Su, Fiyat, İhale...

  Kuraklığın kendini yeniden ciddi bir tehdit olarak hissettirdiği günlerdeyiz.
  İşte böyle bir ortamda Kıbrıs'a Türkiye'den su gelmesi projesi yaşama geçti. Çok olumlu ve yerinde. 
  Uzun bir süre su ile yattık, su ile kalktık. Sonuçta iyi bir protokol imzalandı.
Su geldi çeşmelerimizden akıyor. Ancak esas işletmeye geçmeden bir geçiş dönemi olacağı açıktı. Bu geçiş dönemi ile ilgili olarak bir protokol da imzalandı.
  Bu da tartışmalara yol açtı. Ancak geçiş protokolünün hızla yaşama geçmesi gerekir. Hem sistemin yerine oturması, hem de gerek duyulan işlerin yapılması için.
  Geçiş dönemi protokolünün gereği olarak Ankara'da bir ihalenin açılması gerekiyordu. 
  Ancak aradan aylar geçmesine karşın, bu ihale hala sonuçlanmadı. 
  Kimse de çıkıp bu halka, ne olup bittiğini açıklamıyor. Kimse de sormuyor.
  Bu boşa geçen süre de herhalde, ihale sonuçlandıktan sonra geçiş sürecine eklenecek. Nasıl ve ne kadar? Peki ihale neden sonuçlanmıyor? Üstelik dolar kurundaki oynama o günden bugüne aldı başını gitti. Şimdi ne olacak? Dünkü hesaplar değişecek mi? Demokrasi mi dediniz? Sorumlular açıklık getirmeli.
Fiyatlandırmada sektörler göz ardı…
  Su geldi, tüm belediyeler de buna katıldı. Şimdi başladı fiat konusunda sızlanmalar. Ancak olayın bir başka boyutu daha var. Evlerimizde kullandığımız bu en hayati ihtiyaç, üretimde, hizmet sektöründe bazı alanların önemli bir girdi unsurudur...
  Sanayide ve bir kısım alanlarda esnafın üretim ve faaliyetinde su, önemli bir girdidir. Ayrıca restoranlarda, üniversite sektörü ve turizim gibi temel sektörlerde, eğitim alanında ister kamu, isterse özel olsun su önemli bir girdidir.
  Önüne ardına bakmadan kimi yerde; su, tüketim fazlasına göre fiatlandırıldı. Bu konuda daha faturaların yakıcı etkisi tam anlamı ile yaşanmadığı için konu tartışma odağına oturmadı. 
  Evet, evindeki yüzme havuzunu bu su ile dolduracak olan ödesin. 
  Ancak eğitim kuruluşları özel veya kamu, üniversiteler, turizm, restorantlar, su kullanarak faaliyet yapan işletmeler ne yapacak? 
  Sarfiyat fazlası nedeni ile yüksek faturalarla karşı karşıya kalacak. O zaman bunun hızmet ve mal üretimine yansıması kaçınılmaz olacak. Al sana pahalılığın belli alanlara daha da yansıması. Üstelik bu sizin büyük rekabet olan başta turizim olmak üzere ilgili sektörlerde dezavantajınıza eklenecek bir başka nokta olacak.
  Neden bu konu, bir devlet politikası olarak elektrikte olduğu gibi sektörel bazda fiyatlandırmaya girmedi?
  Bu gelecekte neye yol açacak? Sorular, cevap bulmak için havada uçmalı.
  Su sarfiyatı fazla olan yerler bu nedenle yakında, sistem dışından su temin etme yoluna girecek. Bu kezde genel tüketimi esas alarak bu sistemi alıp işletecek olanla sorunlar başlayacak. Yer altı kaynaklarını koruma noktası de delinecek. Ama her şey, "Saldım çayıra, Mevlam kayıra" modunda.
Kuraklık bir daha vurursa
  Üstelik bu su, aynı zamanda tarımda kullanılacak. Fiat ve nerede kullanılacağına dair netleşmiş bir tavır da yok. Geçiş dönemi ihalesi daha sonuçlanmadı. Bu da havada.
  Üstelik yeni bir kurak tehlikesinin de eli kulağında. Yani suyun tarımda kullanılması daha da hayati oldu. Yem bitkisi üretiminde kullanılması kaçınılmaz.
  Bir kuraklık daha vurursa bizi, ne çiftçi kalacak, nede hayvancı. O zaman sütü dahi ithal mı edeceğiz? Hellim ihraç ederken, ithal mı edeceğiz? Sütün, hellimin fiyatı ne olacak? Devletin üzerindeki yük, her alanda çok daha artacak...
  Son yıllarda yem ve hammaddesi olarak 20-30 milyon dolarlık ithalat yapıyoruz. Bu suyun, tarımda yem bitkisi üretiminde kullanılması, yurt dışına yaptığımız dolar çıkışının azalmasına da yol açacak. Bunun katma değer olarak ülkeye katacağı çarpan etki ise çok daha fazla olacak. 
  Su azizdir ama zaman da azizidir. Zamanı harcayan aziz olan suya da değer vermez.
Sokrates'in sözünü unutmayalım. Elindekinin kıymetini bilmeyen, hayallerine ulaşsa dahi mutluluğu yakalayamaz...
YORUM EKLE