Serbest-piyasa iktsatçıları serbest teşebbüsün insanların ekonomik ihtiyaç ve isteklerini temin etmenin en etkin ve üretken yolu olduğunu defaatle kanıtlanmış ve belgelemişlerdir. Arz ve talebin basit ama güçlü mantığı çürütülemez; nitekim kişisel çıkarın görünmez elinin mal ve hizmetleri merkezî planlama ve kontrole ihtiyaç olmaksızın hem üretip hem de dağıtabileceğini serbest piyasayı eleştirenler bile kabul etmektedirler.
Yine de, her tarafa yayılmış olan eleştirmenleri ve muhalifleri serbest piyasa ve özel teşebbüste sinsi veya ahlâka aykırı bir şeyin var olduğuna dünyanın çoğunu ikna etmeyi başarmışlardır. Piyasanın etkinliğini kabul ettikleri zaman bile onlar serbest piyasanın adaletsiz veya tabiatı icabı sömürücü olduğunu iddia ederler. Serbest piyasanın üretken olduğunda mutabık oldukları zaman bile, onun ‘’yanlış’’ mallar -örneğin çok fazla reklam veya çok fazla lüks mallar- üretirken, eğitim gibi ‘’kamu malları’’nı yeterince üretmediğini iddia ederler.
Bu duruma göre, serbest piyasaya muhalefet ekonomik olmaktan çok daha fazla ahlâkîdir. Meselâ Marksistler kârın işçilerin ürünlerine kattıkları değerin -onlara göre, işçilerin hakkı olan değerin- bir kısmını onlardan aldığını iddia ederler. Devlet planlamasının daha az radikal savunucuları ise serbest piyasa etkili olsa da insanların ‘’gerçekten ihtiyaç duydukları’’ tıbbî bakım gibi malları üretmediğini veya serbest piyasanın eseri olan servet eşitsizliklerinin yanlış olduğunu iddia ederler.
Bir kimse insanların neleri tüketmeleri gerektiğinden veya bir işçinin kazancının ne olması gerektiğinden söz ettiğinde, bu gerekirlikler ahlâkî mülâhazalardır. Bunlar bir ekonominin nasıl işlediğiyle ilgili gerçeklere değil de amaçlar ve değerlere dayandıkları için.serbest piyasaya,yöneltilen ahlâkî saldırılardırlar, bunun için de ahlâkî argümanlarla cevaplanmaları gerekiır. Öyleyse biz de serbest piyasanın ahlâkî olup olmadığını inceleyelim.
Bu soruyu cevaplamak için önce serbest bir piyasanın tam olarak ne olduğunu sormamız gerekiyor. Bir ‘’piyasa’’nın ne olduğunu bildiğimizi varsayarsak, sorun ‘’serbest’’ kelimesi üzerinde odaklanmaktadır. Toplum bağlamında ‘’serbest’’ başkalarının zorlamasından özgür olmak demektir. Daha spesifik olarak, serbest kelimesi cebrî kısıtlamalardan kaynaklanan bir zararın yokluğu anlamına gelir. Bir kişi başkalarının keyfî müdahalesi olmadan istediği mal veya hizmeti satin alabiliyor, üretebiliyor ve satabiliyorsa serbesttir veya özgürdür. Piyasada işlem yapan bütün bireyler bu şekilde özgür iseler, piyasa da serbest veya özgürdür.
Bir piyasa ekonomisinde iktisadî işlemler gönüllüdür. Kararlaştırılmış bir yönteme göre üretmeye veya dikte edilmiş bir fiyattan veya dikte edilmiş bir miktarda alışveriş (ticaret) yapmaya yahut siyasî olarak kararlaştırılan ‘’iyi işler’’i finanse etmek için kazandıklarından veya kârlarından vaz geçmeye insanların zorlanmaları ölçüsünde piyasa serbset değildir.
Serbest piyasaya karşı olanlar sık sık piyasadan kaynaklanan servet eşitsizliklerini de eleştirirler. Onların genellikle mutabık olacakları bir ilke insanın ahlâkî eşitliği, yani bütün insanların insan hakları bakımından eşit olduklarıdır. Ahlâkî eşitlik hiç kimsenin ahlâkî olarak başkalarından üstün olduğunu iddia edemeyeceğini ve kendi inanç, değer ve isteklerini başka birine dayatamayacağını ima eder. Bir kişi herhangi bir başkasıylabu bakımdan eşit konumdadır.
Bu demektir ki, bir kişi belirli malların üretilmesi ‘’gerektiği’’ne inanıyorsa, onun başka birini kendi kişisel inancına uymaya zorlamak için hiç bir ahlâkî hakkı yoktur. Her bir kişinin kendi benzersiz kişiliği ve kendi ihtiyaç ve istekleri vardır; ahlâkî eşitlik te her bir kişinin nasıl yaşaması gerektiğine kendisinin karar vermesi konusunda başkalarıyla eşit hakka sahip olduğu anlamına gelir.
