banner564

Atatürkçülük onun izinde gitmektir

Bazı siyasilerin, Rum ve emperyalistlerin kabul etmeyeceğini ileri sürerek, egemen iki devletli çözümün gerçekçi olmadığını savunması isabetli değildir.

Bizi ezeli düşman görenlerin, yararımıza olabilecek bir çözümü savunmalarını beklemek saflıktan öte gaflettir. Kendi elimizle ilmiği boynumuza geçirmektir.

Hele Rum kabul etmediği için ayrı egemenliğe sahip olmamamızı kabul etmek, çözümden yana olmak değil geçmişin karanlık dönemine götürülmemize yardımcı olmaktır.

Ulu önderimizin ifade ettiği gibi: ‘Egemenlik verilmez alınır. Özgürlüğün de eşitliğin de dayanak noktası ulusal egemenliktir. Özgürlüğü elinden alınan bir ulus; ne denli zengin ve bolluk içinde olursa olsun, uygar insanların gözünde bir uşaktan daha iyi davranışa layık değildir.’

Osmanlı idaresinden sonra Kıbrıs Türk halkı çok acı ve sıkıntılar çekti. 1963-74 döneminde dar alanlar içine sıkıştırılarak dış dünya ile bağlantısı kesilmiş ve 1974’te Rumların katliam başlatması üzerine, Anavatanın askeri müdahalesi sonucu bağımsızlığına ve özgürlüğüne kavuşturuldu.

Bir ulus için; kendi devletine sahip olması, yöneticilerini kendi hür iradesi ile göreve getirip görevden alması, güvenlik endişesi içinde olmaması, özgür olması, başka ulusların hegemonyası altında olmaması, ulaşabileceği en onurlu ve en değerli mertebedir.

Hal böyle iken içimizdeki bazı kişiler; ‘dünya dilinden konuşmak’ safsatası ile devletimizden ve bağımsızlığımızdan vazgeçilmesini savunuyor.

Anavatanın Kurtuluş Savaşına bakıldığı zaman, o dönemde de aynen bugün KKTC’de olduğu gibi bazı seçkin ve aydın denen kişiler; bağımsızlık istemenin hamaset hayalperestlik ve maceraperestlik olduğunu, bunun yerine ‘dünyalı olmak ve dünya dilinden konuşmak’ yani Fransa, İngiltere, İtalya ve ABD gibi emperyalist devletlerin istekleri doğrultusunda hareket edilmesini ve onların gücendirilmemesini savunuyordu. (Bak Nutuk)

Ancak Atatürk, ulusal egemenliğe dayalı kayıtsız şartsız, bağımsız bir Türk devleti kurmayı tercih etti. Teslimiyeti onursuzluk görerek, çok zor koşullara rağmen emperyalist ülkelerine boyun eğmedi.

Atatürk bu düşüncesini ‘Nutuk’ta şöyle açıklamıştır:

‘Yabancı bir devletin koruyup, kollayıcılığını kabul etmek, insanlık özelliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten de bu seviyesizliğe düşmemiş olanların isteyerek başına yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez. O halde ya özgürlük ya ölüm! İşte kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacak.’

Bağımsızlık istenmemesini, dünya dilinden konuşulmasını yani emperyalist devletleri memnun edecek şekilde hareket edilmesini, savunanlara da şöyle karşılık vermişti:

‘İstikbali için ölümü göze alan bir ulus, insanlık haysiyet ve şerefinin gereği olan bütün fedakarlığı yapmakla teselli olur ve hiç şüphesiz, esirlik zincirini kendi elleriyle boynuna geçiren miskin, haysiyetsiz, bir ulusa bakarak dost ve düşman gözündeki yeri bambaşka olur.’

KKTC’de federasyon gibi uyduruk çözüm şekilleri ile Rum çoğunluğun hegemonyası altına girmemizi savunanlar, Ulu önderimiz Atatürk’ün ‘Nutuk’unu okumalı. Dünyanın en güçlü devletlerine karşı mücadele ederek, başarıya ulaşmasından ders almalı.

Devletimizin Anavatan dışında tanınmamış olmasına karşın, dünyadaki birçok ülke halkından çok daha iyi durumdayız. Egemenliğimizden devletimizden, vazgeçmekle, halen içinde bulunduğumuz koşullardan daha iyiye değil, çok daha kötüye götürüleceğiz.

YORUM EKLE

banner582

banner608

banner628

banner474