AKP-MHP ortaklığında  Kıbrıs’ta masaya oturulamaz

 Erdoğan dış politikada ne yapacak?
 
Bazı gözlemcilere göre, yerini beş yıl süre ile güvenceye alan AKP lideri batı ile ilişkilerini düzeltme yoluna girecek.
 
Benim düşüncem ise bunun tam tersinin olacağıdır.
 
Batı ile ilişkiler daha da kötüleşecek, kopma noktasına gelecek, hatta bazı yerlerde kopacak.
 
Bir defa AKP seçmeninin batı ile düzgün ilişki kurulması gibi bir talebi yok.
 
Erdoğan’ın kişiliği ve inançları da batı dostu değil.
 
O, dindar ve kindar bir kişidir. Unutmaz, affetmez ve fikir değiştirmez.
 
Batının onu sevmediğini, onu hor gördüğünü biliyor, o da Hristiyan batıyı sevmiyor.
 
Darbe girişiminden sonra birçok batı ülkesinin ona geçmiş olsun demekte geç kaldığını, birçok liderin de - açıkça söylemese de - darbe başarılı olsa memnun kalacağını unutmadı.
 
Erdoğan; ABD, Almanya ve Yunanistan gibi müttefik ülkelerin, ele geçirip cezalandırmak istediği “Fetöcü”leri iade etmemekte ısrarcı olduğunu da affetmez.
 
Zaten, seçim kampanyasının son günlerinde Avrupa Birliği Bakanlığı’nı ortadan kaldıracağını söyleyerek yöneleceği istikametin ne olduğu konusunda açık bir işaret verdi.
 
ABD ile ilişkilerde sürtüşme ve soğuma devam edecek.
 
Bunun işaretleri de Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ile Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’dan geldi. 
 
Zeybekci, hükûmetin Amerika’nın ilan ettiği İran’dan petrol alma yasağına uymayacağını söyledi.
 
Kalın “İran'la ilişkilerimizi riske edecek angajmana girmeyiz” diyerek Zeybekci’yi teyit etti.
 
Rusya’dan alınacak S-400 füze anlaşmasından da “dönüş” olmayacakmış.
 
Erdoğan’ın, batının kendisi hakkında ne düşündüğünü umursadığını sanmıyorum. “Batı konuşur ama bir şey yapamaz,” diye düşünüyordur. Sanısı, batının Türkiye’ye olan ihtiyacının, Türkiye’nin batıya olan ihtiyacından büyük olduğudur.
 
Öyle görünüyor ki Türkiye, batıdan uzaklaşırken Rusya ve İran’a daha fazla yakınlaşacak.
 
Bir yorumcunun sözleri ile Erdoğan “oyun yüzde 53’ünü, gücün yüzde 100’e yakınını” yakaladı, ama bu MHP’nin desteği ile oldu.
 
Artık onu Bahçeli ile AKP’yi de MHP ile ortak saymak yanlış sayılmaz.
 
Bu ortaklık Erdoğan’ı, özellikle dış politikada daha katı ve aşırı yapacaktır.
 
Bahçeli için uç milliyetçi amaçlar demokrasiden, insan ve azınlık haklarından, hatta ülkenin çıkarlarından önce gelir.
 
Onun ABD, NATO ve AB konusundaki düşünceleri Erdoğan’ınkilerden de aşırıdır. Bu, bir gözlemcinin sözleri ile Türkiye’nin “daha şoven, daha bükülmez ve daha saldırgan” olması anlamına gelecektir.
 
Ortağı MHP olan bir Erdoğan’ın, Kürt sorununu barışçı yollardan çözmeye yönelik politikalarına geri dönmesi de imkânsızdır. Bu, Suriye ve Irak’ta savaşa devam demektir.
 
Eşit derecede imkânsız olan bir şey, Kıbrıs’ta Rumlarla uzlaşıdır.
 
Bahçeli, adada toprak tavizine, garanti anlaşmasının iptaline ve Türk askerinin adayı terkine, ölümüne karşıdır.
 
Rumlar için hayati olan bu üç konuda onları tatmin etmeden masada uzlaşı sağlanamaz. Eğer yeni hükûmete MHP’nin görüşleri hâkim olacaksa, masaya geri dönmek bile abes olur.
 
Başka herhangi bir demokraside Erdoğan’ın seçimlerde elde ettiği güç, istikrar ve huzur anlamına gelirdi.
 
Türkiye’de ise belirsizlik ve huzursuzluk anlamına geliyor.
 
Bu, Türkiye’yi nasıl bir “demokrasi” yapıyor, artık siz karar verin.
 
 

YORUM EKLE