ABD’nin en önemli ve devletle “iltisaklı” petrol şirketi olan EXXON Mobil’in iştiraki olan ESSO Exploration ile Türkiye Enerji Bakanlığı bir antlaşma imzaladı. Bu antlaşma Doğu Akdeniz, Karadeniz ve karşılıklı olarak kararlaştırılacak diğer potansiyel uluslararası alanlarda petrol arama ve çıkarılması çalışmalarını kapsıyor. Türkiye kısa süre önce de önemli bir başka Petrol devi olan Fransız TOTAL ile 10 yıllık bir doğal gaz antlaşması imzaladı. Bu şirketler, Kıbrıs Türk Toplumunun yok sayılarak, Güneyin tek taraflı adımlarla, petrol çıkması için anlaştığı şirketlerdir. Şimdi de aynı alanlarla ilgili bu şirketler, Türkiye ile Antlaşma imzalıyorlar. Her iki antlaşmada da “herkes var” ama olmayan tek unsur, Kıbrıs Türk Toplumudur. Hatırlarız, TOTAL ve ENI şirketleri sondaja başladığında, karşılıklı NAVTEX ilanları ile gerilimler artmıştı. Türk Deniz Kuvvetleri, Fransız, ABD, İsrail, Mısır, Yunanistan Donanmaları gövde gösterisi gibi askeri tatbikatlar yapmıştı. Sonra ABD şirketi EXXON Mobil; 5. Parselde sondaj yapmaya başladı. O sondaj platformuna helikopterle giden ABD’nin Kıbrıs Büyükelçisi ve “Kıbrıs Cumhuriyeti Petrol Bakanı” basın toplantısı yaparak elde edilen sondaj verilerini açıklamıştı. Yani ABD Devleti, ‘biz işin içindeyiz, herkes otursun oturduğu yerde’ mesajı vermişti. Şimdi Türkiye’de EXXON Mobil’in iştiraki ile Doğu Akdeniz için antlaşma yapıyor. Güneyin bağnazları, devlerin adamıza yerleşmesine ve Kıbrıs’ın İki Toplumunun da adanın kiracısı haline dönmesine yol açıyorlar.
Bu gelişmeleri Kuzeyin bağnazları da görmelidir. Çünkü bu büyük petrol şirketleri, Kıbrıs’ın İki Toplumunun ve Türkiye ile Yunanistan’ın arasındaki gerilimin; bu ciddi ekonomik gelişmeye zarar vereceğinin bilincindirler. Bu nedenle bir birleri ile teması olmayan “Kıbrıs Cumhuriyeti” ile Türkiye’nin ve iki NATO üyesi ülkenin gerilim içinde olmasının da sağlıklı olmadığını bilirler. Bundan ötürü bu gerilimin aşılmasını gündemde tutuyorlar. Burada soru şudur. Kıbrıs Türk Toplumu bu işin neresinde olacaktır? Bu süreci, Garantör Türkiye’nin Gümrük Birliği için, KC – AB Hükümetler Arası görüşmelerine ses çıkartmamak. Ayrıca Türkiye’ye, AB Aday Üyeliği statüsü veren 1999 AB Helsinki Zirvesinde yer alan, “Kıbrıs sorunu çözülsün ya da çözülmesin, Kıbrıs’ın, AB üyesi olacağı” kararının sesiz, onaylanması deneyimi ışığında değerlendirmek gerekir. Bu nedenle tarihsel bir yeni hezimet almamak için, Kıbrıs Sorunun çözümü amacı ile BM Parametreleri temelinde, Toplumlararası görüşmelerin başlamasını sağlamalıyız. Çünkü dün, Kıbrıs Türk Toplumunu yok sayan bu adımlara itirazın yapılmamasının, çözümsüzlüğün uzamasına yol açtığını, hala yaşadığımız acılarla görüyoruz.