"Yoktan yonga"

Ekonomide ciddi sıkıntının olduğu açıktır. Durgunluk devam etmektedir. Kişi başına düşen milli gelir 13 bin dolar olarak şekillenmiştir. Bunu da yalnızca döviz kurundaki durumla izah etmek yeterli değildir.
  Çünkü bu 13 bin dolarlık kişi başına düşen milli gelir, kriz içine girilen 2009 yılına denktir.
2003-2008 arası hızla gelişen ve 4 bin dolardan 16 bin dolara doğru tırmanan kişi başına düşen milli gelir, 2009'da kriz nedeni ile 13 bin dolara düşmüştü.
  O dönemden sonra 2010 ile başlayıp günümüze kadar devam eden süreçte kişi başına düşen milli gelir; 14 bin dolarla, 15 bin dolar arasında kaldı...
  Bu durumu geçmişte, "orta gelir seviyesine çakılmak" sorunu olarak tanımlamıştık.
  Dünya ekonomik krizi 2008' de patladığında, etkileneceğimiz açık gerçekti. Ama bu gerçek, " tanınmamış bir ülke olmamız nedeni ile dünya ekonomik krizi bizi etkilemez" anlayışı ile es geçildi.
  Bu krizden çıkış için, " tasarruf tedbirleri" adı altında tasarrufu öne alan, ekonomik büyümeyi göz ardı eden uygulamalar gündeme getirildi.
  6 yıllık tedbirlerle geldiğimiz konum, orta gelir noktasına çakılmak ve geriye gitmenin gelişmesi oldu. Bir kere bu olgular, ekonominin büyüme hızı ile bağlantılıdır.
  2003-2008 arasında ekonomide meydana gelen ortalama, % 8 büyüme hızı bu devinimini kaybetti. Ekonominin büyümesi o günden sonra ortalama, % 3-4 seviyesine çakıldı kaldı.

Devlet bütçe performansı...
 
 Ekonomik gelişme için, çok yönlü sağlıklı tartışmalar yapacağımıza, yalnızca Devlet Bütçesi Performansı üzerine siyaset bina edildi. "Bütçe Gelirlerimiz arttı" söylemi bu siyasetin bir unsurdur. 
  Ancak bu "Bütçe Gelir Artışının", ekonomik büyüme hızının düştüğü, ya da kişi başına düşen milli gelirin, dolar bazında gerilediği bir ortamda artmasının, nasıl oluştuğu sorusu değerlendirilmesi gereken bir konudur.
  Bu nedenle, Maliye Bakanlığının verilerinden hareketle, Maliye gelirlerinin, "Amiral Gemilerinden" olan, iki kaleme bakarak konuyu inceleyelim.(KKTC Maliye) Bunlardan biri, İthalattan alına KDV'dir. Diğeri Fiyat İstikrar Fonudur (FİF). 
  Ocak-Ağustos 2105'te İthalattan alınan KDV, 262 milyon TL iken, bu rakam 2016'da 321 milyon TL'ye yükseldi İthalattan alınan FİF ise, 2015'te 323 milyon TL iken, 2016'da 410 milyon TL oldu.
Ekonominin dışa bağlı olduğu ve üretim ile tüketimin, ithalatla doğrudan bağı olduğu için Maliye Bakanlığının gelirlerindeki bu artış, sevindirici değil mi? Hayır. Neden mi?
  Çünkü bir önceki yıla göre ithalat, DPÖ verilerine göre 238 milyon dolarlık bir düşüş gösterdi. 
Yani ekonomik durgunluğun önemli işaretlerinden biri olan bu ithalat düşüşüne karşın, Maliye'nin ithalattan aldığı vergiler arttı. Yani büyüme olmadan vergi artışı! 

