banner564

AKP’nin ‘’özgürlükçü ve demokratik yeni anayasa’’ masalı

Yeni yasama yılının 1 Ekim’deki açılışında gerek Cumhurbaşkanı gerekse Meclis Başkanı ‘’yeni anayasa’’ konusunu önümüzdeki dönemde siyasî iktidarın ana gündem maddesi olarak ortaya koydular.  Elbette bunu Erdoğan-Bahçeli ikilisinin diğer ana gündem maddesi olan, 2018 yılında -Adalet Bakanının deyişiyle- ‘’Sayın Cumhurbaşkanımızı tekrar seçtirmemiz için bir seçim düzenlemek’’le bağlantılı olarak düşünmemiz gerekiyor.  

Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni yasama yılının açılışında Türkiye’nin 12 Eylül darbesinin izlerini taşıyan yürürlükteki ‘’ayıplı’’ Anayasadan kurtulması ve ‘’yeni, demokratik, katılımcı, özgürlükçü ve sivil bir anayasa’’ yapması için şartların oluştuğunu söylemiş. Bu arada, ‘’Türkiye yüzyılı’’na yakışan yeni ve sivil bir anayasa girişimine katılmayı muhalefet için ‘’gerçek bir samimiyet sınavı’’ olarak gördüğünü belirtmeyi de ihmal etmemiş.

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş da açılış konuşmasında aynı yönde bir dileğini -veya AKP-MHP iktidarının niyetini- dile getirmiş. Kurtulmuş’a göre de ‘’darbe döneminin izlerini taşıyan anayasal çerçeveyi milletin katılımı ile yenilemek’’ ve böylece   ‘’Türkiye’nin 150 yıllık anayasacılık birikimini özgürlükçü bir metin üzerinde uzlaşarak taçlandırmak’’  zorundaymışız.

Şimdi, en başta şunu belirtmek gerekiyor: Cumhurbaşkanının yeni anayasa konusunda muhalefet için öngördüğü samimiyet sınavı asıl kendisi ve partisi için söz konusu olmak gerekir.

Malum, iktidardaki enformel koalisyonun ana ortağı AKP aşağı yukarı son 13-14 yıldır aynı şeyi söylüyor: ‘’Özgürlükçü, sivil ve demokratik bir anayasa yapmak istiyoruz.’’

Ne var ki, bu dönem aynı zamanda AKP’nin Türkiye toplumuna reva gördüğü siyasî rejimin baştaki yarı-otoriterlikten gitgide tam otoriterliğe doğru evrildiği bir dönem oldu. AKP bu arada 2015 yılındaki başarısız darbe girişimini de rejimi otoriterlik yönünde dönüştürmek için bir bahane olarak kullandı; darbe girişiminin ardından ilan ettiği ‘’olağanüstü hal’’i Anayasaya aykırı olarak gerelksiz yere uzun tutarak yurttaş özgürlüklerini ve diğer hak güvencelerini askıya aldı ve yargı dahil olmak üzere devleti baştanbaşa partizan kadrolarla doldurdu.

Bu dönemde hükümeti eleştirmek, ona sözle muhalefet etmek bile suç haline getirildi. Nitekim, sırf iktidarın hoşlanmadığı görüşler beyan ettikleri ve başta Cumhurbaşkanı olmak üzere iktidar mensuplarını eleştirdikleri için binlerce insan hakkında ceza soruşturması başlatıldı ve çoğu hapse mahkum edildi. Radyo-Tv’ler, gazeteler ve sosyal medyanın ülkede olup bitenler hakkında kamuyu aydınlatmalarına izin verilmedi; medyaya sansür getirildi, pek çok haber kaynağına erişim yasağı getirildi, gazeteciler tutuklanıp hapse atıldı.  Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere AKP erkânına ‘’gözünün üstünde kaşın var’’ demenin suç teşkil ettiği bir dönemden söz ediyoruz.

Esas olarak sıradan bir kamu düzeni meselesi, polisiye bir olay olan 2013 Gezi olaylarını AKP iktidarı ‘’hükümeti devirme’’ girişimi olarak niteleyerek çok sayıda kişiyi nahak yere cezai takibata maruz bıraktı ve/veya hapse attı. Bu arada iş insanı ve sivil aktivist Osman Kavala sözde bu darbe girişiminin planlayıcısı ve finansörü olduğu için, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen yıllardır demir parmaklıklar ardında esir tutulmaktadır.

Son iki yıldır anamuhalefet partisi bile fiilen muhalefet edemez hale getirildi; CHP etkisizleştirildi, Yeni Parti de işlevsizleştirilip çökertilmeye çalışılıyor. CHP-Yeni Parti’li belediye başkanlarının çoğu hapse atılmak veya AKP’ye geçmek ikilemine mahkum ediliyor, muhalefet belediyeleri ya kayyım atamak yoluyla iktidarın kontrolü altına alınıyor ya da doğrudan doğruya AKP’ye geçmeleri sağlanıyor. Başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere, bir kısmı büyükşehir belediye başkanı olman ana muhalefete mensup çok sayıda belediye başkanı bugün hapistedir. Ve ana muhalefeti sindirme ve çökertme amaçlı bu süreç günden güne kapsamı genişletilerek halen devam ettirilmektedir. 

Öte yandan, belki daha da anlamlı olarak, yaklaşık 15 yıldır ‘’sivil, demokratik yeni anayasa’’ teranesini dillerinden düşürmeyen AKP erkânı bu iddialarını gerçekleştirmek için sahip oldukları 2017 Anayasa değişikliği fırsatını da tam tersi amaçla kullandı ve sonuçta Türkiye’yi frensiz, denge-denetimsiz, haksız-hukuksuz bir tek adam rejimine kilitledi.

Şimdi, bir kere daha ama mecburen çok özet bir şekilde kayda geçirdiğim bütün bu hukuk ve demokrasi skandallarından sonra, AKP’nin ‘’özgürlükçü, sivil ve demokratik anayasa’’ masalına  inanmak için insanın zekâ özürlü veya zırcahil olması gerekiyor.

Ben almayayım. 

YORUM EKLE

banner582

banner608

banner628

banner474