Öyleyse, ahlâkî eşitlikle bağdaşan temel ahlâkî prensip şudur: Hiç bir kişi kendi kişisel istek veya iradesini başka birine dayatamaz. Kişi ancak meşru müdafa için güç kullanabilir. Aksi durumda zorlamaya başvurmak ahlâkî olarak yanlıştır. Bu, insanların cebir kullanmak suretiyle başkalarına zarar vermek dışında kalan her şeyi yapma hakkına sahip oldukları demektir. Başkalarına zor uygulamayan eylemler toplumun bakış açısından ahlâkî olarak doğrudur veya en azından yanlış değildir. Örneğin, birisi sigara satıyorsa, sağlığa zararlı bir şeyi satmakla suçlanabilir, fakat onun satin alınması gönüllü olduğundan satma işi cebrî bir eylem değildir, dolayısıyla yanlış ta değildir.
Serbest piyasa tanımı icabı cebirden özgür bir piyasa olduğundan, bundan çıkan sonuç serbest piyasanın ahlâkî olduğudur; cebir olmayınca hiç bir ahlâkî yanlış yoktur. Eğer bazı insanlar malların belirli bir serbest piyasadaki tahsisinden hoşlanmazlarsa, bu konudaki kendi kanatlerini ve ahlâkî inançlarını muhafaza edebilirler, ama kendi değerlerini güç kullanarak başkalarına dayatmaya hakları yoktur. Kârın nasty veya servet eşitsizliklerinin yanlış olduğunu düşünen serbest piyasa karşıtları çoğunlukta olsalar bile, onların bu kanaatlerini başkalarına dayatmaya hakları yoktur; tıpkı başkalarını kendi dinî inançlarını beniimsemeye zorlamaya hiç bir hakları olmadığı gibi. Demek ki, serbest piyasa ahlâkî olduğu gibi, zorlama gerektiren onun dışındaki (mahiyeti icabı zorlama gerektiren) her ekonomik düzenleme de gayrı ahlâkîdir!
Bir serbest piyasada mallar ve hizmetlerin değeri insanların onların hak ettiklerine inandıkları ve ödemeye istekli oldukları değerdir. Serbest piyasa ve yalnızca serbest piyasa insanların kendi bireysel isteklerine görr hareket etmelerine iziin verir. Ahlâkî eşitlik, ekonominin ürettiği mallar üzerinde eşit hakka sahip olmak değil, başkalarının zorlamasından özgür olmak eşit hakkıdır.
Serbest ekonomiye devlet müdahalesi israfçı ve gereksiz olduğu kadar, aynı zamanda ahlâkî olarak ta yanlıştır, tıpkı özel kişilerin işledikleri hırsızlık, insan kaçırma ve tecavüzün yanlış olması gibi. Şüphesiz, piyasalar devlet müdahalesi olmadan da cebrî olabilirler. Örneğin, kölelik bir serbest piyasa kurumu değildir, çünkü köleler gönüllü işçiler değildirler. Fakat kölelik ve başka cebrî uygulamalar genellikle devletin onayına sahip olmuşlardır. Postane gibi devlet tekelleri ile ulaştırma gibi serbest rekabetten ‘’korunan’’ endüstriler zora dayanırlar; sadece etkin olmayan ve gereksiz bürokrasileri desteklemek için vergilendirilmemzi ve yüksek fiyatlar ödemeye zorlanmamız bakımından değil, aynı zamanda kendi işşimizi barışçı bir şekilde yürütme haklarımızı ihlâl etmesi bakımından da.
Serbest piyasalara karşı olan ve kendi kişisel dpktrinlerini icra etmek için devlet gücünü kullananlar, nasıl oluyorsa biz geri kalanlardan ahlâkî olarak üstünlermiş gibi, kendi görüşlerini başka herkese dayatmaktadırlar. Formun Üstü
Serbest bir ekonomi, içinde herkesin kendi değerleriyle yaşayabileceği özgür bir toplumun kurucu bir unsurudur. Özgür bir toplum ifade ve hayat tarzını seçme özgürlüklerine sahip olmasıyla aynı nedenle serbest bir piyasaya da sahiptir: İnsanlar hayatın her alanında zorlamadan özgür olma hakkına sahiptirler. Serbest piyasa karşıtları ahlâkî argümanlarında sadece hatalı değildirler; onların önerdikleri seçenekler de zora dayandıkları için doğaları gereği ahlâkâ aykırıdırlar.
Serbest piyasa lehindeki tezin sağlam bir ahlâkî zemini vardır; serbest, cebirden muaf piyasa (yegâne) ahlâkî piyasadır.
* ’’Is the Free Market Ethical?’’, The Freeman, April 1978.