Türkiye MGK Bildirisi, Yunanistan ve İsrail

 Kıbrıs’ta çözüm için, toplumlararası görüşmeler 3 Haziran 1968'den başladı. Yani karşılıklı kabul edilen bir antlaşmanın oluşmadığı görüşme süreci, 50. yılına yaklaştı.
Şimdi; çözüm için 1960'tan sonra ilk kez, tüm Garantörlerin, iki toplumun ve BM’nin katıldığı, 2017’deki 5’li Konferanstan sonra kopan görüşme süreci, hala gerginlik üreterek belirsizliğini sürdürüyor.
Üstelik bu kopuş döneminde, Kıbrıs’ı doğrudan ilgilendiren dış dinamiklerde ise dünden farklı ciddi gerginlikler var. Bugüne kadar tanımlananların dışında, yeni uluslararası cepheleşmeler gelişiyor.
İşte bu ortamda Türkiye Milli Güvenlik Kurulu, diğer şeyler yanında, Doğu Akdeniz ve Ege ile ilgili olarak oldukça çarpıcı ve dikkat çeken bir karar daha aldı. 
Diğer şeyler yanında Doğu Akdeniz ve Ege’deki gelişmeleri Türkiye’nin Güvenliği için tehdit olarak gördüğünü vurguladı.
Bu oldukça önemlidir. Çünkü bu aynı zamanda Kıbrıs sorunu ile doğrudan bağlantılıdır.
Türkiye Milli Güvenlik Kurulu, Doğu Akdeniz ve Ege ile ilgili bu ciddi uyarıcı kararı alırken, basında yine aynı döneme denk,  bu alanla ilgili bir başka haber çıktı.
Yunanistan ve İsrail Deniz Kuvvetlerinin; Girit Adasından başlayıp, Doğu Akdeniz’e kadar olan alanda hem ortak devriye yapacakları, hem de Girit açıklarında bölgeyi kontrol edecekleri radar kurmaya karar verdikleri haberi idi çıkan...
Ayrıca Yunanistan Deniz Kuvvetlerinin, Mısır Deniz Kuvvetleri ile Doğu Akdeniz için ortak devriye yapacakları da ayni haberin içinde yer alıyor.
Yani Türkiye MGK, söz konusu kararı boşuna almadı.
 Ayni zamanda Yunanistan ve İsrail'de bu adımı boşa atmadı. Mısır'la da bu adım, boşa atılmadı.
Burada Filistin sorunu nedeni ile Mısır’ın doğrudan İsrail ile ortaklığı Arap kamuoyu duyarlılığı ile zordur. Ama Yunanistan’ın ve Güneyin her ikisinin de partneri olarak, ortak çıkarlar temelinde koordinasyon ile bölge ilgili çıkarları için müşterek hareket etmesi iyi bir kılıftır. Güya Kurnaz siyaset!
Kısacası Kıbrıs sorunu, bölgemizde Hidrokarbonlar üzerindeki bu güç yarışı ile çok ciddi bir yeni gerilimin etkisine giriyor.
Yani, 50 yıldır süren müzakerelerle, ortak bir çözüme ulaşamamak, adamızı yeni ve tehlikeli bir başka gerilimin odağı haline döndürüyor. Bu ise çözümün önemini, yeniden ama yeniden ısıtıyor.
Hep yazıyorum, Güneyin Dışişleri Bakanı Sayın Hristodulidis'in Suudi Arabistan ziyaretinde ifade ettiği “ Orta Doğu’da Suudi Arabistan- İsrail bağlantılı bir eksen kuruluyor ve o eksende Kıbrıs ‘ta yer alacak;  bunun karşı ekseninde de Türkiye ve İran bulunacak “ diyen açıklamasından ayrı düşünülemez Yunanistan, İsrail, Mısır ve Güneyin ortak hareketleri. Bunların hareketlerinin arkasında da ABD'nin bulunduğunu söylemek, her halde tahmin olmaz. 
 Garantiler. 
İşte bu bağlamda baktığımızda Güney’in görüşme sürecini garantiler üzerinden kilitlenmesi şaşırtıcı olamaz. Çünkü Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi etkisiz kılma ve “ekseni” ilerletme amaçlarına uygundur bu tavır. Bundan ötürü, Garantiler konusunu görüşme ile ele almak yerine, onu krize döndürdüler.
Aynı şekilde Doğu Akdeniz’deki bu gelişmelerle bağlantılıdır, dün Garantiler konusunu konuşabileceğini ifade eden Türkiye’nin bu konu ile ilgili katılaşması.
Üstelik Sayın Anastasiadis'in, Sayın Akıncı’nın gündeme taşıdığı BM Genel Sekreteri Sayın Guterres'in göstergelerinin, görüşmelerin başlaması için stratejik belge olması önerisini öldürmek istemesi de buna bağlıdır. Çünkü Doğu Akdeniz’de Hidrokarbonlar ilgili olarak İsrail, Yunanistan ve Mısır’la birlikte atmak istediği tek yanlı adımları; eğer görüşme süreci, BM Genel Sekreterinin önerilerinin stratejik belge olması temelinde başlarsa ilerleyemez ve bağnaz dar milliyetçi amacı gelişemez.
50. yılda çok tehlikeli bir eşikteyiz. Ciddi bir bölgesel çatışma eşiğindeyiz. Bunu geri döndürmenin yolu açıktır. Buda Kıbrıs ‘ta Federal çözüm hedefi ile görüşmelerin başlaması ve sonuçlanması. Doğu Akdeniz hidrokarbonlarının da Türkiye üzerinden Yunanistan hattı ile Avrupa’ya naklinin gelişmesi.
Bu Ege’ye ve Doğu Akdeniz’e huzuru; Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs halklarına da barışı ve işbirliğini getirir.
Aksi; Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan halklarının yeni gerilimler içinde, dünden daha zorluklar içine girmesi demektir. Bu yüzden 50. yılda, gerilim üretim merkezi haline dönen Kıbrıs sorununu, karşılıklı kabul edilir bir çözüme götürmek artık daha da fazla önem kazanmıştır.  

YORUM EKLE