Tilki ve kürkçü dükkanı

   New York Zirvesi sonrası, perde gerisinde var olan ciddi gelişmelere karşın, iki tarafta da eski bir yaklaşım öne çıktı. "Bundan da  bir şey çıkmadı". 
   Perde gerisini, iki liderin zirve buluşmasından sonra Sayın Ban'ın açıkladığından görmek olanaklı değildir. Bu bakımdan bu anlayış bir zemin bulmaktadır.
   Bu nedenle kapalı olan bu açıklama üzerinden olayı, tek başına olumlu veya olumsuz olarak yorumlamak olanak dışıdır.
   Bunu değerlendirmeden evvel, bir noktaya daha parmak basmak gerekir.
   Bir kere görüşme sürecinde, yalnız olumlu noktalara bakarak ve sıkıntı taşıyan unsurları gör ardı ederek, bu süreci  tek başına olumlu noktalarla tanımlamak doğru ve mümkün değildir.
   Ayni şekilde, süreçte oluşan olumlulukları göz ardı ederek; görüşmelerde  var olan sıkıntılara bakarak, süreci tamamıyle olumsuz olarak göstermek ve tanımlamakta doğru ve mümkün değildir.
Yani değerlendirmeyi, bu köşelenmiş bakışlar üzerinden yapamayız.
   Peki o zaman ayrıca neye bakmak lazımdır? 
   New York zirvesi sonrası, BM Genel Sekreterinin Özel Temsilcisi Sayın Eide'nin yaptığı açıklamalar ve verdiği röportajlara da bakarak durumu değerlendirmek gerekir. Çünkü iki lider kadar, bu  sürecin katılımcısıdır Sayın Eide.
   Nitekim Sayın Eide'nin, sürecin sıkıntıları ile  olumluluklarına önem veren  açıklamaları, Güney Kıbrıs'ta şimşeklerin üzerine  yönelmesine yol açtı.
   Bu bakımdan perde gerisini, Sayın Eide'nin söylediklerinden de değerlendirmek gerekir. Sayın Eide; New York'tan kapsamlı açıklama yapılmamasının gerekçesini söyle açıkladı.

Kültür farkı
   
  "İki taraf arasında siyasi kültür farkı var. Güney kapsamlı bir açıklama ve takvim konusuna bunun BM baskısı ve dayatması olarak yorumlanabileceği için karşı.
   Kuzey ise bunun olmasını istiyor. Şimdi ben bu noktada, eğer açıklama üzerinde ısrar edersem, iki taraf arasında iletişimin kopacağını görüyorum" diyor. Yani kapsamlı açıklama ve takvimlendirme olmamasını ve ısrar etmemesini bu noktaya bağlıyor.
   Peki bu tutum, BM'nin ve Sayın Eide'nin Kıbrıs Rum Tarafına dönük verdiği ciddi bir taviz olarak değerlendirilemez mi?
   Bunu, arkasından söyledikleri ile birlikte  değerlendirmezseniz, bu sonucun çıkması kaçınılmaz olur...Ancak arkasından ise şunu söylüyor. 
   "Ucu açık bir sürecin ise bizi çözüme götürmeyeceğini de ilk kez ben söyledim ve ucu açık bir süreç bizi bir yere götürmez" diyor.
  Yani bırakın Türk Tarafının bu konuda görüşünün böyle olduğunu, bu, çözüm için gerekli olan bir doğrudur da. Bu nedenle Sayın Eide, bu tezin destekçisi olduğunu ifade ediyor. Bu onun Güneyden ağır saldırı almasının nedenlerinden biridir.
   Sayın Eide; bunda, ilkesel olarak iki liderin de hem fikir olduğunu söylüyor. Uyuşmazlığın esasta değil, söylemin nüans farkında olduğunu da ifade ediyor.
Ancak, gerek onun bu açıklamalarından, gereksede üstü kapalı olarak ifade edilse dahi artık, New York sonrası, ilan edilmeyen takvim ve format olduğu da açıktır. 
2016 yılı sonunun çözüm çabalarının hedefi olarak Sayın Ban tarafından da vurgulanması bunu göstermektedir. Peki bu buluşmadan sonra ilan edilmeyen format ve süreç nedir? 
Süreç ve format
  Net olan nokta, Ekim ayında yorğunlaştırılmış görüşmelerin olacağıdır. Peki bu çaba hangi ara hedefi ön görecek? 
  Dört Başlıkta oluşan yakınlaşmaların yanısıra, burada sınırlı olarak kalan ve sıkıntı olan konuların görüşülmesini. Bununla ilgili olarak Sayın Eide bize, nasıl bir perde aralaması yaptı? 
"İki lider arasında görüşülen konularda kalan sıkıntılar tekli rakamdadır.  9 konu, Garantiler -Güvenlik ve Toprak bunlardan ikisidir" diyor. İşte bu önemlidir. 
  Peki, bu noktadan sonra ulaşılmak istenen diğer hedef ne?
Yoğunlaştırılmış görüşmelerde ilerleme ve sıkıntıların aşılması ile 5'li Konferansın gerçekleşmesi ön çalışmalarına bağlı olarak yeniden bir  3'lü bir zirve. Esas ise  5'li Konferansı sağlamaktır.. 
   Yani, 2016 yılı sonu hedefinin son durağı, 5'li Konferansın oluşması. Gayret bunun zemininin sağlanması üzerinedir Bu bakımdan bu kritik aşamada, iki tarafa da sorumluluk düşüyor.
   Eğer olumlulukları temel alarak, sıkıntıları aşmak konusuna  yoğunlaşmaz. Bunun yerine, iki tarafta, olumlulukları es geçerek, olumsuzluklar üzerine iç siyasetin küçük hesaplarına oynanırsa, arkasından  gelecek olan, evdeki hesaba uymayacak!

