Diyalog Gazetesi
2019-12-15 03:40:24

‘Barış’ diyerek barışı bozmaya çalışmak

Dr. Orhan AYDENİZ

15 Aralık 2019, 03:40

Normalde insanların barışı istememesi, barışa karşı olması mümkün değildir. Çünkü barış olan yerde dostluk başlar, olumsuzluklar ortadan kalkar, böylece uluslar, toplumlar ve insanlar daha iyi koşullarda yaşama olanağına kavuşur.

Zaten barış mutluluğun kaynağı olup, insanların huzur ve güven içinde yaşamasına ve ekonomik refaha kavuşmasına zemin hazırlar.
Öte yandan çatışma ve savaşlar insanlar için acı, gözyaşı, yıkım ve medeniyet bakımından da geriye gidişe sebep olur.
Savaşlar bugüne dek, ne acıları sona erdirmiş, ne de mutlulukları artırmıştır; aksine acıları ve mutsuzlukları daha da derinleştirmiştir.
Savaşlardan sonra ulusların barış yapmaması durumunda; ekonomik bakımdan gelişmesi, refaha kavuşması, güven ve huzur içinde yaşaması mümkün olamaz.
Modern çağımızda toplumlar ve uluslar, artık üstünlük yarışını savaşlarla değil, bilim ve teknoloji yolu ile sürdürmelidir. 
Aslında, önyargıları, millet, din, maddi çıkar, medeniyet farklılıklarını bir yana bırakmamız, samimi işbirliği içinde yan yana yaşamamız, çatışma ve savaştan kaçınmamız hepimizin yararınadır.
Anavatanımızın sınırları dışında kaldığımız 1878’den sonra, ülkemizde sık sık meydana gelen toplumlar arası çatışmalar, Türkiye’nin 1974’te adaya müdahalesi sayesinde sona erdi; ülkemiz en uzun süreli barışa kavuşturuldu. Ayrıca iki kesimliliğin oluşturulması sayesinde, toplumlararası savaş riski köklü bir şekilde ortadan kalkmıştır.
Türkiye adada barışı sağlamasaydı, can ve mal korkusu olmadan yaşamamız ve yollarda, sokaklarda korkusuzca seyahat etmemiz mümkün olmayacaktı. 
Rum, destekçileri ve içimizdeki yolunu şaşırtmışlar, sırf anavatanı adadan uzaklaştırmak ve Türkleri de Rum çoğunluk içinde yok etmek amacı ile barışın bozulacağının bilinmesine rağmen, iki halkı yeniden birleştirmek çabasındadır. 
Kıbrıs Türk halkı olarak geçmişte bize çektirilen büyük acılara rağmen, Rum komşularımıza karşı kin ve nefret duyguları taşımamaktayız; aksine onlarla işbirliği ve barış içinde dostça yaşamak istemekteyiz. Barikatların açılması ile bu tutumumuz kanıtlanmıştır.
Ancak Rum tarafı; Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınması, AB üyesi olması, AB, ABD, BM Güvenlik Konseyi üyeleri tarafından kayıtsız şartsız desteklenmesi, ayrıca KKTC’de bazı siyasilerin, basın yayın kuruluşlarının ve entellerin Rum ulusal tezlerini savunması nedeniyle, KKTC’nin içerden çökertilip teslim olacağını ummaktadır. Bu nedenle adanın tümünü ele geçirmek idealinden vazgeçmedi. Üstelik bu niyetini gizlemek gereği bile duymuyor. 
KKTC’de ise bazı kişiler de, birleşmememiz durumunda anavatanın etkisi altında yaşayacağımızı, zamanla Türkleşeceğimizi (sanki Türk değilmişiz gibi) ve Kıbrıslılık kimliğimizi kaybedeceğimizi ileri sürerler. Bu nedenle her koşulda Rum’la birleşmeyi savunurlar. 
Ancak bizimle dili dini, milleti farklı olan üstelik düşman gören Rum’la birleşmemizi savunan, öte yandan da parçası olduğumuz anavatanla birleşmeyi kötüleyenlerin iyi niyetli olmadığı, üstelik çelişki içinde ve acınacak durumda oldukları aşikardır.
Kısaca belirtmek gerekirse, Rum’a teslim olmamızı barış gösterenler, aslında bindikleri dalı kesmeye çalışmaları, Türk halkını geçmişin karanlık dönemine götürmek çabaları yanında, hizmet ettiklerini zannettikleri karşı tarafa da zarar vermektedir.
Halen Türkiye sayesinde her iki halk da barış içinde yaşamaktadır. Yan yana barış içinde yaşayan iki halkın birleştirilmesi, barışın bozulmasına sebep olacak. İhtiyacımız olan barışın bozulmasına sebep olmayacak, barışı kalıcılaştıracak bir çözümdür. 

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.