Kıbrıs Barış Harekatı’nın üzerinden 51 yıl geçti…
Bu süre zarfında yaptıklarımızı ve yapamadıklarımızı gözden geçirmekte fayda vardır…
Yıllarca önümüze ne konduysa yedik…
Çaresizlikten kuyu sularını afiyetle içtik…
Hayvan hastalıklarıyla ilgilenmeyi ihmal ettik…
Dairelerimiz, müdürlerimiz, personelimiz var ama; köylere düzenli bir şekilde veteriner gönderemedik…
Hastalıklı hayvanları, hellim olmayan hellimleri, yoğurt olmayan yoğurtları afiyetle yedik…
Yemeye devam ediyoruz…
Zamanında aşılanmayan hayvanları, hastalık sonrasında aşılıyor, insanlarımızı ürkütüyoruz…
Nefes alabilecek orman bırakmadık…
Memleketin her köşesini kirlettik…
Dağları oyduk, elektrik üreteceğiz diye insanları zehirledik…
Filtresiz Teknecik Santrali sayesinde tüm canlıları zehirlemeye devam ediyoruz…
Arada bir zehirsiz veya az zehirli yiyecek bulsak da, güven bunalımı yüzünden tedirginlik yaşıyoruz…
“Acaba bu sebze nasıl sulandı?.. Ne kadar ilaçlandı?.. Hormonlu mu değil mi?” diye endişeleniyoruz…
Yanan devlet laboratuvarını hala tamir edemediğimiz için kapsamlı tahlil yapamıyor, tüketiciye güven veremiyoruz…
Çöken yolları tamir edecek, hastalara ilaç alacak para bulamıyoruz ama diğer yandan her yıl milyarlarca liralık ‘ek mesai’ ücreti ödüyoruz…
Sürekli seçim yaparak mali sıkıntıyı artırıyoruz…
Tutar hiçbir yanımız kalmadı…
Kuşkusuz daha birçok konuda sıkıntı vardır…
Basit siyasi oyuncuklar yüzünden, kaliteli insanları erken emekliliğe göndermeyi marifet sandık…
İş bilenlerin yerine, parti rozeti takanları yerleştirdik…
Sonrasında hepsiyle top gibi oynamaya başladık…
Kendi kendimize yalan bir dünya yarattık…
Bazıları bunu büyük bir yalanla Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğüne bağlıyor…
Ne var ki; bunun gerçek olmadığını hepimiz biliyoruz…
Her şeyi batıran, berbat eden bizleriz…
Kendi kendini yok etme becerisini gösterebilen başka bir toplum düşünebiliyor musunuz?..
Mumla arasanız da bulamazsınız…
Yola, suya, elektriğe, sağlığa, eğitime para bulamayan bu temelsiz, düzensiz devletçik; partilere, bazı makam sahiplerine, peşkeşlerin örtülmesini becerenlere, batmış belediyelere, ihale mafyalarına milyonlar dağıttı…
Hala dağıtmaya devam ediyor…
Ama kanser hastalıklarının patladığı bir ülkede sık sık ilaç eksikliği çekiyoruz…
Yaşlılara ‘huzurlu’ bir bakımevi kuramıyoruz…
Hayatının son döneminde insanları kendi kaderleriyle baş başa bırakıyoruz…
Böylesi bir yaşamı hak etmiyoruz ama yanlışları düzeltebilecek bir mekanizmayı da oluşturamıyoruz…
Kısacası; yarattığımız kötü düzenin bedelini ödüyoruz…



Kibrisli Turkler olarak her zaman baskalari tarafindan yonetildigimiz icin, hic bir zaman kendi kendimizi yonetmeyi basaramadik. Ama 74 sonrasi en azindan yagmalamayi ogrendik. Kendini yonetemeyenleri baskasi yonetir..