Oynanan oyun belli
   
  Çünkü çıkmaza oynayanların Güneydeki hesabı şudur. Bu çıkmazla, Federal Çözümden kurtulmak. Böylece 1964'te iki toplumlu yapısını berhava ederek gasp ettikleri Kıbrıs Cumhuriyeti'nin aynen devamını sürdürebileceklerini zan ediyorlar.
   Kilise ve diğer bağnaz partilerin açıklamaları bunu ele veriyor.
    Kuzeyde ise görüşmelerde çıkmazın oluşması ile artık Federal Kıbrıs hedefinin ortadan kalkacağı ve "herkesin kendi yolunu" yani, iki ayrı devlet kapsamında gelişmelerin ilerleyebileceğini düşünmektedirler.
    Çünkü Güneyde; Toplumlararası görüşmelerin, Federal Çözüm temelinde sürmesinin, gasp ettikleri Kıbrıs Cumhuriyetinin ağırlığı ve varlığını tartışılır kıldığını ve Türkiye'yi suçlu sandalyesine oturtmadığı şeklinde absürt bir yaklaşımı dile getirerek buna oynamaktadırlar...
   Bunun için bu zeminden  kurtulmayı düşünmektedirler Kuzeyde ise çıkmazı bekleyenler, Federal Çözümü hedefleyen Toplumlararası görüşmelerin; KKTC'nin ekonomik ve siyasi olarak gelişmesine engel olduğunu, bu bakımdan artık bundan kurtulmak ve tanınma ile ekonomik gelişmeyi öne almak gerektiğini  söylemektedirler. 
   Böylece bu süreçten kurtulduktan sonra, iki tarafta da, bunca zamandır çözümsüzlüğün sürmesine neden olan klasik "fabrika ayarlarına", uzun vadede ulaşabileceklerini hesaplamaktadırlar. Bu ise büyük bir oportünizimdir. 
    Çünkü iki tarafında; 11 Şubat 2014 Ortak Belgesi'ne attıkları imza ile dünyaya ve kendi toplumlarına deklere ettikleri; o belge, "bu günkü durum sürdürülemez" tesbit ve ifadesi ile başlıyor. 
Yani, kendi imzaları ile çözümsüzlüğün "fabrika ayarlarının artık yalama" olduğu, ilan edilmiş! Ama buna karşın hala, eski evliyayı çağırmak iş zan ediliyor.
    Ama tarih bize bu beklentinin de çıkmaz olduğunu göstermektedir. Ne Güney, ne de Kuzey bu kurtulmak istediklerinden kurtulamadı.
     Bakın; Perez De Cuellar, Gali Fikirler Dizisi ve Annan Planının boşa çıkartılması ile Güney; ne iki bölgelilikten, iki toplumluluktan, siyasi eşitlikten ve  ne de İki Kurucu Devlet sentezinden kurtulamadı.....
    Aksine zaman geçmesine ve bunları boşa çıkarttık diye kendi toplumlarına dönük yaptıkları milliyetçi övünmelerine karşın, tüm bu karşı olduklarını, 11 Şubat 2014 Ortak Belgesi ile kabul etmek zorunda kaldılar.
