Yeterli elektrik üretimimiz yok ama sürekli inşaat izni veriyor, ayda ortalama bin adet yeni sayaç bağlıyorsunuz…
Elektrik üretiminin artırılması için özelden hizmet alınmasını kabul etmiyorsunuz…
Kabul edenleri ülke kaynaklarını ‘peşkeş çekmekle’ suçlarsınız…
Elektriği devletin yönetmesini istiyorsunuz…
Devleti yöneten elektriğin yönetimine de kendi yandaşlarını getiriyor…
İlgili, ilgisiz insanlara görev veriyorsunuz…
Sonrasında kurum ileriye gidemiyor diye şikayet ediyorsunuz…
Sürekli sorunlar yaşıyor; bakım-onarım gerekçesiyle elektrik kesintisi yapıyor, halka eziyet çektiriyorsunuz…
Tüm bunların sorumlusu kimdir?..
Elbette ‘sahte demokrasi ve yönetim’ anlayışı…
Sol kanat devletçiliği ve sendika hakimiyetini savunuyorsa…
Sağ kanat da onunla yarışır hale geliyor…
“Bizler de devletten yanayız” deniliyor…
Peki buyur yönetin bakalım…
Yarım asırdan beri elektriğin yönetimi sizde…
Niye yönetemediniz?..
Niye kavurucu yaz aylarında ve dondurucu kış günlerinde halka bu kadar eziyet çektiriyorsunuz?..
Neden güneş enerjisini öne çıkaracak projeleri başlatamıyorsunuz?..
Niye özel şirketlerle bu konuyu masaya yatırıp da çözüm üzerinde uzlaşamıyorsunuz?..
Tümünün cevabı tek değil midir?..
Seçim korkunuz var da ondan…
Bu ülkenin becerdiği tek şey sürekli seçim yapmak değil midir?..
Cumhurbaşkanlığı, milletvekilliği, belediye ve muhtarlık seçimleri…
Seçimsiz geçen yıl olmayınca, stratejik kurumların çöküşüne göz yumuyorsunuz…
Özelleştirme olamaz…
Ama ‘özerkleşme’ olur…
Bu ne demek?..
Üretim devlette, tahsilat özelde…
Mevcut düzende tahsilat yapılamıyor mu diye soruyorsunuz…
Cevap veren yönetici “tahsilatta sorun yok” diyor…
Öyleyse; bu özerkleşme ne işe yarayacak?..
Bir şeyler yapmış görünmek için…
Şimdi anlaşıldı…
Bir şeyler yapın, sorunlara kesin çözümü erteleyin…
Bu ülkeyi siz mi kurtaracaksınız?..
Özelleştirmeyi ağzınıza almayın…
Çünkü bunu istemek ‘peşkeş’ olarak yorumlanıyor…
Peki ne olacak bu memleketin hali?..
Bu kadar olan yetmediyse, daha fazlası olacak…
Elektrikler kesildiğinde, yazın sıcağında kavrulduğunuzda, kışın soğuktan donduğunuzda ağlamak sızlamak yok…
Hep bir ağızdan bağıracaksınız:
Ya ya ya şa şa şa KKTC sen çok yaşa…



Kıbrısta savaş öncesi bir özel Amerikan şirketi vardı. Kıbrıs ekonomisinin yüzde otuzunu tek başına karşılıyordu CMC. Çalışanlarına ortalama ücretten yüzde otuz daha fazla veriyordu. Onlar için hastane,lojman,okul, spor alanları ve sosyal tesisler yapmıştı. Herkes bu şirkette çalışmak isterdi.1974 sonrasında şirket tüm tesislerini çalışır halde olduğu gibi bırakıp adayı terketti veya zorunda bırakıldı. Bütün tesisler KKTC nin eline geçti. O da özel şirketlere verdi. Her gelen özel şirket büyük projelerle geldi, güzelim entegre tesisleri her gelen şirket yok etmek için elinden geleni yaptı. Neticede insan sağlığına duyarlı, çalışanların sağlık emeklerine saygılı işletme, bir çevre felaketi haline geldi. Yıllardan beri bu geniş alanı elinde tutan şirket hala hiçbir faliyet göstermeden ballı bir devir için fırsat kolluyor. Olan bölgeye oldu, göç alan bölge, göç veren duruma geldi.
Aslında KKTC de hiçbir parti özelleşmeye karşı değil. Peşkeş çekmeye karşı olanlar var. Mesela Türkiye buna çok örnekler gösterilebilir. Havaalanları, köprüler, yollar,limanlar, madenler, turistik inşaat alanları,imar durumları gibi. Hemen hemen her alanda yolsuzluklar ayan beyan ortada. İstanbul havalimanı için Atatürk havalimanının yok edilmesi, kanal istanbul projesi, Sazlı Dere su havzasının yok edilmesi, özele yaptırılan veya devredilen köprü ve yollardan alınan fahiş paralar. Beşli çete oluşumu. Çevre felaketleri. Sit alanların yok edilmesi. Özelde çalıştırma şartları da insanlık onuruna çoğunlukla aykırı. Vergi ve sigorta primleri yatırmama, eksik yatırma, adam kayırma, eksik prim yatırma, fazla çalıştırma, kaçak çalıştırma gibi. Devlet yönetimi kötü olan ülkeler özelleştirme yapamaz. Peşkeş, yolsuzluk, fesat mutlaktır. Özelleştirilme ancak Açıklık, şeffaflık, hesap verebilirlik ve bağımsız yargının olduğu, hukukun üstünlüğü olan ülkelerde olur. İcazetle yönetilen ülkelerde olması mümkün değildir. Özelleştirilme için çözüm ve AB katılım, AB müktesebatının askıdan indirilmesi ve uygulanması şarttır. Bu bozuk yötem yapısı ile her özelleştirme mutlaka suç içerir. Bu yönetim ile devlet eliyle yönetmek ne kadar partizanlık yapılırsa da mülkiyeti devlette olacağından ona buna halkın malının peşkeşi durdurmanın tek yoludur. Çözüm ve AB olmadan özelleştirme ülkeyi ona buna peşkeş çekmekten başka bir şey değildir. Özel sektör halkın malına göz dikeceğine, Besim Tibuk gibi ,Rahmetli Asil Nadir gibi ülkeye şirketlerinin parasını getirip çevre dostu yatırım yapsınlar. Bir de özel sektörde çalışmak devletten daha itibarlı olsun. Mesela Türkiye’de Koç Holding kuruluşlarında çalışmak devlette çalışmaktan çok daha itibarlıdır