"Sarayönü kriterleri, dikilitaş standartları"

UBP-DP Hükümetinin  yayınladığı  çeşitli Kanun Hükmündeki Kararnameleri (KHK) Mahkemenin Ara Emri ile durduruldu. Makam Aracı alma kararı ise bugün görüşülecek.
   Bu hükümetin, demokratik hassasiyetlere, kamuoyu duyarlılığı ve kuralları ile hukuk devleti ilkelerine  önem vermeyeceği , oluşumu nedeni ile ciddi bir olasılıktı.
   Ancak bunu aşabilirler miydi? Evet, eğer akıl önde olsaydı. Ama  meşhur Koordinasyon Ofisi meselesindeki gelişmeler, buna dönük kapasite olmadığını gösterdi. Kıbrıs konusunda ise hemen, eski hamasete sarılmaları da bunu pekiştirdi.
   Bir kere; Koordinasyon Ofisi konusunun, Anayasa Mahkemesi kararı ile durması, yalnız Hükümetin kendisine dönük bir sıkıntı yaratmadı. Bunun bir ciddi sonucu da, Türkiye - KKTC ilişkilerinin, hukuk temelli de yara alması oldu..
   Bundan ders almayan UBP-DP Hükümeti; KHK ve Makam Araçları alımı kararı  ile Bakanlar Kurulunun Anayasal yetkisini istismar ederek, halk iradesini de es geçmeye kalktı.
Devlet ‘tutuklandı, kelepçelendi’
   Yani,"dediğim dedik, çaldığım düdük" vurdum duymaz mantığı ile  Türkiye ile ilişkilere gölge düşürmesinden sonra hükümet; makam araçları meselesinde de  Devlet olma misyonuna da müthiş bir başka zarar verdi.
   Çünkü, tüm demokratik teammülleri ve yasal zemini es geçerek, Makam Aracı alımı ile ilgili aldığı ihalesiz, gizli işi de mahkemenin Ara Emir Kararı ile durdu.
   Olayın vehameti bu nedenle, diğerlerinde  olduğu gibi görünenden daha ciddidir. 
Çünkü, nasıl ki suç işlediği iddia edilen bir sanık; davanın esası, mahkeme tarafından karara bağlanana kadar, elleri kelepçelenerek tutuklu kalır. 
   Tıpkı bunun gibi; Yürütme Organının Makam  araçları da  davanın esası görüşülene kadar; kullanılamayacağı  hükmü ile birlikte, mahkeme tarafından "tutuklandı". 
   Bu "tutukluluk" hali de doğası gereği, tıpkı tutuklu sanığın ellerinin kelepçelendiği gibi avlularda, dizi dizi "kelepçelenerek" gerçekleşti..
   Bu, " kelepçeli tutuklu" makam araçları da; 002, 004, 005 v.s plaka numaralı fotoları ile sosyal medyada ve basında çıktı.
   Böylece Koordinasyon Ofisi ve KHK fiyaskosundan sonra bu sonuç, devlet olma konumuna da zarar verdi. Çünkü makam ve araçları, devlet olma gereğinin sembolleridir. 
Devleti yaşatacağız, yücelteceğiz söylemini siyasi temel yapanlar , buna yol açtı. Mesele artık çok nettir. Gelecekle doğrudan bağlantılıdır.
   Gelecek, Evrensel demokratik Hukuk devleti ilkeleri ve AB Kriterleri ile mi gelişecek? 
Yoksa, Sarayönü Kriterleri, Dikilitaş Standartları ile dün, bugün, yarın tüketilecek mi?
   İşte temel ayrım noktası budur. 
   "Sarayönü Kriterleri ile Dikilitaş Standartlarının" büyük bir çıkmazı ve yaşamın her alanında  erozyon  yaşattığı bir gerçektir. 
   Bu bakımdan yanlış standart ve kriterlere dayalı uygulamaların, demokratik hukuk devleti anlayışına bağlı olarak; Yasama, Yargı  ve Yürütme noktasındaki Anayasal güç dengesi içinde,  yargı duvarına da vurarak işlevsiz olduğunun açığa çıkması olumludur. Bu gelecek için olumlu bir başlangıç yapmanın zeminlerinden biridir.
   Çünkü, ne milliyetçilik, ne de diğer hamaset söylemler temelidir. Esas, "Sarayönü Kriterleri ve Dikilitaş  Standartlarını" koruma çabasının yol açtığı çok yönlü yıkımdır. Bunu aşmak en önemli temeldir.
YORUM EKLE