    Ayni şekilde tüm BM Planlarının boşa çıkması ile kurtulduk diye sevinen, Kuzeyin bağnazları ise; zaman oyunu temelinde boşa çıkarttıklarını sandıkları Tek Egemenlik, Tek Uluslarası Kimlik ve Tek Vatandaşlık temelini, ayni şekilde 11 Şubat 2014 Ortak Belgesi ile kabul etmek zorunda kaldılar.
Bunu imzalayanlarda, tarihin cilvesine bakın, bunlara en fazla karşı çıkanlar oldu.
İşte bu nedenle yaşadığımız bunca geçmişten sonra, şimdi New York sonrası iki tarafta başlayan ve bu işin de çıkmaza girdiği yargısı yerinde değil ve çok tehlikelidir.
   Çünkü eninde sonunda "Tilkinin Dönüp Geleceği Yer, Kürkçü Dükkanıdır" deyimi gibi, dönüp gelinecek olan nokta yine, o karşı olunan bu zemin olacaktır. 
Ama bu, her iki tarafın da çok daha büyük zorluklarla  yüz yüze geleceği bir yeniden yaşınmışlık getirecektir.
   Bakın, eğer bu çıkmaz olursa, Güneyi bekleyen en büyük sıkıntı, gaz konusunda yaşanacak siyasi ve askeri gerginliklerde oluşacaktır. 
    Nitekim tam da bu günlerde Ekonomi Bakanı Sayın Atun'nun, Türkiye ziyaretinde verilen mesajda bu saklıdır. Türkiye ve KKTC Kara ve Deniz'de gaz ve petrol arama çalışmalarına dönük niyet deklere etti. Bunun ne manaya geldiğini uzun uzun yazmaya gerek yok.
    Kuzeyi bekleyen en büyük tehdit ise mülkiyette gelişecek. Eğer çıkmaz olursa eskisinden daha büyük AHİM temelinde  Güney, Türkiye'nin  üzerine gidecektir. Özellikle TMK ile başlayan ve 2010 AHİM kararı ile durgunlaşan  sıkıntılar,  görüşmelerin çıkmaza girmesi ile daha büyük problemlerle gündeme sokulacaktır.
   Kuzeyde mülkiyet ve emlak konusunda, özellikle Annan Planı Referandumu ile başlayan ve ekonomiye ciddi bir devinim sağlayan çözüm rüzgarının getirdiği süreç, böylesi bir gelişme ile sıkıntıya girecektir.
   Kısacası New York zirvesi içinde taşıdığı sıkıntılara karşın, çözüm için önemli çaba harcamamız gereken olumluluklar da olduğunu gösterdi.
Şimdi önemli olan bu olumluluklara dayanarak, sıkıntıların aşılması için özü, göz ardı etmeyecek, üretken gayretler göstermektir.
   Üstelik BM Genel Sekreterinin Zirve sonrasında, iki lider arasında açıklamasını yaparken, Kıbrıs konusu içinde,  Suriye konusuna değinmesinin gerisinde yatan siyasi mesajı da görmemek sığlığına da girmeyelim. Yani bize, dikkatli olun, "komşuda pişen size de düşebilir" gibi bir tehlikeniz de var mı demek istedi diye hiç mi düşünmeyeceğiz? 
   Yoksa bunu, Sayın Ban'ın iş bilmezliği, yada bazılarının sosyal medyada pervasızlıkla ifade ettiği, "bunadı" maskaraları ile mi ele alacağız?
YORUM EKLE