Yunanistan ve Makedonya...

  Bölgemizde pek çok gerginliğin yaşandığı bu dönemde Yunanistan ile Makedonya arasında isim krizinin aşılmasına dönük gerçekleşen antlaşma, oldukça önemlidir.
Bu isim krizi gerçekte, günümüz şartlarında, milliyetçi hedefler veya üstünlük sağlanması için akıl dışı davranışların ürettiği bir olgudur.
Bu yüzden Yugoslavya'nın dağılmasından sonra Makedonya'nın bu isim ile anılmasına, Yunan milliyetçiliği karşı çıktı. Makedon milliyetçileri de bunda ısrar etti.
Bu isim krizinin gerisinde ise o topraklara dönük olarak karşılıklı hak iddiaları var.
İşte bu sorun, Yunanistan’daki Çipras Hükümeti ve Makedonya’daki sol eğilimli hükümetin antlaşması ile kısmen ortak noktaya yaklaşıldı.
Bu noktaya ulaşılması yalnızca iç dinamiklerin etkisi ile olmadı. Bu noktayı yakalamaya, AB ve NATO siyaseti, yani dış dinamik de katkı sağladı.
Çünkü Makedonya'nın AB üyeliği ve NATO üyeliğinin gelişmesi için Yunanistan'ın isim krizi ile koyduğu vetoyu kaldırması gerekiyordu.
Bu arada Yunanistan’ın,  Doğu Akdeniz Hidrokarbonlarının İsrail, Mısır ve “Kıbrıs Cumhuriyeti” ile oluşturduğu bağışıklıkla, Türkiye'yi devre dışı bırakacak alternatif nakil hattı ile Avrupa’ya aktarılması projesinin ilerlemesi için,  AB'nin ve NATO'nun desteğine de ihtiyacı var.
 Yunanistan'ın, AB ve NATO'nun Balkanlardaki genişleme politikasına, dar milliyetçi yaklaşımlarla Makedonya'nın üyeliğini vetolarla engellemesi, onun Doğu Akdeniz Politikalarına sıkıntı yaratacaktı.
Bu, ayni zamanda Türkiye ile Doğu Akdeniz ve Ege Denizi’ndeki çelişkileri ile birlikte düşünüldüğünde, AB ile oluşan bu yeni sıkıntı, onun hareket alanını daralacaktı.
Dolayısı ile Yunanistan’daki sol eğilimli Çipras hükümetini, ülkesini AB sürecine sokmak ve demokratik hukuk devleti ilkeleri üzerinden ilerlemek isteyen Makedonya’daki sol eğilimli Hükümet ile ortak nokta yakalamaya götürdü.
Bu adım, her iki ülkede tepki gördü. 
Yunanistan'da Merkez sağ YDP ile faşist Altın Şafak büyük tepki gösterdi. Altın Şafak milletvekili askeri darbe yapma çağrısı yaptı. Ayni zamanda Yunanistan “ulusal solcuları” da karşı duruş sergiledi. Bu ulusal solcular, Kıbrıs’ta Federal çözüme de karşıdırlar. Onları bu nedenle de tanıyoruz.
Makedonya’da ise Cumhurbaşkanı bu antlaşmayı yapan Parlamento çoğunluğuna dayalı hükümeti “ Hain” ilan etti. Direniyor.
Bu çoğu zaman kafa karışıklığına yol açıyor. 
Çünkü NATO ve AB bu süreci destekliyor. Kapitalizmin en vahşi sömürüsünü savunan iç siyasette yer alan sağ partiler, bu durumlarda ansızın bir numaralı anti- emperyalist, Anti- ABD, Anti- NATO veya AB söylemi ile ortaya çıkıyor. Buna kimi ulusal solcular ya kapılıyor, ya da demokratik değerlerle sorunları nedeni ile destek oluyor.
Bunu bizde yaşadık. Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik olarak 2002 itibari ile AB Genişleme süreci olumlu bir dış faktör olarak geliştiği zaman, yıllardır çözümü çözümsüzlükte gören ve soğuk savaş yıllarında NATO ve politikalarına gönülden bağlı olanlar; bir anda Anti- AB, Anti-ABD ve Anti-NATO söylemlere savrulmuşlardı. Ama demokrasi, insan hakları, özgürlükler ve hukuk devleti ilkelerine aynı oranda karşılıkları vardı ve bunu milliyetçi söylemlerle örtmeye çalışıyorlardı.
Sonuç ne isterse olsun, ulusların yaşamında etkin olan tarihi bazı ağır sorunlar,  eğer karşılıklı bir uzlaşma ile aşılma yoluna girerse, bu son derece olumlu olur. Çünkü artık emeğin veya insanın önünde esas çelişkileri aşma temeli oluşur. Arayış, herkes için demokrasiye, özgürlüğe ve adalete doğru doludizgin gelişme yoluna girer.
Bu yüzden,  Yunanistan ile Türkiye ve Kıbrıs’ta iki toplum arasında, tarihin biriktirdiği ve günümüzde dar milliyetçiliğin yeniden üretip, daha da gergin bir şekilde ortaya koyduğu ve bizleri aydınlık ve barış dolu demokratik günler üretmek deviniminde uzaklaştıran,  bu engelleri aşmak içinde, bu yeni gelişmeyi iyice incelememiz gerekir. 
Bölgenin ve üç ülkenin halklarının duymak istediği, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ın iki toplumunun da tarihsel sorunları, karşılıklı bir antlaşma ile aştıkları haberidir. Bu en büyük ulusal ve toplumsal görevdir. Bu nedenle Yunanistan ve Makedonya antlaşmasına değer vermemiz gerekir. 

YORUM EKLE