Suçlu belli: Ayağa kalk Türkiye

Bir yıl daha tükeniyor takvim yapraklarında…
Günler ardına bakmadan geçip gidiyor…
Kimisi mutluluk, kimisi hüzün bırakarak…
Kuzey Kıbrıs’ta ise 2015’in son günlerinde ‘Su’, 13’üncü maaş ve ekonomik protokol krizi gündemdeki yerini koruyor…
Her kafadan ses bir ses çıkıyor…
Türkiye’den KKTC’ye gelen su kimilerinin bayramı kimilerinin kabusu oldu…
Asrın projesi sayesinde Kuzey Kıbrıs’ta su konusunda her kesimin uzman olduğunu hayretler içerisinde gördük…
Dünyada bir ilk olan Asrın Projesi hayat buluyor, Anadolu suyu Geçitköy barajına akıyor…
Ama biz hala suyu kimin yöneteceğini tartışıyoruz…
Tartışırken de ‘ekonomik’ akıldan yoksun, ‘komik’ durumlara düşülüyor…
Örneğin su yönetimi konusunda tek tecrübesi ‘evindeki muslukları açıp kapamak olan’ birçok ‘etkili ve yetkili’, “Suyu biz yöneteceğiz” diyor…
Ama nasıl yapacağını açıklayamıyor…
Sıkıştığı yerde, “Kıbrıs Türkü’nün bu işi yapacak becerisi ve iradesi vardır” diyerek tribünlere oynuyor… 
 Kuzey Kıbrıs’ta özellikle bazı sendikaların ‘üst yönetimi’, Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’a yönelik politikalarını sürekli eleştiriyor…
Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’a yaptığı her yatırıma karşı çıkıyor…
Elmalarla armutlar birbirine karıştırılıyor…
Ülkede yıllardır devam eden çarpık düzenin, sistemsizliğin tüm faturası Türkiye’ye kesiliyor…
Bazıları işi öyle bir noktaya getiriyor ki yolda giderken çukura düşen arabasının patlayan lastiğini bile Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’a yönelik politikalarına bağlıyor…
Bunun en canlı örneğini son günlerde yaşıyoruz…
Örgütlenme ve hak arama sahası bambaşka olan sendikaların yöneticileri, su yönetimi konusunda ahkam kesiyor…
Binlerce üyesinden, sorumluluk alanındaki sorunları çözmek için aldığı unvanı isminin başına ‘zırh’ yaparak, Asrın Projesi’nin Kıbrıs Türk toplumunun yararına olmadığını açıklıyor…  
İşte bu nedenle her geçen gün hem üyeleri hem de toplum nazarında ‘Güven’ erozyonu yaşıyorlar…
***
 
Öte yandan, bu işin eğitimini almış, teknik yönünü bilen ekonomi örgütleri ve mühendisler ise Kuzey Kıbrıs’taki mevcut yapı ile belediyeler de dahil su yönetiminin imkansız olduğunu, bu tarihi fırsatın heba edilmemesi için vananın başında belli bir süre DSİ’nin oturması gerektiğini savunuyor…
Bu süre içerisinde Kuzey Kıbrıs’ta ‘özerk’ bir su yönetimi oluşturulması gerektiğini anlatıyor ama kimse dinlemiyor…
Aklın yolu yerine popülist yaklaşımlar seçiliyor…
Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’taki işin uzmanlarının aynı masa etrafına oturmaları durumunda bir haftada çözülecek olan su yönetimi konusunda, kamuoyunun önünde ‘kör dövüşü’ yapılıyor…
Neden mi?
Çünkü KKTC yetkilileri tarafından perdenin gerisinde vakti zamanında (çok uzak bir tarih değil) Türkiye’ye verilen sözler açıkça ifade edilemiyor…
Ankara’ya ‘Evet’ denilen ne varsa Lefkoşa’daki parti toplantısında tersi karar alındığı için 13’üncü maaşlar ödenemiyor, ekonomik protokol imzalanmıyor…
Ev ödevini yapamayanların nasıl olsa mazereti hazır, suçlu belli…
Tüm bunlara sebep sensin…
Ayağa kalk Türkiye…
YORUM EKLE
YORUMLAR
Adem bey çok doğru söylediniz
Adem bey çok doğru söylediniz - 3 yıl Önce

bizim için hangisi hayırlıysa o olsun

okur
okur - 3 yıl Önce

bu memlketin en büyük düşmanları şenel elcil ve saz arkadaşlarıdır her krizde türkiyeyi burdan soğutmak için çalışıyorlar pnlarda haklı tabi aldıkları emir öyle olmalı.