Yunanistan,  Türkiye ve Kıbrıslı Türkler

Yunanistan büyük bir ekonomik çöküş yaşadı. Yunan halkı çok acılar çekti. Kriz öncesi refah düzeyine daha gelemediler. Ancak önemli bir gelişme yaşadıkları açık.
Bu noktada Yunanistan’daki ekonomik krizin nedenleri ile ilgili çok şeyler yazıldı, söylendi.
Ancak acı reçetelere karşın Yunanistan'ın bu krizi aşmasına katkı sağlayan noktalardan birinin demokrasi ve krize karşın demokratik hukuk devleti ilkelerine bağlılık olduğu açıktır.
 Diğer önemli nokta ise AB üyesi olması ve krize karşın takip ettiği dış politika oldu.
Bunlardan biri, dış politikasını ipotek altına olan sorunlardan olan Makedonya meselesini tüm milliyetçi gürültüye karşın, kendi ulusal değerlerini de gözeterek bir sonuca ulaştırması oldu.
 Düşünün, tüm siyasi tarihi boyunca,  Krallık, ikinci dünya savaşındaki yıkım,  geçirdiği acı iç savaş,  askeri darbeler, faşist cunta yönetimleri ve otoriter rejimler yaşadı.  Ancak AB üyesi olduktan sonra demokratik hukuk devleti olgusunda bir temel elde ettiler.
Yaşadıkları son o büyük ekonomik kriz içinde, ciddi toplumsal alt üstlükler, çatışmalar yaşasalar dahi, bu krizi, askeri darbe olmadan, otoriter rejime girmeden, demokrasiyi,  demokratik hukuk devleti ilkelerini erozyona uğratmadan aşmaya odaklandılar...
Bu kriz içinde, milliyetçi hortlamalara karşın, dış politikada Makedonya sorununu aştılar. Ciddi ekonomik zorluklara ve toplumsal karmaşaya karşın;  ayni zamanda, Doğu Akdeniz’de AB üyesi olmanın avantajı ile de ciddi siyasi ittifaklar geliştirdiler. 
Bununla ilgili olarak bizim zafiyetlerimizi de değerlendirerek Mısır, İsrail, Ürdün, Suudi Arabistan, İtalya, Fransa ve ABD ile hatta Katar’la da direkt ve dolaylı bağlantılar kurdular.
Coğrafi olarak doğrudan dâhil olmadıkları Doğu Akdeniz hidrokarbonları meselesinin bir tarafı oldular.
Bunları ne için yazdım? 
Çünkü “biz”; AB süreçlerinden uzaklaşmakla yeniden kendi içimize kapandık. Kapandıkça iç politikada ve dış politikada ciddi sorunlarla yüz yüze geldik. 
Demokratik hukuk devleti ilkeleri de dar milliyetçi tutumlar nedeni ile tıkandı. Bu ekonomide çok ciddi sıkıntılarla birlikte gelişti. Ekonomik kriz derinleşerek devam ederken, demokrasi ve hukukta erozyona uğruyor. Enflasyondaki artış, demokratik hukuk devleti ilkelerindeki bozulmanın artışı ile paralel seyir izliyor. 
Aynı zamanda toplum içinde etnik ve dini inanç merkezli kutuplaşma da artıyor. Bu arttıkça da ekonomi daha da bozuluyor, demokratik hukuk devleti ilkeleri gittikçe daha da erozyona uğruyor.
Bölgesel dış politika, sorunlarla ve çatışma odakları ile daha da sorunlu oluyor. Bu ister istemez toplumda demokrasi değerlerini de eriten ve askeri harcamaları daha da artıran bir ortam geliştiriyor, 
Bunun için o dış güçlerin kurduğu tuzak denir ya, o tuzağın; gerçekte “bizi” AB süreçlerinden koparmak ve Kıbrıs sorunu gibi temel sorunları çözümsüzlüğe saplamak olduğunu görmemiz gerekiyor.
Doğu Akdeniz’in iki başat toplumu olarak Kıbrıslı Türkler ve Türkiye olarak durup düşünmek zamanıdır. Neden bu iki başat toplum, bölge ülkeleri ile ve diğer güçlerle ortak çıkarlar konusunda bir payda yakalayamadık?
 Kıbrıs sorununda yeniden dar ve kısır tartışmalar içine yuvarlandığımız bu aşamada, BM Parametrelerini terk etme pohpohlanmalar yerine, demokrasi ve AB süreçlerini yeniden nasıl canlandıracağımızı değerlendirmenin odağına koymalıyız. . Ekonomik krizi aşmak için yalnız ekonomik düzenlemeler yetmez. İç ve dış politikada yapılacak demokratik ve barışçı açılımlar da paralel olarak ele alınmalıdır. Klasik olacak ama ifade edelim. Demokratik Hukuk Devletine ve barış ile demokrasiye yer açmak yurtseverliğin, ekonomik gelişmenin temeli ve gereğidir. 

YORUM EKLE