Sırttaki yük

 Yaşadığımız dönem pek çok ağırlığı ruhumuza, bedenimize yüklüyor. Bu ağırlıkların da çoğu acı ile dolu. Yaşam güzel. Ama sonuç itibarı ile insan ömrü sınırlı. Bu sınırlı zamanda insan, güzel bir şeyleri yapıp, yaşama gözlerini yumduğunda, ondan sonra yaşayanlar ve gelecek olanların, geride bıraktıklarının üzerine daha güzel şeyleri kuracaklarını da bilir.
  Bu yüzden ömrün kısalığı içinde bu bilinç, yaşama bir başka renk ve içerik de katar. Onu daha renkli ve yaşanır kılar.
  Ancak ne acıdır ki gerek Kuzey Kıbrıs'ta, gerekse de Türkiye'de bitmeyen kavgalarla ve hep tekrarlanan aynı özdeki sorunlarla, yaşadığımız bu kısa ömürde, sırtımızdaki yükleri azaltmak yerine daha da artırıyoruz.
  Yani bizden sonra gelecek olanlara daha da ağırlaşmış yükleri bırakıyoruz.
  Aynı coğrafyanın iki yerini örnek alıyorum. Yunanistan ve Güney Kıbrıs.
  Yunanistan'da 1967'de Faşist Cunta darbe ile geldi. Yunan halkı çok acılar yaşadı. Ama ondan sonra darbeciler gitti. Arkasından Yunanistan'da demokratik idare geldi.
  Bir dönem o Cunta ile hesaplaştılar. Ama onun sırtlarına yüklediği insani ve demokratik olmayan ağırlıkları azalttılar. Bizim hala ilişki için uğraştığımız AB'ye üye oldular.
  Bu kez ekonomik, siyasi ve sosyal başka sorunların ağırlıkları üzerlerine bindi. Şimdi onu aşmakla uğraşıyorlar. Son ekonomik kriz, evet çok acılar yaşattı onlara. Şimdi bu yeni yükü azaltmaya çalışıyorlar.
  Ancak süreğenleşen bir marazi halde olmadılar. Çünkü eski Cunta dönemi ağırlığını sırtlarından attılar.
  Güney Kıbrıs 15 Temmuz darbesini, 20 Temmuz'u yaşadılar. 15 Temmuz’da vahşi faşist darbenin acısını gördüler. 20 Temmuz'da 150 binden fazla insan evini, yaşadığı yeri terk etti. Çadırlara girdiler. 
Ancak kendi içlerinde 15 Temmuz ile hesaplaştılar. 20 Temmuz ile de oluşan kayıplarını ekonomik ve siyasi olarak kapattılar. Kendi içlerinde, kendilerine göre ortak demokratik toplumsal paydayı yakaladılar. 
  Sonuçta bu olaylarla o ağır yükü yüklenenler, gelecek kuşaklar için o yükü azlattılar ve onun yerine başka yüklerin aşılmasına dönük zemini sağladılar. AB'ye de usta manevralarla üye oldular.

Peki bizde ve Türkiye'de ne oluyor? 
 
  Bitmez ve tükenmek bilmez tartışmalarla aynı yükü, eski ağırlıkları ile ve üstelik onun üstüne de, aynı ocaktan kesilme yeni ağırlık yüklemeyi meziyet haline getirdik. 
Hala 21. Yüzyılın içinde "Abdülhamit- Jön Türk " kavgasının yenilenmiş versiyonunu sürdürmeyi meziyet sayıyoruz. 
  Cumhuriyetin ilk kuruluşundaki sıkıntılar, 21. yüzyılın içinde, yenilenmiş şekilde devam ediyor. Çatışma, kavga, terör ve bunlara dayalı acılar hala yaşanıyor.
  Hala Tek Parti döneminden kalma ve sonrasında çok partili dönemde gelişen özgürlük ve demokrasi, hukuk dışı uygulamaları devam ettirmeyi meziyet sayıyoruz. 
  Sorunları güçle, militer ağırlıkla, merkeziyetçilikle, otoriterlikle çözmenin geçerli olduğu anlayışı hakim.
  1960, 1970, 1980 askeri darbelerini arka arkaya yaşadık. Bu Türkiye'de yaşandı diye Kıbrıs'ta acı ve zorluk yaşanmadı demek olanaksız. Bizde burada bunları yaşadık. 28 Şubat darbesini de yaşadık.
Bir hayli mağdur oldu. Bir çok acı yaşandı. Ama bu dönemlerde ve sonrasında toplumun sırtına yüklenen ağırlıklar azalacağına, aksine, şimdi yaşayanlara bunlar, hem de yine aynı ocaktan kesilmiş, yeni ağırlıklarla da çok daha ağırlaşmış şekilde yükleniyor.
  Günümüzde Nazlı Ilıcak, Alpay Şahin, Aslı Erdoğan, Ahmet Altan ve Mehmet Altan yanı sıra, pek çok gazeteci ve düşünürün tutuklanması insanın ve toplumun sırtında taşıdığı eski ağırlığın, aynı özdeki yeni ağırlıklarla daha da doldurulmasıdır.
  
Bizdeki ağırlık yeni kuşakların sırtına
 
  Ya da bizde, hala ekonomik ve siyasi olarak 1974'le başlayan ağırlıkların azalması olmadı. Aksine sırttaki ağırlık, yeni kuşakların da sırtına, bütçe açıkları, ekonomik zorluklar ve partizanlık ile hukuk devleti olamamanın getirdiği eski ocaktan kesilmiş yeni yüklerle, daha da ağırlaşmış olarak kalıyor.
  Kıbrıs sorunu gibi temel bir sorunda hala, eski "hainlik" anlayışına bağlı yükleri toplumun sırtına asmaya devam ediyoruz.
  Bu yüzden ister istemez insanlar, "bu memlekette yaşanmaz" kanısına varıyor. Bu nedenle artık, yaşamın kısalığı gerçeğinde, bireysel ve toplumsal olarak sırttaki eski ağırlıkları azaltmanın ertelenemez bir husus olduğu anlayışına ulaşmamız gerekiyor. 
  Bu eski ağırlıkları azaltmalıyız. Ama bunu yaparken de aynı ocaktan kesilme, yeni yüklerle bu torbayı doldurmamalıyız. Eski ağırlıkları sırttaki torbadan azaltıp, artık yerlerine başka ve gelişmeyi sağlayacak yeni konuların girmesini sağlamak, kanıma göre şu anda yaşayan herkesin görevidir. 
  Çünkü geleceğe, eski ağırlıklarla dolu torba bırakmak, bizden sonra gelecek olana da bırakacağımızın kötü olacağını his etmek demektir. Bu da yaşamın dinamiğini gerçekten zedeler.
YORUM EKLE