Zirve öncesi," onlar ve biz"

İki Lider İsviçre'ye kritik zirve için gitti. Gitmeden evvel de kendi kamuoylarına üstelik simültane tercüme eşliğinde açıklama yaptılar. Bu iyi oldu. 
   Yani, kendi toplumları kadar, diğer toplumun da görüşlerini duymasını sağladılar. Eğer, Federal çözüm olacaksa, bundan daha fazlasının olması gerekir. 
   Bu iyi bir başlangıç.
   İki liderin açıklamalarında bulunan belli noktaları ele almadan evvel, bir noktaya dikkat çekmek isterim.
  Sayın Ananstasiadis yaptığı açıklamada bir cümle kullandı.
   "Endişelerimiz olduğu için felç olmuş durumda olmayacağız"
   Evet, bu kendisi ve toplumu açısından demokratik birlik, girişim ve politik üretkenlik yönünde önemli bir mesaj. Ancak biz, bu zirve öncesi ne durumdayız?

Bizde koro hali
 
  Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı, kritik İsviçre zirvesine gitmeden, son durumu Cumhurbaşkanlığında tüm siyasi partilerle birlikte ele alacağı bir toplantı düzenledi. 
   Bu toplantıya, UBP Genel Başkanı ve Başbakan Sayın Hüseyin Özgürgün, "yoğun işleri nedeni" ile  katılmadı. Katılmaması yetmedi.
   Sayın Akıncı, devletin harita uzmanlarını da istedi. Buna da  izin vermedi. Cumhurbaşkanı da kendi yetkisini kullanarak bu kamu görevlilerini görevlendirdi.
   Sayın Cumhurbaşkanı arkasından İsviçre öncesi İstanbul'a gitti. 
   Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ile bir buçuk saat görüştü. Arkasından İsviçre'ye uçtu. Sayın Erdoğan'ın herhalde boş zamanı çok!
   Bu yaşananları,  Sayın Anastasiadis'in, "endişelerimiz olmasına karşın felç olmayacağız" sözü bağlamında değerlendirdiğimde, bizde durumun, KROKE olma hali olduğunu ifade etmek her halde abartı olmaz.
   Peki, Sayın Anastasiadis İsviçre Zirvesi için kendileri açısından bu felç olmama ifadesini, hangi mesajla birlikte kullandı? 
   "Biz pratikte, hem Türkiye hem uluslararası topluma mesaj vereceğiz. Çünkü ortaya konulan çabalarda başarısızlık, Kıbrıs Rum Tarafının sırtında olmayacaktır"..
    Gördünüz mü?  Yani, yalnız bir sonuca ulaşmak için İsviçre'ye gitmiyor. 
   Ayrıca, eğer bu zirvede bir başarısızlık olursa, sorumluluğun kendilerinde olmadığını dünyaya göstermek içinde hareket edeceğini planlayarak gidiyor.

Bizi neden özne kabul etsin?
   
   Toplumuna dönük yaptığı konuşmasından alıntıladığım bölüm de Sayın Anastasiadis zirvede; "Türkiye ve uluslararası kamu oyuna mesaj"vermekten  söz ettiğini yazdım.. 
  Ama, Federal Çözümün doğrudan tarafı olan kendi ile ayni adayı paylaşan, çözümü gerçekleştireceği    Kıbrıs Türk Toplumuna mesaj vermekten ise söz etmedi. 
   Kıbrıs Türk Toplumuna değer vermemesini kabul edilmez buluyorum.
   Ama buna yol açanında yine biz olduğumuzu da açıkça yazmaktan çekinmem. Ona kızmak yerine, kendimize kızıyorum...
   Çünkü, bu ülkenin Başbakanı, bu önemli zirve öncesi Cumhurbaşkanlığın'daki toplantıya "yoğun işleri nedeni " ile katılmadı. Uzman vermekte ayak sürçtü.
   Ama Sayın Akıncı, TC Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'la tam  bir buçuk saat görüştü. 
   Türkiye'den süreç içinde uzman desteği aldığı ise açıktır.
    Ama, UBP- DP Hükümetinin bu çözüm sürecine sıcak bakmadığı da bir sır değildir. 
     Güneyde, bu sürece DİKO , EDEK ve diğer anti- federasyoncu partilerin de sıcak bakmadığı da ayni şekilde bir sır değildir. 
   Ama tümü Başkanlık Sarayın'da İsviçre için Sayın Anastasiadis'in başkanlığında yapılan "Ulusal Konsey" Toplantısına katıldı.
    Hal böyle olunca elbette ki Sayın Anastasiadis  mesaj verecekleri arasında Kıbrıs Türk Toplumunu saymaz. 
    Çünkü bu tavırlarla, sürece karşı olanların veya destekleyenlerin, sonuç itibarı ile Türkiye'nin oluşabilecek bir çözüm planını desteklemesi ile etkisinin önemli olmayacağını hali ile düşünür. 
   Bu yüzden Kıbrıs  Türk Toplumunun özne olduğu olgusuna fazla yer ve ağırlık vermek istemez.
   Kısacası, UBP Genel Başkanı ve Başbakan Sayın Özgürgün;  "endişesi" olsa dahi, Sayın Anastasiadis'in, " endişelerimiz nedeni ile felç olmamalıyız" sözünde saklı olan toplumsal demokratik birlik ve cesaret ile ortak sorumluluk dinamiğine uygun davranmadı.
    İsviçre zirvesinden olumlu bir sonuç çıkması en önemli beklenti ve temennimizdir. Ancak ne sonuç çıkarsa çıksın. 
    İster olumlu, isterse olumsuz. Başbakan'nın zirve öncesi, o toplantıya katılmaması, çıkacak olan sonucun toplumsal ortak akılla ele alınması zeminini yaraladı.
   Kendi elimizle daha şimdiden, çıkacak olan olumlu veya olumsuz sonuca dönük kendi toplumsal ortak aklımız yerine, üretilecek her politikanın, Türkiye önermesi ile oluştuğu anlayışına bir çivi daha çakıldı.
    Bu durum, Kıbrıs sorunun çözüm süreci ile ilgili yıllardır süren kaos ve karmaşanın çok eski, ama yeni tipik bir örneğidir.
YORUM EKLE