Yiğidi öldürün ama hakkını yemeyin

Kıbrıs’ın kuzeyinde 1974’ten sonra Türkiye’ye muhtaç bir yapı oluşturuldu…
Bunda Türkiye kadar Kuzey Kıbrıs’ta iktidara gelen siyasi iradelerin de suçu var…
Türkiye para gönderdikçe, Kuzey Kıbrıs’ta iktidarı elinde bulunduranlar koltuklarını sağlamlaştırmak için Anadolu halkının vergilerini eşe dosta dağıttı…
Toplumun bir kesimi kan ağlarken, iktidara yakın bir kesim Türkiye’den gelen paralarla krallık kurdu…
Toplum üretimden koparıldıkça, tüketim arttı…
Alt yapı, hastane, yol, okul, fabrika yapılması için gönderilen paralar, göstermelik ihalelerle yandaşlara verildi…
Bunların birçoğu bitirilmedi, hatta başlanmadı bile…
Ama paralar alındı harcandı…  
Siyasi iktidarın güçlenmesi için yeri geldi devlet dairelerine bolca partili alındı…
Tarlada çalışan çiftçi, ovada koyun güden çoban, fabrikada üretim yapan işçi bir gecede devlet memuru yazıldı…
Türkiye gönderdikçe buradaki siyasilerin ‘Hovardalığı’ devam etti…
Çünkü gönderilen paraların tamamı hibe…
Borç hanesine yazılıyor ama…
Geri istenmiyor…
Nereye harcandığını soran hele hiç yok…
Öyle bir dere ki sürekli kütük getiriyor…
Kuzey Kıbrıs’ta iktidara yakın olanlar bu derenin nimetlerinden faydalanıyor, geriye kalanlar dereden toplanan kütüklerle yakılan mangalda pişen etin dumanını ve kokusunu görüyor sadece…
Bu düzen 2002 yılına kadar devam etti…
Ve bir gün büyü bozuldu…
Türkiye’de iş başına gelen siyasi iktidar, Kuzey Kıbrıs’a ‘Geri ödenmemek şartıyla’ gönderdiği paraların hesabını sormaya başladı…
İlk önce bu şok etkisi yarattı…
Düzenin dümen suyunu tutanlar, ‘Yandık Allah’ dedi…
Ama adamlar gayet ciddiydi…
Geri adım atmadı…
Ne diyordu Türkiye’deki yeni siyaset:
Kuzey Kıbrıs’a gönderdiğim paranın nereye harcandığını bilmek hakkım…
Kıbrıs Türk halkının refah düzeyinin artması için bugüne kadar parası gönderildiği halde yapılmayan projeleri artık ben takip edeceğim…
Türkiye’deki geçmiş iktidarların Kıbrıs siyaseti yanlıştı, ben bu yanlışı sürdürmeyeceğim…
Kıbrıs Türk halkının kendi ayakları üzerinde durması için gerekli katkıyı yapacağım…
Bunun için de özellikle ekonomide izlenecek yol haritasını Kuzey Kıbrıs’taki hükümetlerle birlikte hazırlayacağım…
Yapılan her yatırımın, harcanan her kuruşun kararı birlikte verilecek…
Fena mı oldu?
Kimilerine göre evet…
Ama Kuzey Kıbrıs’a son 12 yılda yapılan yatırımları, hayat bulan projeleri gören birçok aklıselim insan bunları takdir etti…
Kıbrıs Türk toplumunun kendi ayakları üzerinde durabilmesi için her sıkıştığında Türkiye’den para dilenmemesi için mevcut düzenin değişmesi gerektiğini söyledi…
Bunu yaparken de Türkiye’den gönderilen paraların çarçur edilmeden yatırıma dönüşmesi gerektiğini ifade etti…
Kuzey Kıbrıs’ta son 6 ayda bazı eski alışkanlıklar yeniden hortladı…
Bunun en canlı örneğini de son bir aydır her gün yaşıyoruz…
Devlet ciddiyetinden uzaklaşılarak Türkiye ile karşılıklı atılan imzalar inkara kalkışıldı…
Verilen sözler unutuldu…
Sen parayı ve suyu gönder, benim nasıl harcadığıma karışma denildi…
Önceki gün; basın kuruluşlarına elektronik posta yolu ile ‘imzasız, mühürsüz, telefonsuz’ bir şekilde servis edilen, Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliği tarafından yayınlandığı iddia edilen (herhangi bir yalanlama gelmedi) açıklamada, Kuzey Kıbrıs’taki hükümete bazı noktalar hatırlatıldı…
Attıkları imzalar tarihleri ile birlikte kamuoyunun bilgisine getirildi…
Yaşanılan süreçte tek suçlunun Türkiye olmadığını, Kuzey Kıbrıs’ı yönetenlerin de sorumluluğu olduğu alenen ifşa edildi…
Türkiye’nin Kıbrıs’a yönelik politikalarındaki amacın, bağcıyı dövmek değil üzüm yemek olduğu ısrarla vurgulandı…
Parti meclisinde alınan karar uğruna Türkiye ile ilişkilerin daha fazla gerilmemesi gerektiğinin altı çizildi…
 Yani kısaca, ‘Yiğidi öldürün ama hakkını yemeyin’ denildi…
YORUM EKLE
YORUMLAR
Halil bindayı
Halil bindayı - 3 yıl Önce

eline diline sağlık duayen yazar adem uslu.kalemi zehir gibi keskin doğru ilkeleri savunan imparator