Kıbrıs sorunun çözüm dinamiğinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs ziyareti ile olumlu bir ortam doğdu. Bu nedenle Kıbrıs Rum ve Türk Toplumlarının içinde çözüm karşıtları hareketlendi. Güneyde, Kıbrıs Türk Toplumunun üzerindeki izolasyonu daha da koyulaştırmayı meziyet sayanlar hareketlendi. Konserlerden tutun, Barselona Spor Kulübü’nün altyapı kurumunun, Lefkoşa’da kamp yapmasının engellenmesi girişimini yapmayı “ulusal en önemli görev” haline döndürdüler.
Çünkü bunların esas niyeti, BMGS 5+1 Konferans Çağrısı yapmasını engellemektir. Zira BMGS İki Lidere, “ev ödevi” verdi. Bu ödevi yani, GYÖ dahi yapamayanların ve görüşme metodolojisinde yakınlaşma sağlayamayanların odakta yer alacağı bir konferansı çağırmanın fuzuli olduğunu gördü. Bu nedenle güneyin bağnazları, kuzeyin bağnazlarının üzerine oynamaya başladılar. Arka arkaya gelen ortamı bulandırma adımlarına, izolasyonları koyulaştırma niyetleri ile devam ediyorlar. Şimdi de bunlara ELAM’ın, Kuzey Kıbrıs’taki üniversitelerin DAÜ, Lefke ve YDÜ’nün QS Top Universities; yani Dünya Üniversiteler sıralamasından çıkartılmaları için Dışişleri ve Eğitim Bakanlıklarını göreve çağırmaları eklendi. Bunlara şunu hatırlatalım.
Böyle izolasyonlarla ya da onları koyulaştırmak niyetleri ile kimseyi, kuzeyde ortak çözüm arayışından ya da barış siyasetinden uzaklaştıramazsınız. Çünkü bu yaptıklarınızı kuzeyde; yalnızca statükonun devam etmesini isteyenler satın alır. Ancak bunlara da bir şey söylemek gerekir. Bu izolasyon siyasetinin pek çok ülkeyi, güçlüler karşında boyun eğer bir hale getirmediğini zaten yaşıyoruz. Aklı dar milliyetçilikle durgunlaşanlar, herhalde unuttular. Hatırlatalım. Kuzeyin politika yapımcılarının hatalarını kullanarak meşhur, ABAD kararlarını, 1995 itibarı ile kuzeyin ekonomisini çökertecekler ümidi ile çıkarttılar. Bayram yaptılar. Sorunlara karşın kuzeyde ekonomi gelişerek var oldu.
24 Nisan 2004 Referandumundan sonra, görüşmeleri yeniden başlatmak için BMGS Yardımcısı olan Sayın Kieran Prendergast Kıbrıs’a gelmişti. Akritas Planı’nın yazarlarından biri olan Sayın Papadopulos’un görüşmelerin yeniden başlaması için Sayın Prendergast ile bize ilettiği koşul şu idi. ‘1974’ten sonra yapılan bir kümes dahi, yıkılacak.’ Bu tabi ki olmadı. Sonra Sayın Hıristofyas’ın seçilmesi ile başlayan yeni süreçlerle, Crans Montana’ya geldik. Orada da görüşmeleri çökerttiler. Ne oldu? Çözümsüzlük şartlarında, kapitalizmin dinamikleri işledi ve bırakın kümesi, kuzeyde inşaat patlaması yaşandı. Papadopulos’un, 1974 sonrası yapılan bir kümes olsa dahi yıkılacak talebi yerine, yaşamın dinamiğinde; bu kez Taşınmaz Mal Komisyonu’nun AİHM tarafından iç hukuk yolu olarak kabulü gerçekleşti. Şimdi,
“1974 sonrası yapılan bir, kümes dahi yıkılmalıdır” diyenler, herhalde bugün, bir parmaklarını ısırdıklarında yalnız ellerinin değil ama ayaklarının da parmakları acır. Bu acıyı da ne Avrupa Tutuklama emirleri ne de insanlar üzerinde yarattıkları korkunun merhemi giderir.
Bu nedenle bu kafalara bir şey hatırlatmak gerekir. Unutmayın, “Stratejik Ortağınız ABD”, yaptığı tüm izolasyon politikalarına karşın; İran, Küba, Filistin halkını yaşadıkları acılara karşı teslim alamadı. Şimdi Kanada’yı, Çin’i, AB ülkelerini gümrük tarifeleri ile hizaya getirme noktasına da ulaşamadı. Kıbrıs Türk Halkı; ne adanın bütünündeki haklarından, ne toplumsal siyasi eşitlik temelinde ortak yurdundaki ortak çözüm çabasından; yani adanın toprak bütünlüğü temelinde siyasi eşitliğe ve BM Parametrelerine dayanan karşılıklı kabul edilecek bir antlaşma arayışından vazgeçer. Bizi, aynı ana dili konuştuklarımız bu değerlerden vazgeçiremedi. Yok sizin gibi yurdumuzu, her belaya açık hale getiren EOKA B kalıntılarından ürkeceğiz. Hadi oradan.