Şiddet, sosyal medya ve gönüller

 Şiddet olayları çok arttı. Şiddet insana ve canlı olan pek çok varlığa uygulanıyor.
Kadına, erkeğe dönük şiddet ile bir köpeği boğazından asarak vahşice öldürenin uyguladığı şiddet arasında ne fark var?
Evet, şiddete dönük polisiye tedbirler önemli. Polis güçlendirilmeli. Cürümleri önleme olayı öne alınmalı. Cezalar artmalı. Bunlar gerekli.
Ancak şiddet olayının sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi nedenleri üzerinde de durulmalıdır.
Şiddet olaylarında bireysel olaylar yanı sıra, grupsal olarak gerçekleştiği olayları da yaşadık.
Gazetelerde bir haber. 22 kişi Lefkoşa’da Dereboyu’nda bir kişiye saldırmış. Onu haşat etmiş. Geçtiğimiz günlerde gazetelerdeki haberlerden çıkarttığıma göre, arananlarla birlikte tam 8 kişi, Lefkoşa Polis Müdürlüğü’nün 100 metre ötesinde iki kişiye saldırmış.
Yani sürü halinde şiddet uygulaması!  Bu olay ilk kez, Sayın Barbaros Şansal'ın KKTC'den sınır dışı edilişi ile birlikte Atatürk Havaalanı apronunda yayınlanan TV görüntüleri ile gündeme girmişti.
Kendi gücünü veya zafiyetini sürü içinde göstermek isteyen, gerçekte güçsüz olanların “vurun kahpeye“ dercesine gösterdikleri bu ilkel grupsal şiddet olaylarındaki artış da çok önemlidir. Yani olayı;  sosyal, kültürel, psikolojik, ekonomik, siyasi nedenler bütünlüğünde ele almak gerekir.
Sosyal medyadaki dil...
Olayı, sosyal medyadaki şiddet, ötekileştirme ve yaygın olarak gündeme gelen “sosyal medya linç“ dili  üzerinden de   ele almak gerekir.
Bugün, şiddetten şikayet edenlerin, eğer sosyal medyada kullandıkları dil; aşağılayıcı, horlayıcı, ötekileştirici hatta şiddet eyleminde kullanılan fiili şiddet dili ve kelimeleri ile şekilleniyorsa, bu insanlık dışı olayın kınayıcısı değil, ancak besleyicisi olurlar.
Hele kamuoyu önünde sürekli mesaj veren siyasiler, sivil toplum örgütü sözcüleri, görüşlerini aktarırken çok dikkatli olmaları gerekir. Karşıtlarına dönük olarak horlayıcı, ötekileştirici, baskıcı ifadeler eşliğinde ”ezeceğiz, hainleri, yok edeceğiz” falan diyerek konuşurlar, yazarlarsa bunlar;  toplumda başka nedenlere dayalı bireysel veya grupsal şiddetin besleyicisi olurlar. 
Evet, şiddet eylemlerinde artış var. Ancak pek çok şey yanında sosyal medyada giderek dozu artan şiddet, linç ve ötekileştirici dilin de bunda payı var. Bu nedenle herkes öncelikle şiddet eğilimine karşı kendini sorgulamalı.
Solcunun sağcıya, solcunun solcuya; sağcının solcuya, sağcının sağcıya görüş farkı nedeni ile kullandığı dil rohban, kırıcı, yok edici niyeti yansıtan üslup ve kelimelerle yapılırsa, bilin ki şiddet eylemini toplumun her kesiminde beslersiniz. 
Unutmayın; “dil gönlün sahilidir. Gönülde ne varsa dil vasıtası ile sahile o vurur”. Eğer gönülde sevgi, hoşgörü saygı yoksa dil ile sahile vuran şiddeti besleyen kötü,  rohban ifadeler olur.
Şiddete karşı mücadelenin esas unsuru gönüllerde;  saygı, insanlık değerleri ve hümanizmayı büyütmek ve beslemektir. Sevginin ve hümanizmanın tohumlarını ekelim.
Sosyal medyada,  günlük yaşamın her alanında dil çok önemlidir. Bu yüzden gönlümüzde sevgiyi büyütelim ki sahile vuran güzellik olsun. 

YORUM EKLE