Diyalog Gazetesi
2026-10-04 10:42:45

Yolsuzluğu olağanlaştıran duygu ve düşünce kombinasyonu

Mustafa ERDOĞAN

04 Ekim 2026, 10:42

 ‘’Fon krizi’’ olarak ta anılan son borsa yolsuzluğunun yüksek ihtimalle siyasî iktidara yakın kişi veya grupların manipülasyonunun eseri olması ve ortaya çıktıktan sonra hükümet tarafından ele alınma tarzı dudakları uçuklatan bir skandal manzarası gösteriyor. Bu skandal AKP-MHP’nin yozlaşmış yönetim pratiğinin zirve noktasını temsil etmektedir ve doğal olarak geniş kitlelerde derin bir öfkeye neden olmuş bulunuyor. 

Bu skandal AKP’nin iktidara gelirken vaat ettiği, ülkeyi yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklardan kurtaracağına dair yaptığı vaadin tam bir fiyaskoyla sonuçlandığını göstermesi bakımından da manidardır. Maalesef toplumumuz bugün itibariyle baş aktörü AKP olan yolsuzluk, yolsuzluk ve yasaklar okyanusunda can çekişmektedir ve bütün bunların asıl mağduru da siyasî muhalifler ile dar gelirli toplum kesimleridir.

Güncel durumu dikkate alarak yolsuzluk meselesine kısaca göz atalım. Genel olarak söylemek gerekirse, her ülkede devletin ve kamu sektörünün başta gelen yolsuzluk kaynağı olması şaşırtıcı değildir. Bu kesimde ortaya çıkan yolsuzlukları sadece siyasetçiler ve kamu görevlilerinin bireysel ahlâkî zaaflarıyla açıklamak yanıltıcıdır. Bunun etkisi inkâr edilemez, ama asıl neden yapısaldır. Başlıca iki nedenle. İlki, gücün kötüye kullanılmasının insanlar için evrensel bir eğilim olmasıdır. Devletin gücünün azameti ve rakipsizliği kötüye kullanma için en etkin ayartıcıdır.

İkincisi ise devletin genişlik veya hacmidir; devlet ne kadar fazla alana yayılırsa ve ne kadar çok kaynağa hükmederse, yozlaşma müşevvikleri o kadar çoktur. Başka bir deyişle, diğer nedenler sabit kalmak kaydıyla, devletin kontrol ettiği kaynakların büyüklüğüyle orantılı olarak yolsuzluk da o kadar kapsamlı ve yoğun olacaktır.

Siyasetçiler ile bürokratların “dürüst”, “iyi niyetli” veya “hayırhah” olmaları bunu tamamen önleyemez. Kaldı ki kamu gücü kullananların sırf kamunun iyiliği için ve dürüstçe hareket edeceklerinin de garantisi yoktur. Aslına bakılırsa, özel alanda kişiselçıkar güttükleri için “güvenilmez” olduğu düşünülen bireylerin devlet sektörüne geçince birdenbire hayırhah ve “kamusal ruh”la donanmış azizlere dönüşeceklerini ummak (‘’devletçi romantizm’’) naifçe bir beklentidir.

Türkiye’nin özel durumuna gelirsek: Yolsuzluk için az önce işaret ettiğim genel nedenler elbette Türkiye için de geçerlidir. Daha özel olarak, devlet ve kontrol ettiği kaynakların büyüklük ve çeşitliliği (kamu kesiminin büyüklük ve hacmi) bakımından liberal-demokratik ülkelerden çok sosyalist ülkelere benzemektedir. Bu anlamda Türkiye devasa bir rant kaynağı durumundadır ve Türkiye’de siyaset esas olarak bu aşırı geniş rant havuzunu kontrol etme yarışıdır. Ve tabiî bu yarışta en avantajlı olan da doğal olarak iktidar partisi veya partiler koalisyonudur.

Öte yandan, Türkiye’de önde gelen siyasî partilerin siyasî vizyonlarının sınırları devlet merkezli (merkezinde devletin öncelik ve üstünlüğü düşüncesinin yer aldığı) ideolojiyle sınırlı olduğundan, devletin temel yapısını ve halihazırdaki hiyerarşik devlet toplum ilişkisini değiştirme amaçlı sahici bir siyaset yapma imkânı bulunmadığından, onlar için geriye kalan esas manevra alanı kamusal rantların partizan dağıtımıdır.

Şimdi, yolsuzluk elbette AKP iktidarı döneminde ortaya çıkmış değildir, ama sanırım yaygınlığı ve kesintisiz bir şekilde uzun süre devam etmesi bakımından çok partili siyasete geçilmesinden bu yana en yüksek seviyeye muhtemelen bu dönemde ulaşmıştır. Bunun yukarıdan beri anlattıklarımdan başka, AKP’nin/AKP’lilerin dünya görüşüyle ve bu tabanın yakın geçmişte yaşadığı tecrübeyle ilgili nedenleri de vardır.

Dünya görüşüyle ilgili neden derken kastettiğim, AKP’lilerin ‘’hakikat’’i temsil ettikleri için kendileri gibi düşünmeyen ve yaşamayanlar karşısında kendilerini üstün görmeleridir. AKP’lilerde bu psikolojinin yarattığı doğru veya kutsal amaç için çalıştıkları konusundaki kendine-güven ve yanılmazlık algısının derinliği inanılmazdır. Bu onları, genel bir eğilim olarak, kamusal kaynaklar üzerinde istedikleri şekilde tasarrufta bulunabilecekleri konusunda pervasız yapmaktadır. Onun için bize usulsüzlük, yanlışlık veya ahlaksızlık olarak görünen şey onlara öyle görünmemektedir.

Öte yandan, AKP’nin sadece tabanının değil yönetici elitlerinin de 2002 öncesinde, hatta 2007-2008’lere kadar maalesef yaşamış oldukları sosyo-ekonomik ve politik olarak dışlanma ve yoksunluk ile dünya görüşü ve hayat tarzı itibariyle aşağılanmışlığın onlarda yarattığı öfke ve hınç duygusu yanında güç ve zenginlik açlığını da yabana atmamak lazım. Bu açıdan bakıldığında, kimi AKP’lilerin bize yolsuzluk olarak görünen bazı tutum ve davranışlarının onlar tarafından bir tür telâfi, tazmin, hatta tecziye olarak görüldüğü tahmin edilebilir.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.