Sevinmek yerine ağlamak

   Kurak bir ülkede yaşıyoruz…

   Fakir KKTC devleti hemen her yıl çiftçilere kuraklık parası dağıtıyor…
   Bütçenin yüzde 80’i maaşlara, geriye kalan miktarın önemli bir kısmı da kuraklık ödemelerine gidiyor…
   Böylesi bir ülkede insanları sevindirmesi ve umutlandırması gereken en önemli olay yağmurdur…
   Ne var ki; yağmur yağdığı zamanlarda bunun bereketinden yararlanmak yerine, ortaya çıkan zararları tartışmaya başlıyoruz…
   Dere yataklarına inşaat yapıldığı dönemlerde sessiz kalanlar…
   Dağların oyulmasına, su kanallarının yön değiştirmesine tepki göstermeyenler…
   Dağdan gelen suyun denize gitmesini sağlayan kanalların betonla kapatılmasına “yap da korkma” diyenler…
   Bugün, aşırı yağışlardan sonra ülkenin çamur batağına gömülmesi ve binaların hasar görmesi karşısında ayağa kalkarak  “Böyle memleket olmaz” diyorlar…
   Elbette böyle memleket olmaz…
   Elbette yağmur yağdığı zamanlarda sevinmek yerine üzülmek insanlığa yakışmaz…
   Ama tüm bu yaşananlar bizlerin eseri değil midir?..

Kimler göz yumdu

   Geçmişte dere yataklarına inşaat yapanlara göz yuman insanları tekrar tekrar partilerde göreve getirenler kimlerdir?..
   Hatta onlara ‘ülkeyi yönetecek kişileri seçme görevi’ verenler kimlerdir…
   Dere yataklarına binlerce kamyon çöp dökenlere karşı önlem almayanlar kimlerdir?..
   Yıllardan beri değişik bölgelerden örnekler veriyoruz…
   Bir tanesi Girne’de Dome otelin bulunduğu yoldur…
   Aşırı yağmurların devam etmesi halinde sahil yolundaki oteller, dükkânlar, lokantalar su altında kalacak…
   Çok büyük felaketler yaşanacak…
   Bir diğer bölge Beşparmaklardan akan suyu denize taşıyan Bellapais’in deresidir…
   Bundan 35 yıl önce çok seyrine doyamadığınız bu derenin büyük bir bölümü binlerce kamyon çöp dökülerek kapatıldı…
   Dere üzerinde inşaat yapılmasına izin verildi…
   Bunları hiç kimse görmedi mi?..
   Yaşanacak felaketi düşünen olmadı mı?..
   Söylediklerimizi, yazdıklarımızı bir yere not edip gereğini yapma cesaretini gösterecek bir adam çıkmadı mı?..
   Öyleyse; bu saatten sonra ağlamak, sızlamak kaç para?..
   Yaşadıklarımız ve yaşayacaklarımız kendi ihmallerimizin, beceriksizlik, sorumsuzluk ve çıkarcılık anlayışımızın bir sonucudur…
   Bunun sorumlularını ortaya çıkarıp, hesap sorabilecek bir yönetim şekli oluşturabilir miyiz?..
   Var mı cesaretimiz?..
   Yoksa okulların tatil edilmesi ve çocuklarımızla evde soba karşısında gün geçirme keyfi, tüm rezilliklerin üstünü örtüyor mu?..
   Ne dersiniz?.. 

YORUM EKLE