Yine olmadı… Peki, ne yapmalı?

Her zaman söylüyorum, biz toplum olmayı maalesef ki başaramadık!
Yılların getirdiği rant düzeni bunun başlıca sebebidir…
Ranttan faydalananların büyük bölümü “aşırı milliyetçi” kesimdi… Ranttan faydalanamayanlar ise “ileri barışçı!”
Genel tablo bu…
Bu tabloda arayı bulmaya çalışanlar ise her iki tarafın da gazabına uğradı, uğruyor! 
Aynen Sayın Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve onun gibi düşünen insanlar gibi…
Sürecin en başında Rumların içerisine girdiği ekonomik darboğaz, yeni seçilen barışçı lider Akıncı’nın koltuğa oturması, hidrokarbon yataklarının çözümün finansmanı konusundaki durumu gibi birçok olumlu unsur “Bu kez olabilir” hissiyatını yaşamamızı sağladı…
Günler ilerledikçe Rumların tutumlarında zerre kadar ilerleme olmadığı anlaşıldı…
Güven Yaratıcı Önlemler çerçevesinde Türk tarafının attığı olumlu adımlar Güney Kıbrıs liderliği tarafından algılanmadı, benzer adımlar atılmadı…
Bir cep telefonu sorununu bile çözebilecek iradeye sahip olmayan Sayın Anastasiadis’in Kıbrıs sorununu çözemeyeceğine inandım… Ama bir umut işte… Süreci takibe devam ettik…
Güney’deki statüko çok güçlü… Kilise’nin varlığı ve gücü ile katı eğitim politikası gibi… Bunları aşmak çok zor… Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin “katil” olduğunu öğrenen küçük beyinleri barış kültürüne adapte etme olasılığı neredeyse sıfır! Gerçek bu! 
Ayrıca Rumların kilisenin etkisinden kurtulabilmeleri için Fransız İhtilali benzeri bir aydınlanmaya da gereksinim duydukları aşikar! 
Bunlar göz önündeyken Kıbrıs Türk tarafının zorlamasıyla sürdürülen müzakerelerin bir noktada patlayacağı belliydi ve maalesef Mont Pelerin’de bu yaşandı…
Bir takım kendini milliyetçi gören kişiler, nerdeyse sürecin sona ermesi nedeniyle göbek atarken, aşırı iyimser kesim ise Cumhurbaşkanı Akıncı’yı suçlama yarışına girmiş gibi… 
İşte bunu anlamakta güçlük çekiyorum!
Aynı çevreler Kıbrıslı Türklerin güvenliğini düşündüğü için Mehmet Ali Talat için “Denktaşlaştı” söylemini kullanırken, bugün de Akıncı için “Türkiyeleşti” yakıştırmasını yapabiliyorlar…
Bence çok yanlış! 
Görülmesi gereken gerçek; Kıbrıslı Rumların adada bizleri eşit olarak kabul etmemesidir…
Kıbrıs Türk tarafı, Akıncı başkanlığında elinden gelen birçok konuda “çözüm” için taviz verdi, ama karşısında bir “duvar” buldu…
Belli ölçüde harita ve garantiler konusunda taviz beklenemezdi ve olmadı da… Hal böyle olunca süreç noktalandı… Artık 2016 yılı sonunda bir çözümden bahsetmek mümkün değildir…
Bunun da sorumlusu Rum ve Yunan ikilisidir!
Kimse “İki taraf da anlaşmaya yanaşmadı” diyerek verilen onca emeği sıfırlamasın!
“Ömrümün 42 yılını barışa adadım” diyen Sözcü Barış Burcu’nun “Üzgünüm ama karşımızda duvar bulduk” söylemi çok anlamlıdır!
Çok üzgünüm, bunu yazarken gerçekten içim acıyor ama; yeni dönem maalesef ki krizler dönemi olacak. Gerginlikler, hatta Akdeniz’de sıcak çatışma ihtimallerinin hissedileceği bir döneme giriyoruz… 
Peki, şimdi Kıbrıslı Türkler ne yapacak? Sayın Akıncı “KKTC devam edecek” dedi, evet ama nasıl?
Bu kokuşmuş düzen nasıl alaşağı edilecek?
Uluslararası anlamda elimizde bir güç yok belki ama içimizi bir an önce düzeltebilecek gücümüz vardır…
Adaletli ve Avrupa normlarına uygun bir Kuzey Kıbrıs ana hedefimiz olmalı… 
Bugün hala kamu kaynaklarını eşe dosta akrabaya peşkeş çeken UBP-DP zihniyetini tarihe gömmek birinci görevimiz olmalı…
Bunu yaparsak yeni dönem için bir ümidimiz olur, yok yine küçük çıkarlar için “bu düşünceleri” iktidara taşırsa toplum, bu hengame içinde yaşama devam ederiz… Hepsi bu… 
Şimdi en kısa sürede bir seçim ve yeni dönem hedefiyle yol alma zamanıdır!
YORUM EKLE