Zaman çok şeyi değiştirdi!

Bir, 10 Kasım’ı daha yaşadık! 
Çocukken hatırlıyorum da 10 Kasımlarda Ata’yı anarken en ciddi tavrımızı takınır, adeta matemlere bürünür, cenaze yeni kaldırılıyormuş gibi bir ortamı yaşardık. 
Sirenler, kornalar bu günkü gibi acı, acı çalar, yollardaki vatandaşlar oldukları yerde saygı duruşunda bulunur, bu günkü gibi yoğun olmayan trafik durur, tek nefeste birleşirdik.
Atamızın sözlerini, onun vermek istediği mesajları kavrar yaşlara geldiğimizde ne demek istediğini daha iyi anladık. Türkiye’ye ve Türklüğe olan bağlılıkla yatar, onunla kalkardık. 
Hele İstiklal marşımız okunurken gözlerimizi bile kırpmazdık.
“Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. 
Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir” sözleri Kıbrıs Türkü için adeta bir rehber gibiydi.
1963 Aralık’la birlikte adada çatışmalar, savaşlar başladı, gece mevzilerde, gündüz okullu olduk, lise bitti ortalık durağan bir hale geldi. Su gibi akıp giden zaman gelecek kaygısını da beraber getirdi.
Nihayet 1968 yılıydı üniversiteye tahsile gidebildik. Okulun açılış töreni bizim için bambaşka bir anlam taşıyordu. Okunan İstiklal marşında biz Mücahit öğrenciler adeta çakı gibiydik.
Ama yanımda duran öğrencinin laubali tavrına, ağzında çiklet İstiklal marşını umursamaz havasına baktıkça öfke ile karışık bambaşka bir anlayışın varlığını keşfettik.
Savaşın göbeğinden gelen, vatan için, bayrak için ölümü düşünmeden kavgaya girebilen bir yapı ile “lay lay lom” hiç böyle bir ortamı değil yaşamak, düşünmemiş bir anlayışla karşılaşmak, doğrusu şoka girmiştik.
Aradan yıllar, yıllar geçti, hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun Atatürk’e olan saygıda, ne de bizim yapımızda, ne de tavrımızda bir değişiklik olmadı. 
Aynı yolun, yolcusu, aynı görüşlerin peşini bırakmadık, devam ettik ama etrafımızdaki birçok insanın, tıpkı yıllar önce üniversite gençliğinde karşılaştığımız rahatlığın, laubali tavrın esiri olduklarını, bazı değerlerin yokmuş gibi algılandığı gördük. 
Bir 10 Kasım’ı daha yaşadık. Sabahın 9.05’inde sirenler yine çaldı, Atamızın verdiği son nefesin bitmediğini, var olduğunu, var olacağını yaşatmak adına bazılarımız inançla yine ayağa kalktık.
Ama zamanın değiştiğinin, yozlaşmanın dizi geçtiğinin bir kez daha farkına vardık.
İnsanlar maddi getiriye, günlük gailelere o denli kapıldılar ki, manevi değerlere önem azaldı, var olmanın kaynağı düşünülemez oldu. Canlar pahasına elde edilen özgürlük sıradan görüldü!
Bulunduğum yerde ne sirende duran araç gördüm, ne ayağa kalkıp saygıda bulunanı. Acıdır söylemesi ama bir ulusta çöküntü böyle başlar!

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ck
Ck - 8 ay Önce

Ben 9.05 ' te ayağa kalkip saygi durusuna gecmesi gerekirken " birazdan dersim var" deyip oturup tost yiyen ögretmen gördüm !!!!!

banner464

banner472