Seçim sonrası

 Seçimler bitti. Şimdi ne olacak konusu gündeme girdi. Evet, seçim sonuçta, yeni bir döneme dair iradenin şekillenmesidir. 
Sandıktan çıkan, önümüzdeki dönemi şekillendirme görevi ile yükümlüdür.
Bu, Kıbrıs’ta Genel Yerel Seçim sonuçları ile sandıktan çıkanın görevidir. Türkiye’de ise sandıktan çıkan CB ve TBMM’sinin çoğunluğunu oluşturanların görevidir.
Ancak bulunduğumuz koşullar,  sandıktan çıkanın yalnız başına yapmakla. Sandıktan muhalefet görevi ile çıkanın da klasik anlayışla yalnızca eleştiren olarak konum alamayacağı ciddi bir durumdadır.
Bu seçim döneminde özlü ve esaslı konuların ciddi bir tartışma ortamında ele alınmadığını birlikte yaşadık. Bu yüzden seçim sonrası durumu daha serinkanlı ele almak gerekir. 
Çünkü Türkiye’de ve bizde de siyasi ortam, kimlik ve yaşam biçimine dönük farklılıkların belirlediği bir kısır ortamdadır. Bu atmosfer seçimleri de etkiledi. 
Hâlbuki ekonomi çok ciddi sıkıntılar içindedir. Enflasyon olgusu ciddi bir tehlike olarak yaşamın her alanını etkilemektedir.
Ayrıca uluslararası ilişkiler çok karmaşık bir durumdadır. Çok kısa bir gelecekte bizi de etkileyecek olan yeni gerilimler, mevcudun üstüne eklenecektir.
Bu esaslı konular, Kimlik ve Dini inanç eksenli tartışmaların içinde görünmez bir hale girdi. 
Her ne kadar seçim öncesi, Türkiye’nin ABD ile gerginleşen ilişkileri, Ankara'ya aylar sonra ABD'nin büyükelçi ataması ve Menbiç'te ortak devriye işinin gündeme gelmesi ile kısmı bir iyileşme görünümü gösterse de önümüzdeki günlerde eski gerginliklerin üstüne yenilerinin eklenmesi mümkündür. 
Bunlardan biri, ABD'nin İran Ambargosu ile ilgilidir. ABD yetkilileri İran’a yönelik olarak petrol ambargosunu sıfır toleransla uygulayacaklarını açıklıyor. Bu şimdiden dünya petrol fiyatlarının yükselmesine yol açtı. Bundan ayrı olarak Türkiye, İran’dan doğal gaz ve petrol alıyor. Bu ekonomik sıkıntı döneminde bu Ambargo, Türkiye için önemli bir derttir. 
Geçen ambargo döneminin Türkiye’nin başına doladığı sıkıntı meşhur Zarrap davası oldu.
Şimdi ne olacak?
Ayrıca ABD, Türkiye'ye Rusya’dan almak isteği gösterdiği S- 400 hava savunma sistemleri ile ilgili diplomatik hiç bir inceliğe sığmayan bir üslupla tehdit sallıyor. 
Bu durum ne olacak? Çünkü Türkiye ayni zamanda İran ve Rusya ile Suriye konusunda ortak bir buluşma noktasında. Ayrıca ekonomisine pozitif etki yapan çok yönlü ilişki içinde. 
Ayni zamanda Türkiye AB ile gerginlik içinde. Bu bölgede İsrail, Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Mısır bağlaşıklığının, Suudi Arabistan’la da dirsek teması içinde olduğu bir durum da var.
Bu ortamda, Türkiye’nin ayağına yıllardır pranga olan Kıbrıs sorunu var. Üstelik bu sorun, kabul edilsin ya da edilmesin,  Türkiye’nin başta AB olmak üzere pek çok uluslararası ilişkisini olumsuz olarak etkileyen bir unsurdur.
Unutulmasın ki bütün bunlara dönük sağlıklı politika üretmenin yolu ekonomiden geçer. 
Hiç akıldan çıkartmamak gerekir. Türkiye’nin 1999 AB Helsinki Zirvesinin sonuçlarını tartışmasız kabul etmesini getiren temel, o günlerde Türkiye’nin içine girdiği ekonomik çıkmazdı. En milliyetçi hükümet bunu kabul etmek durumunda kalmıştı.
Bu yüzden seçim sonuçları ne isterse olsun artık hiçbir şey, dün olduğu gibi gidemez. Bunları aşmak için en önemli temel demokratik hukuk devleti ilkelerine dönmektir. 
Düşünün ki S- 400'lerle ilgili olarak Türkiye'ye hakaretimiz rest çeken ABD Sözcüsü, OHAL da kalksın demektedir. Yani Türkiye’nin içinde demokrasi endişesi taşıyan tüm kesimlerine de seslenmek istemektedir.
Öyle ise ulusal asgari müşterek noktayı geliştirmek için demokrasi paydasını genişletmek, sandıktan iktidar olarak çıkanın ve muhalefet olarak görev alanın ortak buluşma noktası olması gerekir. Kuşkusuz bunda en büyük görev sandıktan çıkanın atacağı adımlarda gizlidir.
Bu yüzden sonuçlardan bağımsız olarak gelinen noktada artık, toplumsal ortak paydaları yakalamak çabası öne çıkmalıdır. Demokrasi ve barış politikası, hem ekonomik sıkıntıları aşmanın, hem de evrensel alanda gelişen çok yönlü belaların aşılmasının temel geçiş yoludur.
Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak barış siyasetini temel yapmak gerekir. 
Kürt sorunu ve dini inanca bağlı kimlik çatışmalarının yerine, ortak demokratik birlik sentezlerini siyaseten geliştirmek, en öncelikli görev olmalıdır. 
Önümüzdeki günler iç çatışma yerine, ortak demokratik değerleri, birinin ötekine dayatma yapması yerine geliştirmeye dönük yaratıcılık içine girme dönemi olmalıdır.

YORUM EKLE