Halk değimiyle yoktan yonga
 
 İşin bam teli buradadır. Yani devlet, halk deyimimiz olan "yoktan yonga çıkarttı".
Çünkü, 2015 yılında Ocak- Haziran arasında 702 milyon dolar olan toplam ithalat, 2016 yılının aynı dönemi içinde 673 milyon dolara düştü.
  Bu alanda bir iki çarpıcı kaleme bakalım. Bunlardan biri yakıt ve Fuel Oil ( motorin) ithalatıdır.
Bunlarda önemli düşüş oldu. Yakıtta geçen yılın düşüş trendi,62 milyon dolar, Fuel Oil'de (motorin) ise 59 milyon dolardır.
  Ama bu düşüşlere karşın Devletin yakıttan aldığı FİF vergisinde, Ocak - Ağustos arasında 2015'te, 323 milyon TL olarak gerçekleşen gelir; 2016 yılında 410 milyon TL'ye yükseldi. Ama vatandaş ise yakıtta meydana gelen zamdan bunaldı.
  Aynı şey, toplam ithalatta bir önceki yıla göre, 283 milyon dolarlık düşüş oldu.
Ancak bu devam ediyor. Çünkü, Ocak - Haziran dönemi itibarı ile 2015'te 702 milyon dolar olan ithalat, 2016'nin aynı döneminde 673 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ama bu düşüş trendine karşın; İthalattan alınan devlet KDV Gelirlerinde, 2015'te 262 milyon TL olan Bütçe Geliri, 2016 yılının eş, Ocak- Agustos arasında 321 milyon TL'ye yükselmiştir.
  Yakıtta ve toplamda İthalat azalırken, devlet gelirlerindeki meydana gelen bu artış, verginin döviz üzerinden alınmasındandır. 
  Yani Devlet, "yoktan yonga çıkartmıştır". 
  Döviz- TL kurunda yaşanan krizden devlet yararlanmış, kur farkı ile gelir elde eden bir fırsatçı gibi, gelirini, tüm ekonominin ve vatandaşın cebinden alarak artırmıştır. 
  Kısacası bu gelir artışının reel ekonomik büyüme ile bağı yoktur. Tamamen spekülatif bir gelişmedir bu. Sıkıntı içinde ekonomiden kaynak çekmek ve vatandaşın daha da daralan alım gücünü azaltarak devlete kaynak aktarma gerçekleşmiştir...
  Bunu, Tüketimde, Dış Finasmanda doğan sıkıntıların önünü açarak, sıkıntıyı aşmak için Türkiye alınan güncel bazı tedbirlerle kıyaslayalım...
  Türkiye, tüketimi geliştirmek için Kredi Kartlarındaki limiti yükseltti. Ayni şekilde kredi kartları borçlarına dönük iyileştirici düzenlemeler de açıkladı.
  Ayrıca, Eylül itibarı ile kamu alacaklarına dönük ciddi iyileştirmeler ve büyümeye etkisi çok yönlü olan inşaat sektörüne dönük iyileştirmeler de yaptı. 
  150 metre kareden büyük konutlarda ve 150 metre kareden küçük, ancak vergisi 1000 TL civarinda olan arsa değerlerinde KDV'yi %18'den, % 8'e düşürdü.
  İlk bakışta bunları,TC Bütçesinin gelirlerine negatif olarak yansıyacak düzenlemeler diye görebilirsiniz. Ama bunlar, arzı ve tüketimi tetikleyecek tedbirlerdir. 
  Bu hem vatandaşın yaşamını, hemde ekonomik aktivitenin artmasını getirerek devletin, reel ekonomik gelişmeden kaynak almasını sağlayacak düzenlemelerdir.
  Bizde ise yakıt gibi ekonominin büyümesi ve vatandaşın refahı ile alakalı alanda ciddi ithalat gerilemesi olacak. Ayrıca iç tüketimde önemli bir unsur olan, örneğin konfeksiyon ithalatında dolar bazında 6 milyon dolarlık gerileme, İnşaat Demir'i ithalatında ise 4 milyon dolarlık gerileme olacak. Ama devletin ithalattan alınan tüm vergilerinde TL bazında ciddi gelir artışı olacak.
İşte hangi açıdan bakarsanız bakın, bu, "yoktan yonga çıkartmak" ve ekonomik büyüme içinde devlet gelirini artırmak değil, ekonomiyi ve vatandaşı sıkarak devlet geliri sağlamak demektir..
  Bu ise hizmet sektörünü öne alan, eğitim ve turizim ile konut satışı ile dıştan kaynak hedefleyen bir ülkede, pahalılığı, devlet geliri elde etme adına artırmak demektir.
  Esnafa verilen Hibe programları ile övünmek, mevcutu "sidik zoru" ile idare ettirmekten başka bir şey değildir.
  Esas olan ekonomik büyümedir.. Bunun nasıl oluşacağın tartışmak esas olmalıdır.
Bunun yalnız tasarruf tedbirleri ile olmayacağı açıktır. Bunu, hem Kıbrıs sorunundaki açılımla, hem de devletin, toplumun, demokratik hukuk devleti ve ekonomik verimlilik ile sosyal adalet temelli bir anlayış bütünlüğü içinde yeniden yapılandırılması ile bütünlüklü olarak ele almak gerekir.
YORUM EKLE