Acaba hangi çözüm seçeneği korkunçtur?

1878’den sonra Rumların bize sürekli düşmanca davranması, 1955-1957, 1963-74 dönemlerinde toplu silahlı saldırılarla bizi katletmeye kalkışması, taksimin değil, aksine birleşmenin korkunç olacağının kanıtıdır.
    Yaşanan acı deneyimlere rağmen, Rum tarafının hala daha bizimle işbirliği yapmaya yanaşmaması ve müzakerelerde eşitliğe dayanan çözümü kabul etmemesi, federal çatı altında birleşmemizin yeni acılara zemin hazırlayacağını gösterir.
 Dayanaksız ve haksız Türkiye fobisi nedeniyle, her koşulda Rum çoğunlukla federasyon çatısı altında birleşmenin kurtuluş olduğunu savunanların, mutlaka 1960-63 döneminde yaşanan çok ciddi sıkıntıları dikkate almaları gerektiği görüşündeyim.
Rum ile birleşmememiz ve ayrılığın kökleşmesi durumunda yok olacağımız görüşlerinin, yanlış ve ideolojik saplantılardan kaynaklandığı görüşündeyim.
Atalarımız anavatandan gelen Türkler olduğuna göre, Türkiye ile birleştiğimiz takdirde yok olacağımız görüşü dayanaksız, mantıksız, hatta komik değil mi?
 1571-1878 yılları arasında anavatana bağlı olduğumuz dönemde, kimliğimiz ve varlığımız tehlike altında mıydı?
Anavatanın koparıldığımız ve koruması altında olmadığımız 1978-74 döneminde, Kıbrıs Türk halkının yaşam koşulları ve durumu şimdikinden daha iyi miydi? 
Dili, dini, milleti, gelenek ve göreneği farklı olan, mümkün olsaydı nefes almamızı bile engelleyebilecek Rum ile birleşmemiz durumunda, kimliğimizi ve varlığımızı nasıl koruyabileceğiz?
Taksimin kökleşmesi mi? Yoksa aşırı milliyetçi ve dindar Rum çoğunlukla birleşmek mi yok olmamıza sebep olacak?
Rum ile birleşmeyi kurtuluş, anavatan ile birleşmeyi korkunç göstermenin, kabul edilebilir mantıklı gerekçesi var mı?
KC olduğunu ileri süren Rum yönetiminin anayasaya aykırı olarak halen Leymosun’da yaşayan Türklere ana dillerinde öğrenim hakkı tanımaması gerçeğine rağmen, varlığımızı sürdürebilmemiz için birleşmemizin kaçınılmaz olduğu hangi gerekçelerle savunuluyor?
Köken bakımından farklı olmasına karşın, Rumların Yunanistan’ı anavatan kabul etmesi, yeni neslin Rum ve Ortodoks ilkelerine bağlı yetiştirmek amacı ile güneydeki eğitimin Kilisenin güdümünde olması, birleşmenin varlığımızı risk altına sokacağını göstermiyor mu?
Yunanistan eski başbakanı Simitis’in Rum yönetiminin Avrupa Birliğine alınması sayesinde ENOSİS’i gerçekleştirdiklerini açıklaması, Rum’la birleşmenin korkunç olacağının kanıtı değil mi?
Rum yönetimi meclisinde oybirliği ile alınan ENOSİS kararının tüm uyarılara rağmen iptal dilmemesi, taksimin kökleşmesinin değil birleşmenin felaket olacağını göstermiyor mu?
Yaklaşık yarım asırdan beri sürdürülen müzakerelerde eşit ortaklıkta bir çözüm bulunamamasına rağmen, sırf taksim olmasın diye, hala daha Rum’u bizimle birleşmeye razı etmeye çalışmamızın mantıklı bir gerekçesi olabilir mi?
1878’den günümüze ENOSİS idealinden zerre kadar sapmayan, bizi düşman ve rakip gören, anlaşmalarda attığı imzaya sadık kalmayan Rum’un, olası çözümden sonra farklı bir tutum benimseyeceğini ve bize dostça davranabileceğini kabul etmek saflık olmaz mı?
Anavatan ile birleşen Hataylıların varlığı ortadan kalktı mı? Kimliklerini, geleneklerini kaybettiler mi? Kendi halkının çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan basiretli ve büyük devlet adamı Tayfur Sökmen eğer Hatay’ı anavatanla birleştirmeseydi, Hataylı Türkler; B.Trakya, Kerkük, Musul ,Halep’te yaşayan soydaşlarımızın kaderini paylaşmayacak mıydı.? 

YORUM EKLE
YORUMLAR
HULUSİ ŞENEL
HULUSİ ŞENEL - 6 ay Önce

Sevgili dost, Yazınızı zevkle okudum. Yazdığın gibi 1955-74 yılları arasında yaşanan Rum katliamlarını unutan yandaşlara karşı mücadelene devam et lütfen. Türkiye halkı Kıbrıslı soydaşlarının her zaman yanındadır.
İzmir'den selamlar.
E.Gazeteci
hulusisenel@yahoo.com

banner456

banner459

banner455

banner460