“Kıbrıs Cumhuriyetinin” 2026’nın ilk dört aynın sonunda Bütçe fazlası, 539 milyon EURO olmuş. Geçen yıl aynı dönemde Bütçe fazlası GSYİH %1,7 kadardı. Bu yıl bu biraz düşerek, GSYİH %1,5 i kadar olmuş. Bizde ise 2026 yılının ilk beş ayında iç borç stoku 25 milyar TL dolayında gerçekleşti. Bunun nedeni de Bütçe Açığının artmasıdır. Yani onların Bütçe fazlaları az biraz düştü, ama bizim iç borç stokumuz hayli görünür şekilde arttı. Şimdi buradan hareketle şuna gelelim. Güneyde bu Bütçe fazlası olurken, bizdeki gibi Gazetecileri yayınlarından ötürü suçlu sayarak; önce hapislik, sonra da okkalı para cezasına çaptırmayı amaçlayan ceza yasası değişikliği gündeme geldi mi? Hayır. Ama bizde Bütçe Açığı ve iç borç stoku arttıkça, ceza yasaları ile oynayarak basın üzerinde despotluk kurmak amacı öne çıkıyor. Üstelik bu enflasyon şartlarında basılı basının dağıtımında ciddi sorunlar oluşup, gazetelerimizin ada çapında dağıtımı dururken, hükümetin kılı kıpırdamıyor. Aynı şekilde televizyonlarımıza uydu desteği de havada bulut. Ama ceza yasalarında yapılan değişikliklerle basın mensuplarına aba altından değil, açıktan sopa göstermek de marifet oluyor.. Yani adanın bir yarısında Bütçe fazla verirken, öteki yarısında ise iç borç stoku artıyor.
Bu yan yana yaşadığımız güncel gerçek bir şeyi yeniden gösteriyor. Demokrasi ile Ekonomik yaşam bir birini etkiler. Ekonomi bozuldukça demokratik hukuk devleti değerleri ciddi erozyona uğrar. Üstelik demokratik süreçlerdeki olumlu gelişme, ekonominin iyileşmesinin de yolunu aşar. Ağır enflasyon koşulları altında yaşayan Kuzey Kıbrıs ve Türkiye’de bu gerçeği misli ile yaşamaya başladık. Türkiye’de Ana Muhalefet Partisinin Genel Merkezinde mahkeme kararı ile görev yapan Genel Başkanın Yüksek Seçim Kurulundan verilmiş mazbatası yok. Ama çalışmayı TBMM’sindeki odasına taşıyan Yüksek Seçim Kurulunun verdiği seçim mazbatası halen geçerli olan Genel Başkan, Parti Genel Merkezine giremiyor. Bu nedenle on binlerce demokrat insan, sokakta gösteri yapıyor. İşte bu hal, ekonomik durum ile demokrasinin yakın bağını gösteriyor. Bu son yaşananlar maalesef, Türkiye’de büyük özverilerle ele alınan enflasyonu geriletmek politikasını da darbeliyor.
Bizde ise Bütçe Açığı ve İç Borç Stoku arttıkça, esas sahip olan halka gitmek, yani Erken Seçimi savsaklamak meziyet sayılıyor. Ama seçimleri sakatlamak maksatlı şeytanlıklar öne çıkıyor. Yerel Seçimlerle Genel Seçimleri birlikte yapmak şeytanlığı marifet sayılıyor. Böylece sapla samanı karıştırmak, gerilimi artırmak ve halk iradesini sakatlamak niyeti öne çıkıyor. Bütün bunlar bir başka şeyi daha netleştiriyor. Öyle gece gündüz devlet, millet, ulusal çıkarlar diye nutukları atanların esas ve asıl amacının, eldeki erki; ister partide, ister devlette, isterse bir sivil toplum kuruluşunda elden kaçırmamak veya üzerine çöreklenmek olduğunu gösteriyor. Çünkü demokrasilerde kazanmak kadar değerli olan, onur ile kaybetmektir de. Ekonomik krizin Panzehri demokrasidir.
Yarısında bütçe, ötekinde borç fazlası
- 01 Haziran 2026, 09:36
- 32
YORUM EKLE
Yorumunuz Onaylanmak Üzere Gönderildi
YORUMLAR



Sayın Soyer, KKTCnin Avrupa Ülkesi Güney Kıbrıs İle mukayese edilebilecek neresi kaldı ki ?
Rum Malları ile zenginlikler içinde kurduğumuz KKTCyin bugün Turkiyenin yardımları ile ayakta durmaya çalışan KKTCyi dilenci duruma getirmedik mi yani ? Bugün Ülke yönetmesini bilmeyen liderlerimiz ile batma noktasına getirdiğimiz Turizm Üretim ve İnşaat Sektörlerimizin akıbetini gerçekten bilmeyenimiz mi kaldı yani ! Sahtekilerle yüzümüze gözümüze bulaştırdığımız Eğitim Sektörümüze kurduğumuz darbe ile de Ülkelerinde İşsiz kalan geçersiz KKTC diplomalı Fas’lı Öğrencileri de kazıklayıp gondermedik mi yani ? Pahalılıktan ve Çevre Kirliliginden girilemeyen KKTCde hayatın Güney Kıbrıs’a kaymasının nedenini gerçekten bilmeyenimiz mi var ? Turizmin olmadığı yatırımcının gelmediği be de Meclisteki yöneticilerimizin bir birinin kuyunu kazdığı Ülkemizde batırdığımız Ekonomi ile ne gibi bir gelecek bekleyebiliriz ki ?