Vicdan muhasebesi yapmalı

   KKTC devleti rutin işlerin dışında halka ve ülkeye hizmet veremez duruma geldi…

   Sağlık alanında ihtiyaçlar giderilemiyor…
   Yarım kalan yollar tamamlanamıyor…
   Okullara kitap, defter, deterjan, kırtasiye malzemesi dağıtılamıyor…
   Kısa bir süre sonra daha ciddi sıkıntıların gündeme geleceğini tahmin etmek zor değildir…
   Peki neden böyle?..
   Ana neden elde olanı bitirip, tüketme hastalığımızdır…
   KKTC’yi yönettiğini tahmin eden gelmiş, geçmiş hükümetler ağırlıklı olarak maaş dağıtmakla meşgul oldular…
   Yatırımlara, acil ihtiyaçlara bütçe ayırmadılar…
   “Nasıl olsa Türkiye gönderir” düşüncesiyle, altyapı sorunlarıyla ilgilenmediler…
   Anamur suyunun ülkeye ulaşması sonrasında yaşadıklarımız bunun en somut örneğidir…
   “Türkiye parayı yollasın” demekle birlikte, Türkiye’yi buradan ‘yollamak’ isteyenlere sağdan da, soldan da destek verildi…
   Her fırsatta elçiliğin önünde eylem yapanlara “Durun arkadaşlar yanlış yoldasınız” diyen olmadı…
   Elçilik, Kıbrıslı Türklere daha kolay yollardan para yardımı yapmaya çalışırken, meclis dışında ve içindeki eylemleri unutmak mümkün değildir…

Öyleyse sen öde

   Kıbrıslı Türkler olarak en büyük çelişkimiz burada yatıyor…
   Hem “Türkiye göndersin” diyoruz, hem de kendi ihtiyaçlarımızı karşılayabilecek bir mali güç yaratamıyoruz…
   Peki neden?..
   Seçim zamanı siyasi partilere 3-5 kuruş yardım yapanların, KKTC devletine vergi ödemekten kaçınmaları en büyük nedendir…
   Bir gecelik eğlenceye harcadığınız para, bir yıllık vergi ödemesinin altında kalıyorsa burada durmak gerekmez mi?..
   “Bana ne?.. Bunlara para mı vereceğim?.. Vereyim de başkalarına mı dağıtsınlar?..” gibi bir yığın mazeret ileri sürerek, vergi ödemezseniz, bu devletçik asbetsli su borularını nasıl değişecek?..
   Ya da bozuk yolları nasıl yenileyecek?..
   Art niyet aramadan, gerçekleri değerlendirme ve bir vicdan muhasebesi yapmamız gerekmiyor mu?..

Hep bana olamaz

   Kendimize, çocuklarımıza en lüks arabaları layık görüyoruz…
   On binlerce Sterlin’i gözümüzü kırpmadan veriyoruz…
   Ayşe’lerin, Hasan’ların yüzme havuzlu villalarını kıskanarak, daha iyisini alıyoruz…
   Hadi bir Lefkoşa’da, bir de Girne’de olsun…
   Gelecek yaz için lüks gemi turlarına şimdiden kayıt yaptıralım…
   Bunlar iyi güzel şeyler de, üzerine titrediğin çocuklarının bu ülkede geleceği ne olacak?..
   Bir dakika düşünmez mi insan?..
   Söyleyin bakalım, bundan sonrası ne olacak?..
   Son 44 yılda ganimetleri nasıl tükettiğimizi yakın takibe alan Rumların, bunun üstüne dönüp bizlere bir de gaz parası vereceğini mi sanıyoruz?..
   Ya da Kıbrıslı Türklere iş ve para vereceğini mi hayal ediyoruz?..
   Sri Lankalı veya Filipinli’lerden boş kalan temizlik işleri varsa bu hayal gerçek olabilir…
   Buna uyum sağlamaya hazır mıyız?..
   KKTC’de müdürlüğü beğenmeyip, müsteşarlık için bir partiden, diğerine transfer olurken, Yannagi’nin lokantasında bulaşıkçı olmayı içimize nasıl sindireceğiz?..
   Daha yüksek makamları hayal ediyorsak, kaç tane örnek verebiliriz?..

Reklam payları nerede?..

   Devlete vergi verme…
   Bayisi olduğun şirketin sana ‘reklam ve tanıtım’ için gönderdiği paraları cebe indir, ürünleri satışa çıkar…
   Üç yetmedi, beş tane…
   Beş de yetmez, on olsun…
   İyi güzel de, lüks aracını hangi yolda süreceksin?..
   Kitapsız okula gönderdiğin çocuğunu nasıl eğiteceksin?..
   Hasta ananı hangi hastanede tedavi edeceksin?..
   “Verelim de baştakiler mi yesin?” diye diye, vergi vermeme alışkanlığını ‘kural haline’ getirdiğimizi artık görebilmeliyiz…
   Yeterince para toplayamayan bir devletçik, şimdiki uygulamaların dışında hiçbir şey yapamaz…
   Kendi kendimizi aldatmayalım…
   Bu gidişatın sonu topluca iflastır…
   Ve o gün uzak değildir… 

YORUM EKLE