4 günü 9 güne uzatmanın mantığı nedir?..
   Gelinen noktada KKTC için dini bayramların süresini tartışmalı ve bir sınır koymalıyız…
   Amacın çok fazla dışına çıkıldığına göre; hele böylesi kriz dönemlerinde devlet kurumlarına 9 gün süreyle kilit vurma anlayışı tarihe karışmalıdır…
   İşte reform dediğiniz şeye belki buradan başlarsınız…
   Tatil süresi 4 gün ise ona dokunamazsınız…
   Tıpkı diğer dinlerin yaptığı gibi…

YORUM EKLE
YORUMLAR
zeki uluöz
zeki uluöz - 4 hafta Önce

çok güzel bir yazı kalemine sağlık.