Sayın Çavuşoğlu, ziyaret ve tartışmalar

Türkiye Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun Kıbrıs ziyareti gerçekleşti. Deyim yerinde ise Akdeniz’de artık sık sık görülmeye başlayan hortumlar gibi bir de etki bıraktı. Ancak açık yazalım, bu etki zarar ziyan vermedi. Fakat ciddi bir tartışmaya yol açtı. 
Ben, her tartışma ortamının durgunluktan daha iyi olduğuna inanırım. Durgun suya taş atıp, oradan haleler oluşması ve bunun yol açtığı dalgalanmaların hareketin gelişmesine katkı sağladığına inanırım. 
Yeter ki bu haleler, şiddet, küfür ve birbirini dışlamak gibi berbat olaylarla yüklü olmasın. 
Bu bakımdan Sayın Çavuşoğlu’nun adresi belli olmayan, herkesin kendi meşrebine göre yorumlayabileceği ifadelerini sağlıklı ele alabilelim.
Sayın Çavuşoğlu, “Kıbrıs Davası büyük bir davadır. Kıbrıs Davası birilerinin siyasi ideolojilerine veya siyasi hırslarına kurban edilemeyecek büyük bir davadır” dedi. Bu ifadelerini ise kimse tek başına bu niyetlere bağlı olarak bu davayı götüremez sözleri ile birleştirdi.
Şimdi bu sözlerden herkes, kendi meşrebine göre ötekini suçlamak niyeti ile bir sonuç çıkardı.
Peki, bu sözlerde hiç mi doğru yok? 
Evet, var ve geçmiş tarihimiz bunun sayısız örneği ile doludur.
Bir kere dün, “Ya Taksim Ya Ölüm” siyasetinin temel olduğu dönemde Kıbrıs Cumhuriyeti Antlaşmasını yapan Türkiye Hükümetinin Başbakanı Sayın Adnan Menderes ile Dışişleri Bakanı Sayın Fatin Rüştü Zorlu, 1960 Darbesi ile idam edildiler. 
Üstelik idam edilenlerin bize bıraktığı miras; bugün,  gaz,  ya da ada üstündeki konumumuz ve haklarımız konusunda bu güçlü temeli veren o antlaşmadaki imzalarıdır.  Bunu yapan bu müteveffa iki değerli siyaset insanını, hala takdir dahi etmiyor, hamaseti elden bırakmayanlar. 
Bu gerçekte değeri,  iç siyasetin kurbanı yapmak demektir. 
Bunu geçtim. 
Maalesef Kıbrıs sorunu, her zaman iç siyasetin unsuru kılındı. Bu olumsuzluk nedeni ile Türkiye ‘deki pek çok siyaset insanı çözüm gündeme gelince, tu kaka ilan edildi. Bundan Rahmetli Demirel, Ecevit, Erdal İnönü, Özal, Erbakan ve tüm eski siyasiler farklı dönemlerde paylarını aldılar.
Hatta rahmetli Sayın Denktaş'ta bundan payını aldı. 
Gali Fikirler Dizisi için New York’ta görüşmelerde iken ve %29+ toprak önerisini masaya koyduğunda dönemin UBP liderliği “tek karış toprak vermeyiz “ ifadesi ile ortalığı toza dumana katmıştı. Sayın Denktaş'ın adaya dönüşü sonrası “arkamdan bıçak soktunuz“ sözü unutulmaz.
Bu olaydan nasibini alanlara,  rahmetli Berberoğlu’nu, Özker Özgür'ü, Naci Talat'ı yaşayanlardan Alpay Durduran ve halen Federal çözümü savunan yalnız sol görüşlü değil, tüm Kıbrıs Türk siyasilerini, aydınlarını da eklemek gerekir. Yani,  İç siyasi hırslar uğruna Hain diye tanımlanmayan kalmadı. 
Daha yakın tarihe gelelim. 
Annan Planı sürecinde, dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs üzerinden Türkiye'de ve Kıbrıs’ta nasıl suçlandığını unutmadık. Kıbrıs’taki kimi siyasilerin,  bu ayıp işin nasıl hem aracı, hem de yönlendiricisi oldukları da hiç unutulmayacak olaylardır. 
O dönemde ve 2007 seçimlerine giderken seçimlerde onlara zarar vermek için,  Anadolu’nun her kentinde, hatta kasabasında “Kıbrıs elden gidiyor”  odaklı kampanyalar yapıldığını hiç unutamayız.
Bunca tecrübeden sonra, Kıbrıs Davası gibi” büyük bir davanın”  siyasetin ve ideolojik hırsların aracı olmamasını istemenin çok doğru olduğuna inanıyorum.
 Ayrıca bunun mağdurlarının,  yeni koşullarda yeni mağdurlar yaratmadan bunu ele alması gerektiğine de daha fazla inanıyorum. 
Sayın Çavuşoğlu'nun bu sözleri üzerine iç siyasette bunu, Sayın Tufan Erhüman Başbakanlığındaki hükümeti yıkmak niyetine indirgemek kesin olarak, Sayın Çavuşoğlu’nun ifadesinde yer alan siyasi hırsların göstergesidir. 
Hele Sayın Akıncı'nın bu tartışmalar üzerine, Kıbrıs sorunun tek adamın bakış açısı ile ele alınmadığını ifade etmesi ile onun bu sözünü, Türkiye'deki Başkanlık sistemine indirgemek ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı ve Başbakan Sayın Erhüman ile Hükümeti karşı karşıya getirmek gayreti, en hafif deyimi ile bu “büyük davaya ve Kıbrıs Türk halkına“ karşı yapılmış düşmanlıktır. 
Bilinsin, Türkiye siyasetine, devletine ve güç odaklarına yönelik olarak bugün, Sayın Tatar'ın yaptığı gibi “asker TDP'yi istemez” deyip, asker üzerinden siyaset yapmak ve hükümeti yıkmak çabası göstermek,  kimseye dün yarar sağlamadığı gibi bugün de sağlamaz. Senelerce bu temelde yapılan tüm gayretler, evet, bazılarını iktidara taşıdı. Ama bu onların da sonu oldu. Ayni zamanda Kıbrıs’ta yaşayan herkese, Türkiye’de yaygın olarak hor bakılmasını getirdi. 
Bu nedenle olguları tartışalım, ancak eski hurmalar bilin ki üzerine çıkmamızı beklemez. Bu bizi acıtır.  

YORUM EKLE