Seçim bitti, peki geçim?

Seçim sona erdi. Sonuçlar üzerinde pek çok değerlendirme yapılıyor. Ancak bu değerlendirmeleri daha etkili kılmak gerekir. Bunun için, “başarı ve başarısız” dar bakış açısı ile meseleyi ele almak yeterli değil. UBP birinci parti olarak, CTP ise milletvekili sayısını ve oy oranını %50 artırdığı için başarılıdır. Ancak bu seçimin takdir edilecek bir başka unsuru daha var. Buda seçmen denen halktır. Çünkü çok olumsuz ortama karşın, %58’lik bir katılımla iradesini ifade etti. Peki %58 yeterli mi? Elbette değil. Ama her şeye karşın, iradenin ortaya konması önemlidir. Çünkü bir yandan siyasi yaşamda arka arkaya yaşanan ilkesiz krizler, iradesinin özgürce yansımasına yönelik dış iç müdahalelerin yol açtığı ciddi gönül kırıklıkları. Pandeminin, ekonomik krizle birleşen umutsuzluk hakimdi. Bunların beslediği yaklaşımla, kimisi iyi niyetle tepki olarak sandığa yüz dönmeyi ele aldı. Ama kimisinin ise başka bir siyasi sonuç elde etmek için geliştirdiği sandığa gitmeyelim çağrılarına rağmen, önemli sayıdaki insanımız seçimde iradesini ortaya koydu… Meclis seçimi için sandığa gitmeyi, “rejimin bekçilerine” destek diye takdim edenlerin; Genel Seçim biter bitmez, Yerel Seçim için sevdikleri adaylar için Yerel Seçime dönük çağrılarına şimdiden başlamaları, samimiyetsizliktir.
Ancak her şeye karşın bu seçimden başarı ile veya başarısızlıkla çıkan siyasi partiler ile aktörlerin, siyasi alanın niteliğinin artması olgusunu öne almalıdır. Siyasi alan, polemik çatışmasının kısırlığına değil düşünce ve fikrin engin derinliğine açılmalı. Bunun için herkesin katkı koyması gerekir. 
Ancak kim seçilecek muhabbeti yerine, şimdi de kim hükümeti kuracak, kim bakan olacak, kim olmayacak muhabbeti öne çıktı. Fakat bu olumsuz ekonomik koşullarda ne yapacağız “muhabbeti” hemen hemen yok denecek kadar az. Ayrıca dış dünyada gelişen gerilim ise hiç konu bile olmuyor.
Bu yüzden kimin bakan olacağından evvel, bu olumsuz iç ve dış ortamdan nasıl çıkacağız arayışı öne çıkmalıdır… Ancak seçim dönemindeki eksikliğini belki seçim sonrası giderir diye düşündüğüm Sayın Sucuoğlu seçim sonrası, başarısını kutladığı şölen gecesi ağırlıkla şu ifadeleri kullandı.
“Radikal önemleri almamız gerekir. Bu radikal önlemlere engel olmayacak siyasi partilerle koalisyon hükümeti kuracağız” sözlere ağırlık verdi. Ama hala o “radikal önlemleri” açıklamadı. Seçim öncesi, asgari ücret ve % 37 HP ödeneği ile ilgili seçimlere dönük popülist tavrı. Her kesime mavi boncuk dağıtmaya önem vermesi, seçim sonrası öne attığı, “radikal önlemler” söylemini daha da önemli kılıyor. Hangi kesimlere radikal önlem? Emek ve iş dünyasına, “radikal önlemler” nasıl yansıyacak? Ek vergiler ve maliyetleri daha da artıracak olan zamlar mı? Sayın Sucuoğlu’nun “Radikal önlem ve buna itirazı olmayacak parti” ifadesi o zaman bir başka çağrışımı da tetikler. O zaman “radikal torbasından” aynı zamanda, demokrasi alanında, fikir söz hürriyeti ve diğer tüm demokratik alanlarda kısıtlama ve darbeler de çıkabilir mi? Çünkü bu niyet, bu siyasi çizginin yabancısı değil. “Radikal değişimi” ifade eden bazı kesimlerin ağzında; “Kuzey Kıbrıs’ta sendikalar baskısı, sınırsız basın özgürlüğü ve Mahkeme kararları engeli var” sözü de var. Yani yalnız demokrasi alanına değil ama aynı zamanda Yargıya doğru da olumsuz adımlar gelişebilir. “Adalet Bakanlığı gerekir” ifadesinin sıklıkla gündeme gelmesi bu açıdan en önemli uyaran olmalıdır… 
Bu yüzden hükümette kimin olacağı değil, bu zor zamanda nasıl bir program, hangi tedbirler tartışmasının öne çıkmasını teşvik etmeliyiz. Seçim bitti. Ama geçim derdi artarak devam ediyor. Şimdi geçim meselesini, geçin bunu kılmamak için, program tartışması öne çıkmalı… 

YORUM EKLE

banner464

banner474