AMİRAL GEMİSİYDİ, SALTANAT KAYIĞI OLDU

 Demek Uğur Gürses ve Mahfi Eğilmez’den de kurtuldunuz, çocuklar.

 
Güngör Uras’ın da hastalık, kalemini elinden düşürdü.
 
Geriye kim kaldı?
 
Ses telleri alınmış bağırmaya çalışan birkaç meslektaş.
 
Onların da sonu yakındır, “Karanlık Taraf”a geçmezlerse.
 
Gürses yazısı basılmadığı için Hürriyet’ten istifa etmek zorunda kaldı.
 
Eğilmez ise ayrılması istendiği için NTV’den gitti.
 
Hürriyet Amiral Gemisi idi, sahip değiştirdi Saltanat Kayığı oldu.
 
NTV  ... O çoktan beri saltanat kayığı idi – kayıkçığı daha doğrusu.
 
Basın yönetenlerin değil, yönetilenlerin hizmetinde olan bir kurumdur.
 
Bu tariften yola çıkacak olursak birkaç yayın organı dışında Türkiye’de basın kalmadı.
 
Gazete diye ele alınan şeylerin birkaçı hariç, hepsi iktidarın propaganda organıdır.
 
Ama gazete kalmadı diye tarihin yürüyüşü durmaz.
 
Eğilmez, Gürses, Uras, ben veya başka biri “ekonomik kriz geliyor,” diye uyarsa da uyarmasa da ekonomik kriz gelmeyecek mi? Ya da insider trading* suçtur demesek insider trading sevap mı olacak?
 
Kapalı kapılar arkasında veya önünde, fısıltıyla veya yüksek sesle yapılan konuşmalar, alınan ve verilen paralar, yapılan pazarlıklar, ihalesiz dağıtılan kontratlar, altınlar ve mücevherler, bol sıfırlı çekler, insider trading, haksızlık... Haklarında yazılsa da yazılmasa da oluyor.
 
İktidarın basını denetim altına almasının iki amacı var: Birinci amaç gerçekten ne olup bittiğini kamuoyundan saklamaktır. İkinci amaç – ki birincisinden de önemlidir – yazılanların  iktidarın uydurduğu senaryoya uydurulmasıdır.
 
Şöyle:
 
Faizler iktidarın sakat ekonomik politikalarının sonucu olarak yükseliyor, TL aynı nedenlerle değer kaybediyor.
 
Ama bu böyle yazılmamalıdır. 
 
Suç “faiz lobisine,” atılmalı, nefret “Türkiye’nin devleşmesini istemeyen” dış güçlerin entrikalarına yönlendirilmelidir.
 
 
İktidara göre, basının işlevi kamuoyuna gerçeğin yerine alternatif bir “gerçek” sunmaktır.
 
İşler kötü gidiyor, başkanlık sistemine geçiş durumu iyileştireceğine kötüleştirecek. Ama halk, Türkiye’nin beş yıl içinde dünyanın en büyük on devletinden biri olacağına inandırılmalıdır.
 
Kabul etmek lazım ki bu uyutmaca, seçim sonuçlarından da görüldüğü gibi, başarılı sonuç veriyor.
 
Sadece AKP’nin sadık kulları değil, halkın büyük bir çoğunluğu gerçek olmayan gerçeklere inanıyor.
 
Bütün tek adam rejimlerinde medya politikası aynıdır. Tek adamlığa özenilen yerlerde de – Polonya, Macaristan, hatta büyük yalancı Trump’ın Amerikası’nda.
 
Diktatörlüğe giden yol, hür basın mezarlığından geçer.
 
Havuz medyası denen, Erdoğan’ın kulu haline gelen Türkiye medyası, halkın içinde uyutulduğu beşiktir.
 
Dandini dandini dastana
Gazeteciler girmiş bostana
Kov bostancı gazeteciyi
Yemesin lahanayı
 *Farz edin ki bir hisse senedinin fiyatını yükseltecek veya düşürecek halktan gizli bir bilgiye sahipsiniz. Örneğin, şirket önemli bir kâr açıklayacak veya iflâsını ilân edecektir. Bu bilgileri kullanarak kendi çıkarınız için hisse senedi alır veya satarsanız insider trading yani "içeriden bilgi" ile alış veya satış yapmış olursunuz. Bu birçok ülkede suçtur. 

YORUM EKLE